Hatırlarsınız adına önce “Açılım” sonra “Çözüm Süreci” denilen malum zamanları!
Unuttuysanız biz hatırlatalım: Daha başlarken bir kurban gerekliydi! Onlar istedi diye İçişleri Bakanı görevden alınmıştı!
PKK uzantısı sözde sivil siyasetçiler, "Senin devletin bana söz verdi" diye askerlere çıkışmıştı !
PKK uzantısı sözde sivil siyasetçiler, "Burası Kürdistan! Gidecek olan varsa sizsiniz" diyerek polis tokatlamıştı !... Peki daha neleri görmüştük o dönemde? Ya da neleri görmemiştik, Unuttuk mu ?
'Türk ırkı yoktur' diyerek Türk'ü göremeyenleri, sadece Türk'ü değil, PKK'nın stokladığı patlayıcıları ve silahları da görmeyenleri, Daha doğrusu görüp de 'çözüm süreci hatırı'na müdahale etmeyenleri, Topraklarımız içinde teröristlere sözde 'şehit mezarlıkları' açılmasını...Hatta terörist heykeli dikilmesini, Nizamiyelerin içinde indirilen bayrakları, Üniversite kampüslerinin PKK'nın şehir yapılanmasının staj alanına döndürülmesini,
Ve bunun sonucu katledilen ülkücü gençleri, PKK destekçisi ve sola iman etmiş bir kısım arızalı tiplerin “akil insan” adı altında piyasaya sürülmesini, Devletimizin adının ve bayrağının tartışılmasını, Çözüm sürecini hayvanların bile anladığını, bazı insanların anlamadığı gibi budalaca sözleri, “Onların yerinde ben de olsam dağa çıkardım" şeklindeki resmî nitelikli açıklamaları, Silvan'da askerlerin ilçe merkezinden geçerken, adeta işgalci bir güç geri çekiliyormuş gibi ağır hakaretlere maruz kaldığını, 'görmezden gelin' talimatlarını, 'Bu süreç barışı değil, çok daha kanlı bir sürece hazırlık' diye ikaz edenlerin 'kandan beslenmek'le, 'morg bekçiliği'yle suçlandığı günleri, Terörist Öcalan'ın siyaseti dizayn etmesini, Koalisyon ortağı gibi davranıp taraftarlarına müjdeler vermesini, Ankara-Kandil-İmralı üçgeninin saygın üyesi muamelesi görüp, Nevruzlarda mektuplarının okunmasını, O mektuplar okunurken, liberal sol, pop-İslâmcı, Kürtçü ve İstanbullu beyaz aydınların birlikte sevinç gözyaşı dökmesini, Cemaat medyasıyla havuz medyasının ortaklaşa 'Kardeşlik kazandı' manşetleri atmalarını, En yetkili ağızlardan duyduğumuz, bırakılacak denilen silahların bir türlü bırakılmadığını, Sadece milletin değil devletin de bütün organlarıyla kandırıldığını/sindirildiğini...
Dağlarda tutunma şansı kalmamış PKK'nın, süreç sayesinde şehirlerde nasıl da 'alan hâkimiyeti' sağladığını,
Kendince asayiş birimleri oluşturduğunu, Devletin savcısının bile kimlik göstermek zorunda olduğu trafik kontrolleri yaptığını, Mahkemeler ve üst mahkemeler kurup 'vergi' topladığını, KCK'nın müstakbel özerklik memurları kadrosu oluşturduğunu, Daha fazla militan devşirildiğini. Teröristler için taziye çadırlarının kurulduğunu, Ayaklarına adeta 'özür' mahkemeleri götürüldüğünü, Dokunulamaz belediyelerin terörist kamplarına yemek taşıdığını, İhalelerin örgüt destekçisi tiplere verildiğini, Ömrünü terörle mücadeleye adamış olanların 'JİTEM'ci, katil, asit kuyucusu, beyaz Torosçu' gibi suçlanmalarını, Unuttuk mu?
Benim unuttuklarım vardır elbette! Bu saydıklarım adına ister açılım deyin ister çözüm deyin işte o malum süreçte olmuştu ! Yani PKK ne istediyse verilmişti ! Belki daha fazlası verilecekti.
Sonra ne mi olmuştu? Sabırsız davranıp her yere hendekler, tüneller kazıyınca, yavaş yavaş, valilerimizi, kaymakamlarımızı geriye itip idareyi ellerine almaya başlayınca,devlet, göstermesi gereken tavrı göstermişti!
Çözüm dedikleri sürecin mimarları bile hata yaptıklarını dil ucuyla da olsa söylediler! Ama buruşturup çöpe atmak yerine buzluğa koydular! Çünkü ilerde yine lazım olduğunda ısıtıp önümüze getirilebilirdi!
Ve 24 Haziran'da erken seçim kararı alındı. Zaten barajın altında kalması neredeyse kesinleşen MHP'nin lideri sebebi kendinden menkul bir “beka” gerekçesiyle partisini AKP'nin himayesine ittifak adı altında atıverdi! Adına da “cumhur ittifakı “ dediler. Karşılarında ise ,gücünü milletten alan bir “Millet İttifakı” oluştu.
Bu sefer seçimin çantada keklik olmadığını gördü herhaldeki “cumhur”un ileri gelenleri, “kürt oyları” kartını tekrar açmak zorunda kaldılar.
Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik Haberturk TV'de :
" Seçimlerden sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın kürtler konusunda o bölge insanını rahatlatacak bir takım girişimlerde bulunacağına inanıyorlar " dedi.
Adeta yeni bir çözüm sürecinin seçimden sonra hayata geçirilebileceğini müjdeledi bize!
Bu açıklamanın üzerine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim kalın yaptığı yazılı açıklamada: 1Sayın Cumhurbaşkanımızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yahut açılım gibi bir konu yoktur. (….) Kürt kardeşlerimiz de diğer bütün bireyler gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşlarıdır. Geçmişin ret, inkar ve asimilasyon politikaları Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortadan kaldırılmıştır. Kürtler dahil bütün vatandaşlarımızın PKK terör örgütünün zulüm ve baskısından kurtulması için verilen mücadele bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir."
Bu açıklamada geçen “red,inkar ve asimilasyon” iddiaları,HDP/PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne attığı bir iftira ve propaganda söylemi değil midir?
Sayın sözcünün ifadesine bakılırsa devlet bir asimilasyon uyguladığını kabul ediyor anlamını çıkarmaz mı Türk düşmanı çevreler?
Ve bu onlara, devletimiz aleyhine kullanılacak bir argümanı bizzat devletin sunması anlamına gelmez mi?
Yoksa sayın danışman ve sayın sözcü “İyi polis-Kötü polis” cilik mi oynamaktadır?
Not:Bu yazı Sayın Servet Avcı'nın 21.05.2018 tarihli Yeniçağ Gazetesi'ndeki yazısından mülhem yazılmıştır!