Bizim paramız değer kaybettiği için mi döviz yükseldi. Yoksa döviz yükseldiği için mi paramız değer kaybetti bilmiyorum. Ama görünen o ki bir ekonomik sarsıntı geçiriyoruz.
Her ne kadar yaşananlar bir papaza bağlamaya çalışılsa da mesele o kadar basit değil!
İşin içinde olanlar ve bilenlerce açıklamalar yapılıyor peş peşe.
Hele son açıklamalardan sonra piyasa biraz kendine gelir gibi oldu.
Sorumlular, inşallah geldiğimiz noktadan geriye doğru bir “Nerede hata yaptık “ muhasebesi yaparlar !
İnşallah biraz da kendilerinin sebep olduğu krizi, bir siyasi rant kapısı gibi görmezler.
İşin içinde olanlar dedik ! Yani TÜSİAD, yani TOBB yani ekonomistler…
Sorumluluk bilinciyle yapılan açıklamalarla dövizin ateşi kısmen düştü ama krizden çıkış ve sonrası için söylediklerini de dikkate almak gerekir diye düşünüyorum. Şu ana kadar yapılan açıklamalardan benim anladığım:
Türk ekonomisinin temellerinin sağlam olduğunu, söylüyorlar.
Krizin derinleşmemesi için bazı ek tedbirlere ihtiyaç olduğunu, söylüyorlar.
Piyasanın bu kadar dalgalanmasına biraz da bazı çevrelerin oluşturmaya çalıştığı panik havasının sebep olduğunu, söylüyorlar.
İktidarın zamanında pozisyon alıp, piyasayı rahatlatacak tedbirler alsaydı belki bu ölçüde bir dalgalanma olmayacağını, söylüyorlar.
Batı ile kavganın bırakılmasını, söylüyorlar.
Hukuk güvenliğinin sağlanmasını, söylüyorlar.
Yanlış ekonomi politikalarının terk edilmesi gerektiğini, söylüyorlar.
Türkiye'nin bu krize durup dururken girmediğini, söylüyorlar.
Üretimden çok tüketime yönelik yatırımlar yapmanın, yol gösterici eleştirileri bile düşmanlık olarak gören, telkin ve eleştiriye kapalı yönetim anlayışının Türkiye'yi bu noktaya getirdiğini, söylüyorlar.
Bence bugün içine düştüğümüz krizden çıkabilmek için her vatanseverin göstermesi gereken tavrı gösteriyorlar. Bunu yaparken de ideolojik bir saplantı içine girmeden dile getiriyorlar düşüncelerini.
Yanlış ekonomi politikalarımız bizim zayıf tarafımızdı ve oradan yüklenip operasyona kalkıştılar.
Bu kriz, emperyalist ABD tarafından belli amaçları gerçekleştirmek için planlı olarak derinleştirilmeye çalışılıyor. Yani sebep sadece tutuklu papazın serbest bırakılma meselesi değil gibi.
ABD'nin Suriye'de yapmak istediklerini de hesaba katmak lazım.
Ülkemize yönelik bu saldırıyı bertaraf etmek için yapılması gerekenleri de İrfan Sönmez Habererk'teki köşesinde şöyle sıralamış:
“İktidar ötekileştirici, ayrıştırıcı politikalara son vermelidir.
Batı ile kavga etmekten vaz geçmelidir. Düne kadar kavga ettiğimiz Almanya krizde Türkiye'den yanında yer aldı.
Araplardan medet ummaktan vaz geçmeliyiz. Trump'ın akıl dışı tavrına karşı tek bir Arap ülkesi Türkiye'nin yanında yer almadı.
Yargı bağımsızlaştırılmalı, kuvvetler ayrılığı yeniden tesis edilmeli, hukukun üstünlüğü sağlanmalıdır. HSYK üyeleri gerekirse RTÜK üyelerinin seçildiği metotla seçilmeli, veya yargıyı bağımsızlaştıracak başka bir yöntem bulunmalıdır.
AB ile ilişkiler -milli menfaatlerimizden-taviz vermeden yeniden onarılmalıdır.
Tek adam düzeninden vaz geçilmeli, milli devlete dönülmelidir.
ABD kamuoyuna yönelik ciddi bir kampanya başlatılmalıdır.
Brunson'un faaliyetleri uluslararası kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Esat gitsin demek PKK gelsin demektir. Suriye politikası baştan sona yanlıştı. Bugün sıkıştırılma sebeplerimizden biri budur: ABD ekonomik kuşatma ile Fırat'ın doğusundaki yapılanmaya onay vermemizi istiyor. Türkiye'nin menfaati Esat'ın karşısında olmak değildir. Suriye ile ilişkiler yeniden kurulmalıdır.
Dış politika seçim kazanma üzerine değil, ülkenin çıkarlarını koruma üzerine kurulmalıdır. Geçmişte Almanya ve Hollanda ile yaşanan gerilimlerin tamamı iç kamuoyunun desteğini alma maksadına matuftu. Sonunda Türkiye'nin aleyhine oldu.
Devlet bir aile devleti görüntüsünden kurtarılmalı, ekonomi yönetiminde hısımlık değil liyakat esas alınmalıdır.
Ekonomist değilim, ama hepimizin bu ülkeye karşı sorumluluklarımız var.
Maalesef yandaş medya olaya -ülke ne kaybeder-noktasından ziyade partimiz, liderimiz ve tabi cüzdanımız ne kaybeder zaviyesinden bakıyor. Bu da doğru adımlar atılmasını, vatandaşın içinde bulunduğumuz durumu görmesini engelliyor. Bize düşen doğru bildiklerimizi yazmak milli bir vecibeyi yerine getirmektir.
İnşaallah hep beraber bu krizden sağ-salim çıkacağız, diz çökmeden ve bölünmeden…”