Evet kabul etmek gerekir ki ele aldığımız konu mayınlı arazi gibi !
Yani, Ramazanda mukabele okuyup para alınması, eve erkek hocanın gelip teravih namazı kıldırması ve buna para alması, yine eve erkek hocanın gelip mukabele okuması, ve bu okuma karşılığında para alması; gibi konuları dile getirmek ,siz de takdir edersiniz ki bir takım suçlamalara maruz kalma tehlikesi taşımaktadır. Ama biz yine de bir iki kelam edelim. Ola ki okuyucularımızdan bizi aydınlatanlar ve konunun benim yazdığım gibi olmadığını, olması gerekeni de söyleyerek uyaranlar olabilir.
Burada yazdıklarımız da din görevlilerine yönelik bir eleştiri değildir. Yanlış anlaşılmaktan da çekinirim.
Önceden bir ücret ve rayiç belirlenmesi konusu eleştiriye açık olan kısımdır.
Kur`ân-ı Kerîm okuma karşılığında para almak haramdır, câiz değildir: Ibn Âbidîn “alanın da verenin de günahkâr olduğunu” söyler. Imam Birgivî, “ihtiyaçlı iseler leş yesinler de bunu yemesinler, daha iyi olur” der.
“Bu parayı alanların %90`i fakirdir. Bununla ihtiyaçlarını gideriyorlar !”
Mı diyorsunuz?
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Zaruretler, haramlığı ortadan kaldırır) buyuruyor.
Peki yapılan işin zaruret olup olmadığını kim tespit edecek?
İşi yapana kalırsa sonucu tahmin edebilirsiniz artık.
Peki ramazan aylarında evlere gidip mukabele için Kur'an okuyan din görevlileri açısından ortada bir zaruret hali var mıdır?
Yani muhtaç mıdırlar? Nafakalarını teminde mi zorlanmaktadırlar?
Kimsenin kazandığı parada gözümüz yok!
Din görevlileri ve diğer kamu çalışanlarına düşen “Allah devletimize zeval vermesin “ diye dua etmek olmalıdır.
Ve de Ramazan ayında bu iş için izlenecek yol ve yöntem belliyken !
“Ramazanda bu yolla hayır yapmak isteyen kadınlar bir araya gelsinler. En iyi bilenleri Kur`ân okusun, diğerleri dinlesin. İyi okuyamıyorlarsa, hatim yapmaları da şart değildir. Okuyabildikleri kadar okur, okuma bilmeyenlere öğretirler.” (Serahsi, Mebsût I/166)
“Azı haram olanın çoğu da haramdır “ hükmü sadece içki için mi geçerlidir?
Necip Fazıl'ın, aslında devleti yönetenler veya yönetmeye talip olanlar için söylediği bir söz vardı :
“Bal süzerken, parmağına bulaşanı yalamakla, bal küpünü götürmek arasında itikadımızca hiçbir fark yoktur!”
“Sana ne “? “Sen mukabele mi okutturuyorsun?” diye sorulara muhatap olacağımı da biliyorum!
Ama bunu soracaklara da klasik bir ifadeyle “ Yumurtayı bilmek için tavuk olmaya gerek yoktur!” derim.
Bu konunun açıklığa kavuşturulacağı yer elbette gazete köşesi değildir!
Helalinden kazanmak bütün Müslümanlara farzdır. Yani Kur'an üzere ama Kur'an üzerinden değil!
Dilencinin bile “ Allah rızası için…” diye dilendiği bir ülkede yaşıyoruz değil mi?