İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Halk TV'de yayınlanan Fatih Ertürk'ün sunup yönettiği Türkiye Nereye programına katılmış.
Programa Özdağ'ın yanısıra CHP PM üyesi Haluk Pekşen ve emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk de katılmış.
Aşağıdaki yazı tamamen Ümit Özdağ'ın programda yaptığı konuşmanın yazıya dökülmüş halidir.
PKK'nın kritik zirvede terör örgütü olarak görülmediğine dikkat çekmiş. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ateşkes çağrısının da doğru bir hamle olmadığını söylemiş.
Ve özetle şöyle demiş Sayın Özdağ:
“ABD'nin PKK/PYD'ye yapmış olduğu danışmanlık desteği dışında, sahaya inip savaşan olarak, önce Ruslar'ı, sonra İranlılar'ı, şimdi bizleri gördü. Neticede Suriye rejimi ,ülkenin büyük bir bölümünde bu savaş neticesinde hakimiyet kurdu. Bu hakimiyetin kurulması sırasında, ülkenin değişik yerlerinde belirli bölgeleri kontrol almış olan Selefi-Cihatçı yapılar-değişik örgütler bunlar-bu bölgelerde savaşı, çatışmayı kaybedince, çatışmadan “Artık tamam, ateşkes yapıyoruz !” deyip, serbest geçiş hakkı istediler. Rejim de bunu vermeye çok gönüllüydü zaten! Bu, serbest geçiş hakkının hemen hemen hepsi İdlib'e yönelik olarak gerçekleşti. Yani başından beri İdlib bir havza, bu havzaya Suriye'nin değişik yerlerinden bu güçler aktı. Başından beri İdlib'te bu toplanmanın nihai bir hesaplaşma ile biteceği biliniyordu. Ve tabii Türkiye de Astana süreci içerisinde İdlib'te toplanan bu yapının ,bir anlamda gözetici konumunu üstlendi. Şimdi bölgede 1500'e yakın askerimiz, değişik 150'şer kişilik gruplar halinde konuşlanmış durumdalar. İki tane büyük güç var. Bunlardan bir tanesi El Kaide ve türevleri olarak gördüğümüz unsurlar. Bunlar burada etkili bir silahlı güce sahipler. Bunlara El Nusra'yı da katabiliriz. Bir de ÖSO ve Türkiye'ye yakın yakın diye bilinen diğer gruplar. Suriye rejimi, İran ve Rusya'nın desteğiyle, bu yapıya yönelik büyük bir operasyon hazırlığında. Suriye ordusu üç alanda konumlandı ve birinci saldırı alanının (kara saldırısı) Lazkiye üzerinden gerçekleşeceği bekleniyordu. Ve bu da Türkmen Dağı ile Kürt Dağı arasındaki bölgede gerçekleşecek.
Türkiye'de bir taraftan çatışmayı durdurmak üzere Erdoğan yönetiminin değişik girişimleri olurken, bir yandan da bir olası saldırıya karşı değişik bölgelerin takviye edilmesine yardımcı oldu. Mesela bundan 10 gün önce Türkmen Dağı bölgesine 2000 kişilik bir grup bölgeyi savunmak için gitti yerleşti. Fakat tabi gerçekleşecek saldırı çok kapsamlı. Üç konvansiyonel ordunun (Suriye, İran, Rusya) iç savaş deyimlerinden istifade edilerek hazırlanmış bir konsept ile bu saldırı gerçekleşecek.
İşte bu aşamada, oldukça ciddi ön görüşmeler yapıldıktan ve Türkiye'yi tatmin edecek sonuçlar alınamadıktan sonra Tahran'da bu zirve gerçekleşti. Zirve, Erdoğan açısından başarısızlıkla sonuçlandı. Hatta İran TV'lerinin bu görüşmeleri neden canlı yayınladığı hala meçhul bence. Çünkü böyle bir zirve canlı yayınlanamaz, yayınlanmaması lazım!
Erdoğan'ın ateşkes teklifine, Putin'in verdiği cevap, bu anlamda televizyonlardan duyulmaması gereken bir cevaptı !
Yani “Masada kimler teröristleri temsil ediyor ?” şeklinde bir yaklaşımı, Tv'lerden duyulmaması gereken bir ifadeydi!
Özetle, sonuçta ortaya bir bildiri çıktı!
Burada, Erdoğan'ın haklı olarak PKK/YPG'nin terör örgütü olduğu hususunun üzerinde durmuş olmasına rağmen, bildirinin 4.maddesinde PKK'nın terör örgütü sayılmadığını görüyoruz.
DEAŞ ( İŞİD), Nusra cephesi, El Kaide, bağlantılı tüm diğer gruplar, teşebbüsler ve oluşumların ortadan kaldırılmasından bahsediliyor ama PKK'dan hiç bahsedilmiyor. Yani, PKK'nın, bir terör örgütü olarak Rusya ve İran tarafından algılanmadığını bir kez daha görmüş olduk.
“Silah bırakma” ve “Ateşkes” ayrı kavramlar.
Bir de terör örgütleri ile ateşkes kavramı yanlış bir kavram. Çünkü siz terör örgütleri ile ateşkesi önerirseniz, yarın bir başkası çıkar size terör örgütleri ile ateşkesi önerir. Yani terör örgütlerini taraf kabul etmiş olursunuz.
Bütün bu bildiriden olumlu olarak çıkarılabilecek tek sonuç,2.maddenin son cümlesi:
“Komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan, ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir “
Tahran'dan Türkiye'ye olumlu düzeyde bu cümleden başka bir şey çıkmadı. Ve bugün de Ruslar ve Suriye ordusu bombardımana başladı. Özetle durum vahim.
Biraz önce Dış İşleri Bakanı bir açıklama yapmış:
“Türkiye'ye yönelik yeni bir göç dalgası” başlayacağına dair!
Bu da muhtemeldir ki, Suriye rejimi de ,bu bölgede terör örgütü olarak gördüğü yapılarla ilişki içerisine girmiş insanların Suriye'yi terketmesini istiyordur.”
Ben de, Ümit Hoca'nın değinmediği bir konuyu belirtmeliyim.
Tahran zirvesi sonrası yayınlanan bildirinin 5.maddesinin ilk bölümünde şöyle bir karar da varmış! "Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair inançlarını yinelemişlerdir."
Bu karar sanki, askeri müdahalelerin, “siyasal müzakerelerin yolunu açmak için” yapıldığını anlatıyor.
Yani bir nevi: "Türkiye, Suriye ile Erdoğan, Esad ile görüşmeden Suriye sorunu çözülemez" diyorlar bize !
Yani Tahran zirvesi Esat ile oturulacak masayı işaret ediyor sanki !
Ve sanırım bizi o masaya öyle ya da böyle oturtacaklar gibi!