Bu yazı, internette dolaşan ,”memleket” konulu bir yazıdan tarafımca uyarlanmıştır. Ve yıl 2007'dir o zamanlar.
Senin saçların Ayyıldız'dan almıştı rengini... Aydede sana masallar anlatırdı, pencerenin kenarında...Tenin, Anadolu'dan almıştı aydınlığını bebeğim... Bunları bil...
Sen; Benim memleketimin evladısın...
Bir yanın hüzne mahkum, bir yanın yarım da olsa gülecek bebeğim... Ağlamayı, ağlama tadında.. ve gülmeyi gülme tadında hiçbir vakit yaşayamayacaksın. Yaşadığın her anın, bir tarafı hep eksik kalacak bebeğim. Belki hiçbir zaman koşamayacaksın ipi kopmuş bir uçurtmanın arkasından... Bir pencere önünden seyredeceksin, özgürlüğünü yaşayan her şeyi... Belki senin gökyüzünde uçmayı düşleyen hayallerin hiç olmayacak... Akranların koştururken, sen dolu gözlerle seyredeceksin. Belki zaman zaman isyan da edeceksin... Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...Birliğe hasret…..Dirliğe hasret…..
Şafaklarında umutlar filizlenir ülkemizin... Uçsuz bucaksız bir rahmetin ümidi içinde seni beklerken, memleketimin bereketli buğday tarlalarının kokusunu keşke getirebilseydim sana...Dedemin Cumhuriyet hatırası şapkasını.. benim yaşadığım çocukluğun güzel yüzünü; önünde tarhana kuruttuğumuz yayla evimizin penceresinden, dedemin ektiği patates tarlalarını gösterebilseydim... Beyocağı Yaylası'nda Kısrak Pınarı'nı gezdirebilseydim. Keşke Yayla yolunda, Sindiğen çalıları arasından çıkan o soğuk sudan ya da Cıldır Oluk'tan bir avuç olsun yüzüne serpebilseydim...
Sana Melikgazi'de, Maduru'da, Harmancık'ta Şakşak'ta yatan atalarının kabirlerini gösterip; Niksar'a Türk Mührünün nasıl vurulduğunu dedemden dinlediğim gibi anlatabilseydim...
Sana çocukluğumun silinmez iz bırakan kahramanlarını; "Fatlılı Ali Çavuş"u, "Topal Osman"ı "Kırkkızlar"ı ve onların bazen güldüğüm, bazen ağladığım hikayelerini anlatabilseydim...
Sana; Yeşillioğlu Musa Beğ'in Balkan Savaşı hatıralarını, daha anlatmamıştım oysa.Gözpınarların suyunu Kelkit''ten alır bebeğim, sen bilmezsin! Ve döktüğün yaşlar, Yeşilırmağa akar, bütün acılarını önüne katıp. Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...Birliğe hasret….Dirliğe hasret…..Kaldır o hüzünlü başını ve uzat ellerini ülkemizin başı dumanlı dağlarına...Puslu şehirlerine…. Bağlarına, bahçelerine yaz gelmiş memleketimin, buğdaylar bereket türküsü söylüyor bebeğim...
Başında sancılar var memleketimin bebeğim...
Türk'süz…Türküsüz….
Sana türkülerini öğretecektim memleketinin...”Türk'üz türkü çığırırız” diyecektim. Her biri yürekte bestelenmiştir... Sakın unutma...
Sana Fuzuli'den, Baki'den, Nedim'den Yunus'tan şiirler okuyacaktım oysa... Oğuz Kağan Destanı'nı ilk ben anlatacaktım... Osman Gazi'yi, Fatih'i, Kanuni'yi, Atatürk'ü benden dinleyecektin... Sana ülkemizi, Kanije gibi savunmayı, içerden ve dışardan ülkemizi kuşatan hain kuşatmayı Gazi Osman Paşa'nın Plevne'de yardığı gibi yarmayı, söyleyecektim….. Sana kaybettiğimiz toprakları gösterecektim bebeğim...
"Sen istersen, tekrarı hayal değildir" diyecektim... Ecdadının ne denli yiğit olduğunu daha duymamıştın...Şakaklarında sancılar var memleketimin bebeğim...Herkese dost …..Sadece Türk'e düşman….
Ninelerimizden dinleyerek büyüdüğümüz, Osmanlı askerlerine yazılmış ağıtları.. Sarıkamış'ta donarak ölen askerlerimizin ülkemizi nasıl yangın yerine çevirdiğini.. her eve bir ateş düştüğünü ve “Hey Onbeşli Onbeşli” diye kimlere türkü yakılmış öğrenecektin bebeğim….
Ve ilk şiirin Şair Mehmet Emin Yurdakul'un “Ben Bir Türk'üm …….”diye başlayan şiiri olacaktı…Anadolu'da şehitsiz ev olmadığını söyleyecektim sana bebeğim...Atsız'ın “Bir kemik peşinden saatlerce yol yürüyen köpekler bile güler kimsesizliğimize” dediği gibi kimilerinin “3-5 Mehmed !” kimilerinin “kelle !” dediği, bizimse ,yüreğimize gömerken ki ağıtlarımızdan dolayı “yaygara koparmak!” la suçlandığımız şehitler…..
Adlarına televizyon programları düzenlenmeyen , gazetelere günlerce manşet olamayan şehitler…..Sen bunları okuduğunda ben yanında olmayacağım. Acizliğimi, çaresizliğimi anlayacaksın...Ve memleketin gülüm Çanakkale'den bu zamana nasıl bu hale geldiğini hiçbir zaman anlayamayacaksın...
Dünyanın bir yüzü hep karanlıktır bebeğim... Bir yanında bahar çiçekleri, diğer yanında çöller...
Bir yüzü müjdelerle dolu, bir yüzünde yaslar...
Günler geceden kalmadır bebeğim... Gece nasılsa, gün de öyledir... Hayat da böyledir...
Her şeye rağmen bu memleket bizim bebeğim…
Bu memleket bizim.