31 Mart 2019 da bir yerel seçim yaşayacağız.
Ama bu seçimlere başka anlamlar yükleyerek istikametini şaşıranlar var.
Ülkede bir yerel seçim değil, ülkenin bekasına yönelik bir oylamaya dönüştürme çabası özellikle iktidar ve destekçisi MHP tarafından dillendirilmektedir.
11 Şubat 2018'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Antalya'da düzenlenen bir toplantıda 'Türkiye'nin ağır bir beka sorunuyla' karşı karşıya olduğunu ileri sürmüştür.
Sayın Bahçeli, bu iddialarını giderek artan dozda ve sıklıkla 31 Mart 2019 Genel Seçimleriyle ilişkilendirmiş, 9 Ocak 2019 tarihli MYK toplantısında 'bana beka mı. belediye mi derseniz beka derim.' Demiştir.
15 Ocak 2019'daki Meclis Grubu konuşmasında '31 Mart'a beka açısından bakılamayacağını söyleyenler belanın ta kendisidirler' diyerek seçimlerin kendi anlamı içinde doğal mecrasında gitmesi gerektiğini savunanları adeta hasımlık noktasına taşımıştır.
Sayın Bahçeli'den kısa bir süre sonra AKP Genel Başkanı da olan sayın Cumhurbaşkanımız, 31 Mart 2019 Yerel Genel Seçimlerine yönelik, benzer bir değerlendirme bulunmuş ve 27 Ocak 2019'da Antalya AK Parti İl Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıda '31 Mart seçimleri ülkemiz açısından bir beka meselesine, bir beka seçimine dönüşmüştür' demiştir.
Bu görüş ve tutumlar adayların kampanyalarına da yansımaya başlamıştır.
AK Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Özhaseki. 'PKK. IŞİD ve FETÖ gibi terör örgütleri destekleyicilerinin Türkiye'yi parçalayıp. Suriye gibi bir terör ülkesine dönüştürmek istediklerini belirterek 31 Mart Seçimlerinin bundan ötürü bir iktidar olma ve belediye kazanma seçimleri değil ülkenin beka sorunu" olduğunu söylemiştir.
Halbuki 31 Mart'ta vatandaşlarımız, bütün düzeylerdeki yerel yöneticilerini seçmek üzere sandık başına gideceklerdir.
Bu seçimler. milletimizin mutluluk ve refah özlemlerini yerel düzeyde hayata geçirmeye hizmet edecek yönetişim politikalarını uygulayabileceklerini düşündüğü adayları değerlendirip seçmelerini sağlamaya yöneliktir.
Ancak bu gereklilik, iktidar ve paydaşları tarafından neredeyse hiçbir şekilde tanınmadığı gibi, yerel genel seçimlerin asli anlamının çarpıtmaya ve bunun neticesinde adeta ortadan kalkmasına yol açacak sistematik bir negatif propaganda ısrarlı bir şekilde yürütülmektedir. Yukarıda görüldüğü üzere, iktidar ve destekleyicilerine göre Türk Milleti 31 Mart 2019 seçimlerinde, yerel yönetimlerde kendi ihtiyaçlarına, mutluluğuna ve refahına en iyi hizmet edecek adayları seçmek için değil, 'beka' için oy kullanacaklardır.
Bütün bu görüşler 31 Mart 2019 Seçimlerini asli anlamını çarpıtıp kendi mecrasından çıkarmaya yöneliktir.
Türkiye'nin bir beka meselesi var demek, Türk Milletinin bu topraklardaki bin yıllık egemenliğinin, varlığının ve geleceğinin çok ciddi bir tehdit altında olması demektir.
İktidar partisi veya ortağının elinde bu konuda çok açık ve inkâr edilemez kanıtlar var ise TBMM'yi bilgilendirmesi gerekmez mi?
Bu söylemler üzerine, devletimizin bir BEKA Sorununun olup olmadığı, varsa niteliği ve kökeninin belirlenip bu soruna karşı çözüm üretilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılması istemiyle İYİ Parti bir araştırma önergesi vermiş.
Ne olmuş peki?
İYİ Partinin verdiği araştırma önergesi, AKP ve MHP'nin 'ret' HDP'nin ise 'çekimser' oylarıyla reddedilmiş.
Hani “beka” meselesi vardı?
İşte, Meclis'e sunulan 'Beka' araştırma önergesi üzerine İYİ Parti Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu, söz hakkı almış ve şunları demiş:
“17 yıldır iktidarı elinde bulunduran bir siyasal topluluğun milletinin karşısına çıkıp beka meselesinden bahsetmesi “ben 17 yıl ülkeyi kötü yönettim” demektir.
Bugün yanınızda duran MHP dün size “böyle devam ederseniz beka problemi olur” diye bağıran taraftaydı.
Eşkiyanın başını ezmek için milletle olması gerekenlerin, eşkıya ile oturup milletin başını ezdiği durum beka sorunu olur. Bütçeyi istisnalarla delik deşik ederseniz muhalefet der size “beka sorunu var” diye. Muhalefet derse ki size dışişlerinin ferasetsizliğini tüm ülke çeker. Yurdunuz mülteci akınına uğrar bu bir beka problemine dönüşür der. İktidar der “olay kontrolümüz altında beka sorunu olmaz.”
“Vallahi size şaşırıyorum. Bina yıkılıyor “ders aldık”
FETÖ'cüler darbe yapıyor “ders aldık.”
PKK'lıların PKK'lı olduğunu öğrenmek için çözüm rezaletine ne gerek vardı? Sorsaydınız bize söyleseydik. Sizin lehinize feragat mı etmemizi istiyorsunuz. Mesela Yozgat'ın belediye başkanını Cumhur ittifakı seçmezse ülkenin yıkılacağına inanmamızı mı bekliyorsunuz? Ne istiyorsunuz tam olarak? Seçimlerden mi çekilelim. Sadece hükümeti öven cümleler mi kuralım? Biz sizi hangi cümlelerle takdir edelim? Onları da söyleyin de hata yapmayalım.”
“Bir seçim alanında bizden pahalılık yüzünden şikayetçi olsa vatandaşa “Sağa sola mermi atarken domatesin fiyatı mı dert edilir?” desek bizi sokağa çıkarmazsınız.”
Araştırılmasını istemezler!
Çünkü bahsettikleri bekanın kendi bekaları olduğunun ortaya çıkmasından korkarlar !
Çünkü söyleyecek sözleri kalmamıştır.
Çünkü, kendi bekalarını, ülkenin bekası zannediyorlar!
Yani Niksar'ın AKP'li veya MHP'li adaylarını belediye başkanı seçmezsek devletimizin bekası tehlikeye mi girer?
Devletin bekası kişilerin siyasi bekasına mı bağlıdır? Yoksa bazı kişiler kendi siyasal geleceğini devletin bekası mı sanmaktadır?
Devletin bekasının, onların, Belediye Başkanı olmasına bağlı olmadığını gördük. Çünkü ikisi de birer dönem belediye başkanlığı yaptı!
Devletin bekası değil ama Niksar'ın bekasına ne olduğunu da hep birlikte gördük.
Biri 2014'ün kazananı diğeri kaybedeni idi!
Kazanan, iktidar partisinin parti teşkilatı, Belediye'yi parti belediyesine çevirmek için belediye başkanını bypass etmeye çabalamakla geçirdi dört yılını. Hala da öyle !
Kaybedenleri konuşmadık. Onlar da konuşmadı bu geçen dört yıl zarfında.
Halbuki kaybetmek yenilmek değildir bence! Vazgeçmektir yenilmek.
Niksar'ın da vazgeçmeyecek insanlara ihtiyacı vardır. Seçimden seçime ortaya çıkanlara değil!
Önemli olan da kazanmak veya kaybetmek değil Niksar'ın bekasıdır.