“Bin cihana değişmem
Şu öksüz Türk'lüğümü...” demiş Atsız üstad.
Bugün köşemin konuğu Ulaştırma eski Bakanı Enis Öksüz.
Daha doğrusu onun paylaşımı. Şunları demiş Öksüz Hoca :
"Yesevi'den, Horasan erenlerinden, Yunus'tan, Hacı Bektaş'tan, Hacı Bayram'dan… sonra bedevi bir zihniyet çekilmiyor be kardeşim. Türk'ün bünyesine, Türk'ün dünyasına uygun değil çünkü.
Bize karşı atom bombası kadar güçlü, gavura karşı ise sinek kadar güçsüz, bu sahte olağan üstü güçlü bedevilerden bıktık artık.
Arada dağlar kadar arılık duruluk, arada dağlar kadar ilim irfan, arada dağlar kadar soy sop, gelenek görenek, kültür ve aidiyet farkı var.
Din sosuna batırılmış habis bir ur gibi içten içe çürüten, içten içe kuşatan, ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Afyonun nerede ne zaman patlayacağı, haşhaşilerin sinsi bir yılan gibi nerede ne zaman sokacağı, nerede ne zaman bir Şerif Hüseyin, nerede ne zaman bir Şeyh Said, nerede ne zaman bir Hasan Sabbah, nerede ne zaman yeni bir Feto çıkacağı belli değil.
Rahmetli Erol Güngör'ün azınlıklar için söylediği söz tıpa tıp onlara uyuyor vesselam.
Belki kafamızı karıştıracak, belki bizi biraz uğraştıracaksınız, ama eninde sonunda bu bünyeden muhakkak atılacaksınız.
Herkes kafasına şunu iyice soksun! İstedikleri kadar şeyh, istedikleri kadar, gavs, istedikleri kadar kutup olsunlar. İstedikleri kadar takla atıp, istedikleri kadar allayıp pullasınlar. İstedikleri kadar uçup, istedikleri kadar Allah dostu (!) palavralarıyla milleti kandırsınlar!
İçinde Türk olmayan, Türk'ün ruhu olmayan, her şey bu millet için, bu coğrafya için, bu devlet için bir BEKA meselesidir .
Bunu kafamıza küçük harflerle değil, büyük ve kalın harflerle muhakkak kazımak zorundayız.
Kazımadığımız müddetçe Feto ve türevleri ne ilk ne de son olarak bu milleti can evinden vurmaya devam edeceklerdir. Bataklık varsa sinek, sinek varsa sıtma muhakkak vardır.
Bu batağın çaresi, temiz suyun gürül gürül çağlayacağı Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir.
Tarikatçı değilim, çünkü aklımı kim olursa olsun kimseye ipotek edemem, ama çağdaş demokrasi, insan hak ve hürriyeti ve Türk milliyetçiliğindeki inançlara saygı prensibi gereği, tercihlerini böyle belirleyen bütün arkadaşlara saygılıyım. Umarım onlar da bana saygılı olurlar.
İlim için lazım olan aklın, din için de lazım olduğuna inanlardanım. Çünkü akla değer vermeyen ümmetlerin sonu cennet değil cehennemdir. Esarettir, uşaklıktır, rezilliktir, pisliktir.
Bunu görmek için ille alim olmaya gerek yok. Ağzına kadar hacı, hoca, seyyit, gavs, kutup, şeyh, şıh dolu İslam dünyasına bakmak yeter de artar bile.
Rezaletin biri bitmeden diğeri başlıyor. Parelellik, ihanet, ticaret, sapıklık, sahtekarlık, yobazlık, ajanlık, rüşvet, iltimas, sahtecilik… Skandalın haramın günahın ardı arkası kesilmiyor.
Tevazu insanlık erdem ve güzel ahlakın yaşanması gereken yerlerde insan bu rezillikleri saymaya utanıyor.
Şimdi hepsi bunları, kendilerinin değil, başka tarikat ve cemaatlerin yaptığını, zaten onların gerçek tarikat ve cemaat olmayıp gerçek tarikat ve cemaatin kendileri olduğunu ispatlamanın telaşındalar.
Düşüne biliyor musunuz bu ülkenin insanları yıllarca kadının saçının bir tek teli görülsün mü, görülmesin mi diye bir birine düşman edilirken televizyonlarda çatır çatır, çırıl çıplak kadın mürit oynatan pezevenkler yıllarca tarikatçılık cemaatçilik cakası sattı bu ülkeye.
Tarikatçı olacaksanız Ahmet Yesevi gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş gibi, Tapduk Emre gibi, Ahi Evran gibi Hacı Bayram gibi yerli ve milli olacaksınız yabancı değil.
''Gelin canlar bir olalım'' Diyeceksiniz ki sözünüz Adriyatik'ten Çin Seddine bütün bir Türk dünyasında yankılanacak.
''Bir kez gönül yıktın ise kıldığınız namaz namaz değildir'' Diyemiyorsanız susacaksınız.
Halep ordaysa arşın burada. Bu iş öyle yanmaz kefen, sırattan geçiren terlik, deve sidiği, cezbe, rüya, papağan gibi eski alimlerinin sözlerini nakletmek hele hele de fütursuz ve hadsizce Allah ve Resulünü bu işe alet etmekle olmuyor. ''Dervişlik olsaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka''
Şeyhleriniz, tarikatlarınız varsa bir kerameti bizden olan kurtulur diye zümrecilikle değil, Türk tarikat ve ulularında ki gibi, millet için, insanlık için çıkacak ortaya.
''Gel gör beni aşk neyledi'' Diyemeyen aşkın,
''Yaradılanı hoş gördük yaratandan ötürü'' Diyemeyen sevginin postuna oturmayacak. Arkadaş.
''Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan'' diyebilen bir şeyh olmadıktan sonra o tarikatın ne önemi var?
Bu asil millet için ''Bir olalım iri olalım diri olalım'', ''Eline beline diline sahip ol'' ,'' bölüşerek tok, bölünerek yok oluruz'' diyen milli şuura sahip Türk ulularını ne zaman keşfedeceksiniz acaba?
''Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, hakkın yarattığı her şey yerli yerinde, bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok. Noksanlık, eksiklik, senin görüşlerinde'' diyebilseydi şeyhleriniz, tarikatlarınız yobazlık ve sapıklık suçlamalarına bu kadar maruz kalır mıydı acaba?
''İlim beşikte başlar mezarda biter''
''En büyük keramet çalışmaktır'' diyen mutasavvıflardan sonra kusura bakmayın da çalışmadan saltanat süren şeyhler pek akılcı gelmiyor insana.
''İncinsen de incitme ''
''Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez'' Sözünü kim niye söylemiş acaba?
''İslam'ın temeli güzel ahlak; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır'' Diyen pirlerden sonra acaba aklı ipotek etmek niye nasıl ve nerden çöreklendi bu coğrafyaya?
''Kuvvetini mazluma değil zalime kullan'' Sözü yerine fırıl fırıl iktidar peşinde koşmak tarikatçılık cemaatçilik Allah dostluğu mu oluyor şimdi?
''Hararet nardadır sacda değil, Keramet baştadır, taç da değil. Her ne ararsan kendinde ara, Kudüs de Mekke de hac da değil''
''Çalışmadan geçinenler bizden değildir'' sözünden ders almayan şeyh şeyh olabilir mi?
''Eşine, işine, aşına özen göster''
''Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp, bizi geçen bizdendir'' Sözlerini hiç duydunuz mu acaba?
''İslami hükümleri tam bilmeyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyalık yolunda bulunmaya kalkarsa, bunun imanını şeytan çalar'' diyen Yesevi demek ki boşa dememiş bu sözleri.
Anlayacağınız bütün tarikat ve cemaatler iktidar sofrasında nimet yarışına girip bizi Ortadoğu batağına çekerken, Türkistan uluları ''Padişah huzurunda dahi olsanız hakkı ve hakikati söylemekten çekinmeyiniz'' diyerek hala aydınlatmaya devam ediyorlar bizleri.
Öyle görünüyor ki biz ne dersek diyelim tarikat ve cemaatler, mesele ister küresel güçler, ister gizli ve açık yürütülen Arap milliyetçiliği, ister cahillik, ister Vahabi selefiyeciliği ve ister yobazlıktan geçinen din tüccarları olsun, Türk'ün ilelebet süren varlık mücadelesinde Türk'ün en hayati varlık sorunları olmaya devam edecektir"