Dün, (10 .08.2018) internet medyaya düşen bir haber ilgimi çekti. Haber bir futbol haberiydi ama tüm toplumu ilgilendiriyor sanırım. Güzide kulübümüz Trabzonspor,
sözleşmesini tek taraflı feshettiği için tazminat ödemek zorunda kaldığı bir eski futbolcusuyla ilgili açıklama yapmış.
Benim dikkatimi çeken tazminat veya miktarı değil elbette.
Açıklamanın özellikle futbolcunun karakteri ilgili tespitleri dikkatlice okumanızı öneririm:
"Kamuoyunun bildiği üzere; geçmişte kulübümüzde forma giyen ve ilgili dönemde ''Yağ ölçüm testine geç gelmesi'' nedeniyle sözleşmesi tek taraflı olarak fesih edilen Aykut Demir, feshini TFF'ye taşımış, beraberinde UÇK ve Tahkim Kurulları kulübümüzü haksız bularak 9 milyon 815 bin 580 TL ödemeye mahkûm etmiştir.
Yönetim Kurulumuz, diğer tüm girişimlerinde olduğu gibi memleket ve Trabzonsporluluk hassasiyetini ön planda tutarak ilgili futbolcuya son güne kadar tazminatı için indirim veya taksitlendirme taleplerini iletmiştir.
Ancak; yaşantısından ahlakı ve vicdani değerlerinin yüksek olduğunu düşündüğümüz Trabzonlu futbolcu tüm iyi niyetli taleplerimizi reddetmiş ve tazminatını kur farkı — faiz dâhil olmak üzere talep etmiştir!
Bunun üzerine kulübümüz, ilgili futbolcuya ciddi bir kısmı faiz ve kur farkından oluşan 9 milyon 815 bin 580 TL'lik tazminat tutarını bugün itibariyle tek seferde ve peşin olarak ödemiştir."
“….yaşantısından ahlakı ve vicdani değerlerinin yüksek olduğunu düşündüğümüz…”
İşte ana fikir bu !
Yaşantısına bakmışlar!
Şekil olarak sakallı ve İsmailağa Cemaatine mensup.!
Hem sakallı hem de cemaat mensubu!
Ona güvenmeyip de kime güvenecekti Trabzon!
Üstelik Trabzon'un çocuğu.
Bu konuda; yani, ”kılığına kıyafetine, şekline şemaline, veya mensup olduğu yere göre (tarikat-cemaat-parti-dernek-kurum-coğrafya-sülale) “ahlakı ve vicdani değerlerinin yüksek olduğu düşünülen!” sadece bu futbolcu mu? Böyle düşünen de sadece Trabzonspor'un yöneticileri mi?
Elbette hayır.
Toplumun büyük çoğunluğu aynı bakış açısına sahip neredeyse!
Çook uzaklara gitmenize gerek yok!
Önce kendimize bir bakalım.
Sırf şu yukarda saydığımız hususiyetlerden dolayı değer verip ahlakı ve vicdani değerlerini yüksek zannedip güvendiğimiz ama bizi hayal kırıklığına uğratan, güvenimizi boşa çıkaran kimse yok mu?
Evet bir bakalım etrafımıza.
Sırf başını kapattığı için peşinen ahlaklı saydığımız,
Sırf sakal bırakıp, başına sarık taktığı için dindar zannettiğimiz,
Sırf başı açık diye ahlakından şüpheye düştüğümüz,
Sırf saçının şekline bakıp “edepsiz” liği yakıştırdığımız,
Sırf kendi siyasal tercihimize ters düştüğü için “hain” ilan ettiğimiz,
Yok mu etrafımızda?
Ahlakın bir şekli şemali olmadığını, onun davranışlarda, dini terminolojiyle amellerde kendini gösterdiğini ne zaman anlayacağız.
Müminin ferasetine ne oldu ?
Trabzonlu yöneticiler futbolcunun “yaşantısına bakıp, ahlakının ve vicdani değerlerinin yüksek olduğunu düşünmüşler !”
Sükut-u hayale uğramışlar belli ki !
Ama üzülmesinler!
Bilsinler ki bu toplum da yalnız değiller!
Çünkü hala, bir oluşuma girince, bir yere mensup olunca temizleneceğini düşünenler de , onların temiz olduğuna inananlar da var !
Ne yapmak lazım bu hayal kırıklıklarını yaşamamak için?
Ne şekline ne de lafına bakmayacağız! İşine bakacağız. Davranışına bakacağız. Ameline bakacağız.ve de duruşuna bakacağız.
Ziya Paşa'nın şu beytini de unutmayacağız:
“Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”