“Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı tüm İslam dünyasını sarsmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan o dönem yaptığı bir konuşmada “Trump'ın Kudüs kararı provokasyon, arkasında evangelistler var”, diye konuşmuştu. Türkiye'nin günlerdir mücadele ettiği ve çoğu kişinin haklı olarak ekonomik saldırı olarak nitelediği doların irrasyonel yükselişi sonrası ise, evangelistler yeniden gündemimize girdi. Hiç de uçuk sayılmayacak iddialara göre, doların Türkiye'de ekonomiyi çıkmaza sürüklemek üzere tüm zamanların rekorunu kırmasını sağlayan operasyonun tek sebebi Türkiye'deki siyasi iradenin Rahip Brunson'u iade etmeye yanaşmaması değildi, evangelistler çeşitli nedenlerle Türkiye'yi hedefe koymuşlardı ve bunun sebepleri vardı.
ABD Başkan Yardımcısı Pens başta olmak üzere Beyaz Saray'ın karar verici ekibinin önemli bölümünün evangelist olduğu doğru. Evangelistler Trump'ın Kudüs kararının da gösterdiği üzere, ABD yönetiminde strateji belirleme noktasında etkililer.
Evangelistler inandıkları Armagedon Savaşı'nın başlayabilmesi için Nil'den Fırat'a Büyük İsrail'in kurulması ve Kudüs'ün de bu devletin başkenti olması gerektiğine inanıyorlar. Bu ihtimalin önündeki en büyük engel ise, Türkiye. Türkiye'nin evangelistler tarafından hedefe oturtulmasının önemli sebebi bu.( Kimdir bu evangelistler?-Özlem Albayrak-15 Ağu 2018-Yeni Şafak)”
Yazarın Pens dediği Mike Pence !
Yani Ankara'ya ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile gelip , “120 saatlik ateşkes için anlaşmaya vardık, YPG 32 kilometre güneye çekilecek” açıklamasını yapan herif !
Ara vermişiz operasyona!
Bunu açıklamak da Amerika'lıya düşüyor!
Neden?
Nedenini anlaşanlar biliyor!
Operasyona sanki Amerika'nın izniyle çıkmışız gibi!
“Buraya kadar !” dediklerinde mi 5 gün ara verdik!
Peki bu aradan sonra ne olacak?
Biz geri mi çekileceğiz?
Bizim Dışişleri Bakanı'nın dediği ne anlama geliyor?
“Eğer Rusya, YPG unsurlarını Suriye ordusu eşliğinde bölgeden çıkartırsa buna karşı çıkmayız. Astana süreci garantörü olarak diğer taraflarla da görüşüyoruz. Rusya ve İran rejimin garantörü, biz ise muhalefetin garantörüyüz.”
Peki bizim garantörü olduğumuz muhalefet kim veya kimler?
Amerika ve onun korumasındaki PKK/PYD-YPG, veya ABD'nin adını değiştirdiği haliyle SDG'nin garantörü değiliz herhalde!
Geriye, garantörlüğüne soyunduğumuz çapulcular kalıyor!
Rusya'nın Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Yuriy Averyanov ise Suriye'nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekatı'nın 'uzayıp gideceğini' sanmadığını söylerken, Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de Suriye'nin Türkiye'yle sınır bölgesinde kontrolü ele alması gerektiğini belirtmiş!
Yani, Suriye'nin ve dolayısıyla Esat'ın abisi Putin diyor ki:
“Koridoru açın ve çekilin! Orayı Esat'a yani Suriye rejimine bırakın !”
Harekatın irademiz dışında durdurulmasından ve de sonrasında oluşacak gelişmelerden endişe duymak gerekmez mi?
Elbette sorular olacak.
Lakin cevaplar o kadar açık olmayacak belli ki!
Bizim harekatımızın amacı,, terör örgütleri PKK/PYD/YPG ve DEAŞ'ın varlığını sonlandırmak, sınırlarımızın güvenliğini sağlayarak bir barış koridoru tesis etmekti !
Henüz tamamlayamadan bir ara verdik!
İktidara yakınlığıyla bilinen kesimlerde bile bir tedirginlik olduğu kesin.
Tabii bunda ABD ile anlaşmanın verdiği rahatsızlık da var!
"Şöyle bir ihtimalden söz ediliyor. Protokolde PYD'den söz ediliyor, SDG'dan söz edilmiyor. Örgüt SDG adına bölgede operasyon düzenlemeye kalkarsa ne olacak. Örgüt Şam yönetiminin bayrağı altında, ABD'nin koruması altındaki bölgeden saldırırsa ne olacak? Örgüt DAEŞ adını kullanarak da saldırılar düzenleyebilir. Sonuçta aynı merkezden yönetiliyor. PYD'nin elindeki ağır silahların toplatılacağı söyleniyor ama bunu nasıl denetleyeceğiz. Bu çok zor. Kaldı ki, ABD buradaki insanların bir kısmına kendi kimliğini vererek yanına alıp bölgede hareket edebilir. Buna nasıl mani olacağız.Bir süreç başlıyor, bütün dengeler altüst oluyor. Tamam, artık bu işin geri dönüşü yok diyorsunuz, ama birkaç gün sonra her şey sil baştan değişiyor." (Abdurrahman Dilipak-Yeni Akit-20.10.2019)
Bir yerlerde yanlış mı yaptık?
Bugün gelinen noktaya bakınca evet diyebiliriz!
Bugün sınırdan uzaklaştırmaya çalıştığımız PYD/YPG denilen terörist grupların Irak'ın Kuzeyinden gelip, Esat'a karşı çıkmak, o günlerde Davutoğlu'nun selam gönderdiği Kobani direnişine katılmak üzere, hem de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda topraklarımızı çiğneyerek Suriye'ye geçtiğini hatırlarsak.
Ya o gün yanlıştı ya da bugün!
Bence ilk düğme yanlış iliklenmişti!
Sonrasında yapılanlar doğru gibi gelmişti bize:
Tamam Emevi Camii'nde namaz kılmayı unuttuk!
Bunca zehir zemberek sözlerden sonra bu işin sonunda Esatla el sıkışırsak kimse şaşırmasın!
Amerika'yla anlaştık!
Putin'le el sıkıştık!
İran zaten dostumuz!
Esat ile el sıkışmayı mı dert edeceğiz?
Operasyon bittiğinde-belki de bitmiştir- diğer bütün temizlik ve kontrolü Suriye rejiminin sorumluğuna bırakmak Esat ile el sıkışmak değil de nedir?.
Ne dersiniz?
Sınırın iki yakası bir araya gelecek mi?