Başlığa bakıp bana çıkışmayın!
Hasan Mezarcı ismini duymuşsunuzdur.
Duymadıysanız kısaca anlatalım.
Hasan Mezarcı, 11 Mayıs 1954 tarihinde Düzce'nin Aydınpınar Köyünde doğmuş. İmam-Hatip'i bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazanmış. İlahiyat okurken medrese tahsili de almış.
Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde müftülük yapmış.
Sonra, Sakarya'nın Akyazı ilçesine müftü olarak atanmış (5 yıl). Daha sonra da İstanbul Ümraniye'ye tayin olmuş (3,5 yıl).
Müftülük yaptığı bölgeden 6 Kasım 1991 tarihinde İstanbul'dan Refah Partisi milletvekili seçilmiş.
6 Kasım 1991 – 24 Aralık 1995 tarihleri arasında 19.dönem milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmış.
Yakın tarihle ilgili söyledikleri yüzünden hem partisinden ihraç edildi hem de cezaevinde yattı. Akıl sağlığını yitirdiği söylendi.
1997 yılında çıktığı cezaevinde yatarken Allah tarafından peygamber ilan edildiğini belirterek kendisini Mesih ilan etti.
İşte bu Hasan Mezarcı, Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın üniformaları üzerinden süren 'teşhir' tartışmalarına ilişkin, kişisel Twitter hesabında paylaşımlarda bulunmuş :
"Kadın voleybol takımımızın Almanya ile yaptığı maçı izledim. Kızlarımızı kutluyor, formaları üzerinden tesettür tartışması yapılmasını kınıyorum. Bazı haramları helal kılma yetkimi kullanarak dinlerdeki 'tesettür, harem selam' mecburiyetini kaldırdığımı paylaşmıştım! Âli İmran 50" demiş!
Daha sonra da, bu sözlerini yanlış aktardığını ileri sürdüğü bazı haber sitelerine tepki göstermiş ve demiş ki:
"Tele1 ve Halk TV tivitimi: 'Tesettürü kaldırıyorum' manşetiyle haber yapmış. Mesih tesettürü değil, harem-selam ve tesettüre uyma mecburiyetini kaldırdı. Dinlerde harem selam ve tesettüre uymamak haramdır. Mesih bazı haramları helâl kılma yetkisini kullanıp bu haramları helal kıldı"
Yukarda da belirttiğim gibi akıl sağlığıyla ilgili iddiaları doğrular nitelikte bu açıklamalar.
***
Şimdi ise benzer bir konuda akıl sağlığı yerinde olduğuna inandığımız Diyanet'in, faiz= şartlı caiz açıklaması var.
Ne demişti Diyanet?
"Bir zaruret bulunmadıkça, İslam'da faiz almak da vermek de caiz değildir, kesin olarak haram kılınmıştır...Oysa TOKİ projelerinde, peşinat haricindeki tutar kamu bankaları tarafından kredilendirilmekte olup devletin bu borçlandırmadaki amacı faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşının ev sahibi olmasına yardımcı olmaktır...Bu projelerde, devletin verdiği borçtan kar etme amacı olmadığı gibi, aksine peşin verdiği paranın yıllar sonra daha düşük değerde tahsili söz konusudur. Dolayısıyla İslam'ın haksız kazanç saydığı ve şiddetle savaş açtığı faiz, bu sosyal konut projelerinde gerçekleşmemektedir...Belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda bu projelerden yararlanarak ev almak caizdir, faizli işlem kapsamında değildir."
Karar gazetesi yazarı Akif Beki, konuyla ilgili şunları yazmış:
“Şeytan ayrıntıda gizliymiş yine, detaycı bir arkadaşım uyarmasa benim de gözümden kaçacaktı, Diyanet'in faiz fetvasında ekonominin geleceğine dair cesur bir tahmin de yürütmüş hocalar.
Hem de ne tahmin!...
Şu satırları, arasında ve arkasında saklı varsayımlarla birlikte tekrar okuyun:
Kesin haram kılınan faiz, hangi hal ve şartlarda, nasıl caiz olabiliyormuş; şimdi bir daha üstünden geçelim mi?
Zaruret olacakmış...
Kamu bankası verecekmiş...
Paradan para kazanma yani kar amacı güdülmeyecekmiş...
Niyet ve amaç önemliymiş, sonuçta onlara bağlıymış...
Bingo! Ben de sizin gibi tam olarak bu kriterlere takıldım.
Yine sizin gibi, haram faizi bile helal yapan zaruret kriterinin, sağlık mecburiyetinden oturarak namaz kılması gerekenler için camilerde tutulan tabureler yasaklanırken niye hatırlanmadığını da merak ettim?
Garip gurebayı ev sahibi yapmak kadar inşaat piyasasının çarklarını döndürmeye de yardımcı olan, ön açan bir izin, faiz fetvası.
'Yok mu bir oluru, kolaylaştırsanız' sorusuna, 'yeter ki niyet halis, amaç düzgün olsun' şartıyla büyük kolaylık sağlanıyor, oluru gösteriliyor, faiz haramına bile istisna getiriliyor da...Zorunluluktan oturarak namaz kılacakların camiye gelme niyeti niye halis, amacı niye düzgün kabul edilmiyor? Faizle ev satan müteahhitlerde görülmeyip namaza gelenin niyetinde görülen nasıl bir bozukluk ve fesat var ki camileri kiliseye çeviriyor diye tabure izni kaldırılıyor?
Şu dahi geldi aklıma; kamu bankası, zararına kredi kullandırıyorsa orada haksız kazanç nasıl olmaz? Zararı kim karşılayacak? Açık, kimin kesesinden kapatılacak? Evi alan başkası, satan başkası ama faizi, TOKİ projesinin yanından bile geçmeyen günahsız vatandaşa ödetiliyorsa haksız kazancın daniskası sağlanmıyor mudur?
Hepsini ben de düşündüm, evet. 'Adamına, yerine göre hukuk uygulamalarından yakınırken başımıza bir de adamına, yerine göre fıkıh mı, fetva mı çıkacak' bahsi dahi geçti aklımdan.”
Her şeyin helalinin çıktığı bu zamanda bir faiz kalmıştı! Onu da bir fetvayla halletti Diyanet!
Sipariş hutbe, sipariş fetva!
Diyanet'in işi çok zor çok!