Ülkemizin, içerde ve dışarda zor bir süreçten geçtiği bir gerçek.
Ekonomik ve sosyal durumumuz da ortada.
Bu problemlerle baş etmeye,, üstesinden gelmeye çalışan milletimiz, siyasetin tavanındaki üslupla iyice gerilip bölünmeye, kutuplaşmaya itiliyor.
Kutuplaştırarak yönetmeyi alışkanlık haline getirdiler adeta.
Gerilimden beslenen bu, üslup siyaseten kazanç getirdikçe dozunu da arttırıyorlar.
Özellikle de gücü elinde bulunduranlar, sahip oldukları medya ve arkalarına aldıkları devlet gücüyle siyasi rakiplerine hakaret etmeyi alışkanlık haline getirdiler.
Taraftarını bloke etmek, bir arada tutmak için böylesine hoyrat, böylesine nobran, böylesine kaba bir dile neden ihtiyaç duyarlar?
Önemli olan taraftarı memnun edecek hareketi mi yapmaktır?
Biz son on yıldır siyasette nezaketi kaybettik.
Nükteyi kaybettik.
Mizahı öldürdük.
Politik hicivi, taşlamaları mahkeme salonlarına taşıdık.
Artık politik nükte ve şakalara arada bir rastlıyoruz da gülümsüyoruz.
Bunlardan birine, geçen gün bir gazete haberinde rastladım. Haberimizin olmayışı, televizyonlardan bu nüktenin duyulmayışı kimin eseri?
Meclis eski başkanı Bülent Arınç, Ankara Kitap Fuarı'na gidiyor.
Orada okurlarına kitap imzalayan İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ'ın standına da uğruyor. Ve Özdağ'dan imzalı kitap istiyor.
Özdağ, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki FETÖ yapılanmasını anlattığı “Kendi Ülkesinde Kuşatılmış Ordu: Türk Silahlı Kuvvetleri” kitabını Arınç'a verirken, “Siz yaptınız, ben yazdım” demiş.
Özdağ'ın iğneleyici göndermesi üzerine “Bu da bana kapak olsun” diyor Arınç ve imzalı kitabını alarak stanttan ayrılıyor.
Politikada üslûp çok önemli.
Nükteyi anlamak, nükteli cevap vermek de bir olgunluk gerektirir.
Eskiden böyle örneklere daha sık rastlanırmış.
Genç kuşaklar pek bilmezler belki ama 1973'te politikayı bırakan Osman Bölükbaşı. o zamanlar politikanın renkli simalarındanmış:
''Hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim. en kárlısının din ticareti olduğunu gördüm.”
İşadamlarına hitaben, “Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli büyük sermayem!”
Yurtdışında, “Atalarınızın Viyana'da ne işi vardı?” sorusuna cevaben; “Haçlı Seferleri'ne iade-i ziyaret!”
Kendi partisinden seçilip başka partiye geçen vekiller için; “Düğünü biz yapıyoruz, gerdeğe başkası ile giriyorlar”
Kırşehir'de kaymakam izin vermediği için tarlada miting yapan Osman Bölükbaşı , ” Mağrur olma Menderes, senden büyük Allah var.”
Meydanlarda gürler, büyük alkış alır, fakat oylar sayılınca hep muhalefette kalan Osman Bölükbaşı, dinleyicilerine hep yakınırdı: ''Sizin harmanınız büyük de, taneniz çıkmıyor… Burada beni dinlerken aşka gelip Rahman'ı (Allah'ı) alkışlarsınız, sandık başına gidince şeytana sarılırsınız.''
Bölükbaşı'nın nüktelerinden bir kaçı.
Bir nükte de 12 Eylül'den sonra kurulan hükümette Kültür Bakanlığı da yapan Cihat Baban'dan:
Meclis Divan Katibi yoklama yaparken, Baban yerine, "Yaban" diyor. Ve Cihat Baban taşı gediğine oturtuyor: "Babandır...baban."
Evet, bugün siyasetimizde bir üslup sıkıntısı var.
Eskiler, ”Üslûb-i beyân aynıyla insan” demişler. derler. Bir insanın insanlığı (kişiliği, karakteri, değeri) konuşmasına ve konuşmasında tercih ettiği üslûba (ifade tarzına) yansır, onu orada görebilirsiniz anlamında.
Siyasi tartışma yapıyoruz, savaş yapmıyoruz, kavga yapmıyoruz. O sebeple seviyeyi korumak en başta siyasetçilerin görevidir.
Çünkü siyasetin dili kirlenirse, yüz kızartıcı bir hal alırsa tabanda birlik ve beraberlik sadece lafta kalır.
Kazanma hırs ve ihtirasının sebep olduğu bir çirkinlik, bir pespayelik..
Makam için. mevki için dilin içine düştüğü bayağılık !
Ne ararsan var.
Ama zerafet yok. Edep yok. Seviye yok.
Herkes, ağzından çıkanın nereye gittiğine bakmalı.
Toplum, fazlasıyla gergin.
Toplum, daha fazla zorlanmamalı. Özellikle siyasetçiler tarafından.