İsmet Yılmaz Sivas'ta, partisinin belediye başkanı adayına oy isterken, “Hilmi Bilgin'e desteğinizi bekliyorum. İnanıyorum ki Hilmi Bey'e vereceğiniz destek, ruzi mahşerde (kıyamet günü) beraat belgeniz (kurtuluş) olacak."
Söylediğinin tarihte bir yeri var ama İslam'da yeri yok !
Yani “Berat Belgesi” dediği şey, bir tarih terimi olarak Endüljans'tır.
Yani Katolik Kilisesi'nin Reform'dan önce uyguladığı ve halkın ekonomik ve dini anlamda sömürülmesine neden olan bir uygulamadır. Bu uygulamaya göre; kilise, günah çıkaranlara belirli bir ücret karşılığı, günahlarının affedildiğine dair bir belge veriyordu. Bu belge kişinin günahsız olduğu anlamına geldiği için "cennet tapusu" olarak da adlandırılmıştır.
Sosyal Bilgiler anlamında ise Endüljans:
Orta Çağ Avrupası'nda bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için Papa'nın sattığı af belgesi. Kilisenin halktan para alarak cennetten toprak satmasıdır.
Elbette bunu kastetmemiştir Milli Eğitim'in eski Bakanı!
Ama neden?
Basit bir oy isteme işlemi, dinle imanla irtibatlandırılarak yapılır ki?
Neden?
Dindar görünmek için, muhafazakar ve dindar halkı ikna için, siyasal söylemleri din-iman pazarlamasına döndürürler ki?
Bu, imani ve itikadi açıdan doğru bir davranış mıdır?
Bu tür söylemler, bu siyaset dili, dini değer yargılarına ve sembollerine hakaret sayılmaz mı?
Bu zihniyette alışkanlık yaptı herhalde böyle konuşmak!
Âyetleri 'çarpıtan'ları gördük... Âyetlerle 'dalga geçen'leri gördük ... Âyetleri 'inkâr eden'leri gördük ….
Bu abuk subuk cümlelerden bir kaçını yazıyorum buraya ama kendi yorumumu katmadan:
“Erdoğan, Allah'ın bütün sıfatlarını üzerinde toplamış bir liderdir.” (AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan)
AKP'nin “Evet” dediği referadum için, “Evet demek farzdır” (Hayrettin Karaman)
“Sayın Başbakanımıza (Erdoğan'a) dokunmak ibadettir” (AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin)
“Bizim rahmetimiz, gazabımızı aşacaktır” (R.Tayyip Erdoğan)
“Erdoğan, Hz.İbrahim'e uzanan davanın son neferidir.” (AKP Milletvekili Şamil Tayyar)
“Bir adam yolsuzluk iddialarını kabul etse bile, o,Müslümansa Tayyip Bey'e rey vermeye mecburdur. Çünkü, iman bunu emreder. İslam bunu emreder.( Kadir Mısıroğlu)
Örnekler çoğaltılabilir.
Bu bakımdan Dili sürçmüştür!” ya da “Partimizi bağlamaz, kendi şahsi görüşüdür !” gibi hafif sıyrıklarla atlatılacak bir şey midir bunlar !
Şu cümleler 2015 yılından…
“Bizde gurur kibir yok, iştah var!” demiş Servet Avcı,20 Nisan 2015 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nde:
“(…)
Merak etmemeliydim, çünkü bu bir 'vefa' hareketiydi... Bakara'yla makara yapanı, Allah'ın âyetleriyle dalga geçeni hiç çekinmeden 30 Mart seçim akşamı balkona çıkaran, ardından da ABD seyahatinde kendisine eşlik ettiren 'sağlam irade' ona mı sahip çıkmayacaktı?
(…)
17 Aralık operasyonuna partinin dili dönen bütün fertleri karşı çıkarken, kim “Bu bizim günah işleme özgürlüğümüze darbedir” diyecek kadar ileri gidebilmişti?
Mekke'nin fethi sırasında Hazreti Peygamber'in gurura kibire kapıldığını Eyüp'te partili gençlere anlatan ve “Biz öyle olmayacağız” diyerek 'farklar'ını ortaya koyan Efgan Ala, geçelim garanti milletvekilliğini, şu anda sıradan bir adayken bile İçişleri Bakanlığı'nı yönetiyor!..
(…)
Meselâ kendisini Hz. İbrahim, en küçük kardeşini de Hz. Muhammed ilan ederek güya lâtife yapan milletvekili … Bir de Şanlıurfa'da yağmurun yağmasını bile AKP'ye bağlayacak kadar ileri giden 'meteorolojik mümin', başkanlık tartışmalarına 'sünnetullah'la son noktayı koyan nevzuhur hanımefendi...
* * *
'Yeni Türkiye'nin bazı müftüleri, sendikacılar ve din görevlileri Tokat'ta üzerine Kur'an-ı Kerim yaprağı işlenmiş pastayı huşû içinde yalayıp yutuyorlar!..
Kutlu Doğum Haftası değil, Kutlu Götürme Haftası mübarek!.. Zaten memlekette bir yenilmemiş âyetler kalmıştı, önce âyetli pastayı bir güzel kesiyorlar, sonra da dibini sıyırıyorlar!.. 'Gurura kapıldığı' iddia edilen bir Peygamber'in 'kutlu doğum'unu kutlayan 'seçilmiş müminler' Kur'an'ı pasta yapıp, mideye indirme yöntemiyle İslâm'ı magazine uygun yeni bir ritüele kavuşturuyorlar!..
Keşke 'âyetlipasta'yı dilimleyip, 'yalanlayanlar'a inatla 'yalayanlar' tek parti döneminde o Kur'an'ın nasıl yasaklandığını, camilerin nasıl ahır yapıldığını anlatsalarmış, günün anlam ve önemine daha da uygun davransalarmış!..
* * *
Dinî inancın günahları bastırmak için acımasızca istismar edildiği bir ortamda dinî telakki sulanabildiği kadar sulanıp, adetâ 'yalama' hâle gelince, ne helvadan yapılmış putlara taptıklarını fark etmeyenlere şaşırıyor insan, ne de âyetten yapılmış pastayı kesip mideye indiren 'din' adamlarına!..
Değişmez ilâhi kural: Neye lâyıksak öyle yönetiliyoruz... İnanmayan varsa, devlet büyüğünü görünce “Allah'ın elçisi geldi” diye bağıran vatandaşa, “Ulan sen ne biçim konuşuyorsun?” diye hiddetlenmeyen ilgili devlet büyüğüne sorabilir!.. “
Bunlara şimdi de İsmet Yılmaz eklenmiş!
Ne diyelim?
Biz de “Allah ıslah etsin “ diyelim. Hem onları hem bizi !