Bu yazı bir bardak suda kopan bir fırtına yazısıdır. Uzundur. Başta biraz sıkılabilirsiniz. Ama yazıda sadece ben değil siz de varsınız! Sonuna kadar hepimiz! Ve yaşatılması gereken bir Niksarlılık!
“Yavaş Şehir” (Cittaslow) diye bir hareket var.1999 yılında İtalya'da kurulmuş.
Bir nevi belediyeler birliği ama uluslararası. 29 ülkede 189 üyesi varmış. Bunların 9'u da türkiye'den.
Hareketin amacı, şehirlerin kendi kimliklerine sahip çıkmak; küreselleşmenin yol açtığı aynılaşmanın önüne geçmek. Yani, şehrin sahip olduğu değerleri korumayı, yenilemeyi ve iyileştirmeyi hedefliyorlar.
Yerel Yönetimler Uzmanı İsmail Metin, bu hareketle ilgili şunları söylüyor:
Yavaş şehir demek geriye gitmek veya eskide yaşamak değildir. Şehrin değerlerine, esnafına ve halkına sahip çıkması ve bunu gelecek nesillerle paylaşmasıdır.
Dükkânların kapatılması değildir. Tam tersine şehrin sahip olduğu değerlerin korunması, yenilenmesi ve iyileştirilmesidir.
Arabaya binmeyi yasaklamak değildir. Ancak arabaların girmeyeceği, şehrin ve şehirde yaşayanların, ziyaret edenlerin rahat bir nefes almak için dinlenebilecekleri alanlar yaratmaktır.
Hava ve gürültü kirliliğini azaltmak için bisikleti, faytonları özendirmek ve kullanılması için gerekli altyapıyı sağlamaktır.
Teknolojiye karşı çıkmak değildir. Tam tersine belediye hizmetlerinin internet ortamına taşınması ve hemşehrilerin bu hizmetlerden yararlanabilmeleri için eğitilmeleridir.
Fast food restoranlarını yasaklamak değildir. Ancak daha sağlıklı olan yerel besinlerin, organik ürünlerin, yemeklerin özendirilmesidir.
Yerel ürünlerin satılabilmesi için sağlıklı bir ortam yaratmaktır.
Okullarda çocuklarımıza tat ve beslenme üzerine eğitim programları düzenlemektir. Sadece masa başında çalışılarak gerçekleştirilebilecek bir süreç değildir. Halkın bu süreci benimsemesi ve her aşamada desteklemesi gerekmektedir.
Türkiye'de Yavaş Şehir kavramı daha tam oturmadı. Bunun nedenlerinden bir tanesi isimden kaynaklı bir ön yargı. İnsanlar Yavaş Şehir veya Sakin Şehir ismini duyunca oranın sessiz, bir yer olduğunu, üretimin olmayacağını anlıyor. Halbuki böyle bir durum söz konusu değil.
Yavaş Şehir'de yaşamak, küreselleşme ve kapitalizmin getirdiği rekabeti aynılaşarak değil farklılaşarak yaşamak anlamına geliyor. Bunun yanı sıra Yavaş Şehir, kapitalizm ve küreselleşmenin karşı karşıya olduğu çevresel ve ekonomik krizlere en uygun çözümü sunuyor. İnsan için insani bir üretimi destekliyor.”
Bunlar; eski zamanlara meraklı insanları, zengin tiyatroları, meydanları, kafeleri, atölyeleri, restoranları ve ruhani yerleri, bozulmamış manzaraları, sevimli zanaatkarları olan şehirler. İnsanların hâlâ mevsimlerin yavaş seyrini fark edebileceği, hakiki ürünlerin tadına varabildiği ve kendine özgü gelenekleri olan yerler...”
Evet bir şehrin bütün değerlerini sahiplenmeli o şehirde yaşayanlar.
Yaşanmışlıklara da yaşanacaklara da dair bir fikri olmalı şehrin sakinlerinin.
Ve söylenmeli çekinmeden, bir siyasi hesap gütmeden.
Bu şehri seviyorum.
Belki ondandır alınganlığım!
Belki de bu şehre duyduğum sevgi dolayısıyla bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Bilmiyorum ama bazen gittiğim bir yerde karşılaştığım manzara sanki Niksar'a, Niksarlılık duygusuna ve bu şehrin kültürüne, tabiatına, ekonomik değerlerine karşı bir vurdumduymazlık varmış gibi geldi bana.
Dedim ya ben biraz alınganım. Bu şeylere duygusal yaklaşırım. Piyasa duyguya göre şekillenmez. Bunu da biliyorum ama ben de bu şehri seviyorum arkadaş.
Bu yazıyı buraya kadar Ayvaz Suyu getirdi !
Ne alaka? dediğinizi duyar gibiyim.
Niksar'da bir lokantaya gittiğinizde diyelim ki içecek olarak su istediniz ! Masanızın üstüne, pet şişede veya bardakta “Murat Su” veya “Akdağ Su”, veya “Sırma Su”, veya “Erikli Su” getirip koysalar ne düşünürsünüz ve ne yaparsınız?
Yani işletme kimbilir ekonomik sebeplerden dolayı daha ucuz olduğu için bu suları tercih etti diyelim. Onun yaptığını da tasvip etmiyorum ama sizin tavrınız ne olur?
Suyun bir suçu yok!
Ayvaz Suyu ister misiniz?
“Efendim Ayvaz suyu yok!” diyen garsona veya çalışana “Niye Ayvaz Suyu yok ? ”diye sorar mısınız? Ayvaz Suyunu da bulundurmalarını ister misiniz?
Evet gittiğim düğünlerde masamın üzerinde Murat Su bardaklarını görünce bir çok duyguyu bir arada yaşadım.
Biliyorum hemen savunmaya geçilecek belki!
“Ama Ayvaz Suyu da diğer sulara göre çok pahalı canım!”
İşte tam da burada bir şehrin değerlerine sahip çıkmanın bedelini sormak lazım gelmez mi?
O da su bu da su diyecektir bazıları ama ….
Tam da bu günlere denk gelen elinizde tuttuğunuz Niksar Danişmend Gazetesi'ndeki bir haber, “Canım hepsi de su değil mi?” diye düşünenlere cevap niteliğinde:
“Türkiye'nin AB standartlarına uygun, 1400 yıllık şifa kaynağı Niksar Ayvaz Suyu, Uluslararası Tat ve Kalite Enstitüsü (iTQi) tarafından verilen en büyük ödül olan Üstün Lezzet Ödülü'nün sahibi oldu. Ayrıca bu yıl alınan “Avrupa Kalite Ödülü” ile “Üstün Lezzet Ödülü”nün Ayvaz Suyu şişelerinde bulunan etiketlerde yer verilecek.”
Şimdi ben burada içme sularının kalitesi, PH'ı, sertlik derecesi, alkali mi bazik mi, ne kadar mineral içeriyor gibi konulara girmeyeceğim.
Tarihin, kültürün, tabiatın başkentinde yaşamanın bir bedeli var kardeşim. Bu şehrin değerlerine sahip çıkmak kar-zarar hesaplarına kurban edilmesin.
Bu şehrin size karşılıksız verdiklerini bir düşünün!
“Olsun! Mecbur muyum? Giderim başka yere orada yaşarım !” diyorsanız. Elbette gidersiniz! Ama başka Niksar yok bilesiniz!
Ve sizleri Konstantinos Kavafis'in “Kent” şiiriyle başbaşa bırakıyorum:
“Bir başka ülkeye bir başka denize giderim dedin
Bundan daha iyi bir şehir bulunur elbet
Her çabam kaderin olumsuz yargısıyla karşı karşıya -bir ceset gibi-gömülü kalbim
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem nereye baksam,
Kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün...
Boşuna, bunca yılı tükettiğim bu ülkede ;
Yeni bir ülke bulamazsın,
Başka bir deniz bulamazsın,
Bu şehir arkandan gelecektir..
Gene aynı sokaklarda
Dolaşacaksın. Aynı mahallede koşacaksın,
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda..
Başka bir şey umma,
Ömrünü nasıl tükettiysen burada bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde...”