1977 yılında vizyona giren bir film vardı hani! Cüneyt Arkın'ın başrolünü oynadığı…
“Güneş Ne Zaman Doğacak ?”
Gösterime girdiği bazı şehirlerde, o zamanın sol örgütlerince yasaklanmaya çalışılmış, olaylar çıkarılmıştı.
Filmde, Türkiye'ye sığınan iki mültecinin hikâyesi anlatılır. Ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara bir lekesi olan, ”Boraltan Köprüsü” olayını anlatmaktadır.
Peki nedir bu Boraltan Köprüsü hadisesi ?
Yavuz Bahadıroğlu, 07.09.2012 Yeni Akit Gazetesi'nde şöyle anlatıyor. Tabii gayesi bu hadise sebebiyle, o zaman ki milli şef İsmet İnönü'ye laf çakmak mı bilemiyorum.
“İkinci Dünya Savaşı sırasında Stalin yönetiminin acımasız baskılarına dayanamayan bir grup Azeri Türk'ü, “öz kardeş” saydıkları Türkiye'ye sığınmaya karar verip yola çıkıyorlar.
Yolda uğradıkları baskınlar sebebiyle arkaları sıra mezar taşlarından izler bırakarak, nihayet Aras Nehri'nin üzerinde bulunan Boraltan Köprüsü'nü (Iğdır) geçiyorlar ve Türk sınır karakoluna sığınıyorlar.
Artık kurtulduklarını, özgürlüğe kavuştuklarını düşünen 146 Azeri Türk'ü son derece mutludur, sevinçlidir.
Karakoldaki Mehmetçikler, başka Karakol Komutanı olmak üzere, Azeri kardeşlerini bağırlarına basıyor, ekmeklerini onlarla bölüşüyor, yataklarını ikram ediyorlar. 146 soydaşın hayatlarını kurtardıklarını düşünerek onlar da mutlu oluyor.
Sevinmekte acele ettikleri kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Zira Karakol Komutanı'nın üstlerine yazdığı mektuba gelen şifreli cevap, tamı tamına bir “kara haber” dir:
“Karakolunuza sığınan Azerileri derhal Sovyet yetkililerine teslim edin!”
Komutan bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünüyor. İnsan, öldürüleceğini bile bile kardeşini düşmana teslim eder mi? Buna vicdan dayanabilir mi?
Daha tafsilatlı olarak durumu bir kez daha bildiriyor, fakat gelen cevap aynıdır: “Derhal teslim edin!”
Hâlâ inanamıyorlar. Ama Ankara'nın emri kesindir. Karakol Komutanı'nın ve karakoldaki askerlerin tüm itirazları, Azerilerin tüm yalvarışları, Ankara'daki sağır sultanları yumuşatamıyor: “Derhal teslim edin, yoksa vatana ihanetle yargılanacaksınız.”
Hangisi “vatana ihanet” acaba?.. Mazlum insanları ölüme göndermek mi, yoksa göndermemek mi? Azerilerin lideri Karakol Komutanı'na yalvarıyor:
“Bizi siz kurşuna dizin, ama Moskof'a teslim etmeyin. Öleceksek, ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı Anadolu topraklarında ölelim.”
Komutan ağlıyor, askerler ağlıyor, Azeriler ağlıyor… Ankara'daki yöneticiler ise, Stalin'le aralarında bir pürüz olmaması için soydaşlarını kurban etmeye çoktan karar vermişlerdir.
146 kardeşin göz göre göre, hem de en kalleş biçimde, sırf Stalin'in otoritesini sarsmamak için ölüme gönderilmesi “küçük mesele” ise “büyük mesele” nedir? Ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalmak mı?
Hiçbir şey Ankara'yı kararından döndüremiyor. Çaresiz kalan Karakol Komutanı, “Bizi siz kurşuna dizin” diye yalvararak ağlayan 146 Azeri'yi gözyaşları içinde Kızılordu görevlilerine teslim ediyor.
Boraltan Köprüsü'nün bir ucu Türk toprağında, bir ucu Sovyet toprağındadır. Azeri kafilesi, Boraltan Köprüsü'nü yarıladıkları sırada, karşıdan yaylım ateşe tutuluyorlar. Buna rağmen, çoğunun son sözleri, “Yaşasın Türkiye” oluyor. Hepsi ölüyor.
Yıllar sonra Azeri şair Elmas Yıldırım, bir zamanlar Boraltan Köprüsü'nde yaşanan derin acıyı “Dönek Kardaş” isimli şiirinde şöyle dillendirecektir:
“Bizi siz öldürün, vermeyin Rus'a,
Yakışmaz Türklüğe, sığmaz namusa…
Vahşete göz yumup silkmeyin omuz,
Bizi siz öldürün, varsa suçumuz…
Men ne diyem o vefasız dağlara,
Öz gardaşı dönek olan ağlara.”
Ve köprüyü geçer geçmez kurşuna dizilirler!
Ve o günden bugüne bir ağıt yükselir kimi yürekleri dağlayan. Kimi yürekleri demek bile ağırıma gidiyor ama…Maalesef Türk'ü, bilmem kaç etnik gruptan biri olarak görenler için öyle değil mi ?
“Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras'ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.”
“Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine..”
Demişlerdir değil mi?
Ne yazık ki bir Boraltan Köprüsü hadisesiyle yine karşı karşıya kaldık. İnşallah sonu öyle olmaz !
Rahim Cevadbeyli…
İran'da, Tebriz'de 'Türk Milliyetçiliği' yaptığı için başı beladan kurtulmayan, 'Türklüğün' bedelini ödemekten hiçbir zaman geri durmayan bir Türk aydını.
4 yıldır ülkemizde yaşamakta. Ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi'nin gözetimindedir. Bu ne demek?:
“özgürlüğüne yönelik bir tehdit ile karşı karşıya kalacağı bir ülkeye gönderilemez” demek !
İran, Cevadbeyli'nin kendilerine teslimini istemiş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de 2 Ağustos 2018'de gözaltına almış ve sonrasında da Van'daki mülteci kampına göndermiş!
Ve bugünlerde Cevadbeyli'nin Tahran yönetimine teslim edileceği konuşuluyor.
Kendisini Türk hisseden milyonların da yüreği dağlanıyor bu durumda.
'Türk' olmaktan ve 'Türk Milliyetçiliği' yapmaktan başka suçu olmayan 'Gardaşımız' mollaların eline bırakılacak mı? Bekleyip göreceğiz! Canına kıyılırsa sorumlusu da mülteci kampı yöneticileri değildir elbette!
“Rahim Cavadbeyli Türk'ün emanetidir” diyor Ertuğrul KALAFAT, 31 Ağustos 2018 tarihli Yeniçağ Gazetesi'ndeki yazısında:
Hatırlayacak olursanız Eylül 2012'de grup toplantısında sayın Recep Tayyip Erdoğan aynen şöyle diyordu:
"Bizim geleneklerimizde misafir kutsaldır, zamanında Osmanlı elçisi dahi sığınmacıların iadesini isteyen batılı hükümdarlara onlar bize emanettir size veremeyiz demişti..."
Ve aynı konuşmasında 1945 yılında Stalin zulmünden kaçarak Türkiye'ye sığınan 146 Azeri Türk'ünü Ruslara iade eden Milli Şeflik dönemine de atıfta bulunarak,
“Boraltan Köprüsü üzerinde hepsini de infaz ettiler bunun suçlusu sizsiniz" demişti.
İşte Recep Tayyip Erdoğan bu tarihi olayı anlatırken yüreğimiz yeniden sızlamış ve gözlerimizden damla damla yaş akmıştı. Daha Boraltan Köprüsü'nü geçemeden ay yıldızlı bayrağımızın altında elleri bağlı bir şekilde kurşuna dizilen öz gardaşlarımızı nasıl unutabilirdik ki.
***
Evet şimdi aynı hüzünleri yeniden yaşamak istemediğimiz için aslen Tebrizli olan Rahim Cavadbeyli'yi İran'a iade etmeyin diyoruz sayın Cumhurbaşkanı'na.
Birçok siyasi ve edebi çalışmaları olan Rahim Cavadbeyli hakkında İran Devleti, Türkçülük yaptığı gerekçesiyle idam cezası vermiştir. 4 yıldır Türkiye'de yaşayan ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Komitesi'nin "özgürlüğe yönelik bir tehdit ile karşı karşıya kalacağı bir ülkeye gönderilemez" hükmüne rağmen 2 Ağustos 2018 Perşembe günü gözaltına alınmış ve İran'a teslim edilmek üzere Van'da bekletilmektedir.
Türk dünyası ile Türkiye arasında adeta bir gönül Köprüsü kuran Rahim Cavadbeyli İran'a teslim edildiği takdirde hakkında verilmiş idam kararı olduğu için hemen infaz edilecektir.
Rahim Cavadbeyli, "İlla ki asılmam gerekiyorsa öz gardaşlarım ipi boynuma dolaşsın beni Farise teslim etmesin" demektedir.
Rahim Cavadbeyli Türk'ün Şeref ve namusudur. Türkler tarih boyunca kendisine sığınan düşmanı bile başkasına teslim etmemiştir.
Rahim Cavadbeyli Malazgirt'te er meydanına dikilen tuğdur. Rahim Cavadbeyli, Sultan Alparslan'ın Ahlat'a kurduğu otağdır.
Ülkemizde sayıları 5 milyonu geçen Suriyeli muhacirler vardır bunların bazıları hakkında Suriye mahkemeleri vatana ihanetten dava açmış ve hüküm vermiştir. Onları ülkemizde el bebek gül bebek beslerken bizimle aynı kanı taşıyan bir soydaşımızı nasıl ateşin içerisine atabiliriz?.. Kaldı ki Birleşmiş Milletler gözetiminde olan ve korunması gereken bir kişidir. İkinci bir Boraltan felaketi yaşamayı yüreklerimiz kaldırmaz. Sahipsizlik Türk'ün kaderi olmamalı..
Sayın Cumhurbaşkanı geçen gün "Sen Türksün TL'ye sahip çıkacaksın" diye feryat etmişti. Aynı feryadı ben de buradan yapıyorum kendisine:
"Sen Türksen, öz gardaşına sahip çıkacaksın" “