İsim önemlidir.
İnsanı, eşyayı, milleti, toplulukları adlarıyla çağırır, ayırdeder, tanımlarız!
Genel bir adı vardır. Bu genelin içinde ayırt edici ve belirleyici bir özel adı da vardır.
İnsanların olduğu gibi milletlerin de bir adı vardır.
Aynı isimle çağrılan insanlar karışmasın diye soyadı vardır. Nereli olduğundan da tanıyamadık diyelim. Ana-baba adıyla tanıyamadık diyelim. Lakabı vardır. Ünvanı vardır. Yani onu tanımlayacak bir husus mutlaka vardır!
İnsanlara ismiyle hitap etmek lazım. Tabii duruma göre saygı ve sevgi ifade eden kelimeler de ekleyerek.
İnsanları çağırırken işaret zamiri kullanmak, yani “Bu, Şu, O” ya da çoğullarını kullanmak yadırganır ve hoş karşılanmaz.
İnsanlar gibi milletlerin de bir adı vardır. Mesela biz Türk'üz. Türk Milleti'yiz.
Arap milleti vardır, Alman milleti vardır. İngiliz milleti vardır. Yahudi milleti vardır.
Bir milletin mensupları farklı devletler adı altında toplansalar bile bu kavim gerçeğini değiştirmez.
Suriye'ye, Arabistan'a, Irak'a veya Mısır'a dağılmış olmaları onların Arap olduğu gerçeğini değiştirmediği gibi.
Rahmetli Elçibey'in Azerbaycan ile Türkiye'yi kastederken, ”Tek millet iki devlet” demesi gibi.
Siyasal İslam, enternasyonal bir bakış açısıyla kavim gerçeğini inkar eder. Bunu da dinin bir söylemi gibi algı yaratarak ısrarla kavim ismi vermekten, tanımlayıcı ve belirleyici bir isim söylemekten kaçınırlar. Kimbilir belki böyle davranarak daha ihlaslı ve takva ehli Müslüman olacaklarını sanırlar.
Kıvrınırlar konuşurken Türk kelimesi falan ağzımızdan kaçar diye !
Bazen kaçırdıkları da olur ama biz biliriz onu söylerken samimi olmadıklarını. Onların bu sürç-i lisandan endişelenmelerine gerek yoktur. Biz biliriz niye söylediklerini !
“Türk yurdunda Türk'e bu derece hazımsızlığın da bir adı olmalı!” Diyor Servet Avcı 27.08.2018 tarihli Yeniçağ'daki yazısında.
O, “Her bayram unutulan Türk !” demiş ama yazısının başlığına ben, sadece bayramlarda unutulduğunu sanmıyorum. Onların defterinde hiç yazmıyor Türk. Sadece ihtiyaç duyduklarında kullanabilecekleri miktarı “sandık !” içinde bulundururlar!
“Türk'e karşı bu hazımsızlığın bir adı olmalı… Kin mi, nefret mi, ırkçılık mı, cehalet mi? Evet, bunun bir adı, bir geçmişi, bir çocukluktan bugüne taşınmış bir sebebi olmalı…”
Ağustos Türk'ün zafer ayıdır. Ağustos ayı, Otlukbeli'nin, Çaldıran'ın, Mercidabık'ın, Mohaç'ın, Sakarya'nın, Büyük Taarruz'un ve Malazgirt'in yıldönümüdür.
Diyanet de bu zaferlere, yeni yeni keşfedilen Malazgirt bahanesiyle de olsa, Cuma hutbesinde yer vermiş!
Yoksa içerisinde Atatürk falan geçer diye büyük taarruzu, Sakarya'yı es geçebilirlerdi !
Bırakın Atatürk'ü hutbenin hiçbir yerinde Türk yoktu!
'Bu millet' adına sahiplenmeye kalktıkları zaferlerin tamamı Türk'e aitken, o Türk'ün adı bunlara fazla ağır yük gibi geliyor!.”
Hutbeden bazı pasajları Servet Avcı'nın söz konusu yazısından aldım:
"Yegâne emeli, mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmemek olan bu aziz millet, haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmemiştir..."
"Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler, rezil ve zelil olmaya mahkûmdur..."
"Aziz milletimiz, dün en ağır şartlara rağmen yedi düveli dize getirdiği gibi, bugün de feraseti ve Allah'ın inayetiyle hainlere geçit vermeyecektir…"
"Milletimizin bekası uğruna, Allah'a olan sadakatimizi, teslimiyetimizi ve tevekkülümüzü pekiştirelim..."
"Tarih şahittir ki Cenab-ı Hak, dinini ve vatanını muhafaza etmeyi en ulvi görev bilen aziz milletimizi yardımsız bırakmayacaktır…"
"Ey bu toprakları asırlardır Müslüman yurdu kılan, bu milleti şehadet ve gazilikle defalarca onurlandıran, şüheda evladı eyleyen Rabbimiz!.."
Kim bu “aziz millet ! ”?
Kim “bu millet ! ”?
Bir adı yok mu?
Tamam her cümlenizde kullanmayın ama yerinde kullanın bari !
Merak ediyorum acaba diyanetin gönderdiği hutbede geçen “milletimiz”, ”aziz millet”, ”bu millet” gibi tanımsız tanımlamaların yerine “Türk Milleti” diyen ya da hutbede geçen kelimeleri değiştiren dini görevliler hakkında bir işlem yapmışlar mıdır?
Sadece Diyanet'in bugünkü tavrı değil onu bilin !
“Şöyle sesleniyordu bir bayram hutbesinde önceki DİB'in başı: "Suriye'deki ateşi, Bağdat'taki yangını, Mısır'daki acıyı, Gazze'de akan kanı, Haiti'deki çaresizliği, Açe'deki musibeti, Afganistan'daki, Pakistan'daki gözyaşlarını, Somali'deki açlığı ve susuzluğu, Sudan'da hastaların inleyişlerini ve daha nicelerini dert edinmiş kardeşlerim, diyebilir misiniz? Diyebilirseniz, bugün bayramınızdır, bayramınız mübarek olsun..."
"Açe var da, dünyanın en mazlum Müslümanları Doğu Türkistanlılar yok!..
Somali var da, toprakları işgal edilmiş, bugün Bakü'de hurda tren vagonlarında sefalet çeken Karabağlılar yok!..
Okyanuslar ötesinden Haiti var da, neredeyse ses duyumu mesafemizdeki Kerkük yok!..
Sonra da ırkçılıkla mücadele öyle mi? Sahi Türkiye'de kimler ırkçılık yapıyor ve hangi ırkla mücadele ediliyor? 'Dil' de bile kendisine yer bulamayan kavmin, 'o kalp'lerdeki yeri neresidir acaba?"
Benim gördüğümü, benim duyduğumu siz de görüyorsunuz, duyuyorsunuz.
Adı ve gerekçesi ne olursa olsun Türkiye'de Türk'e karşı bir ırkçılık var.