Ne günler yaşadık!
Ne günler yaşattınız!
Bu memlekette şehit analarının ağlamasının bile, tabiri caizse yasaklandığı günler gördük!
Kimisinin derme çatma evlerde büyüttükleri canından önce bildikleri çocuklarının, hayatının baharında ellerinden alınmasına isyanlarının bile “provokasyon” sayıldığı günleri gördük!
PKK'nın “bebek katili” olduğunu Türk Milleti'ne unutturmak için bilmem kaç çeşit algı operasyonları yapıldığını gördük!
Hem de bunun için, şarkıcısından türkücüsüne, davulcusundan zurnacısına, yazarından çizerine, topçusundan popçusuna sahaya sürülmeyen şöhretin kalmadığı günler gördük !
Bebek katillerinin ayaklarına mahkemeler götürüldüğünü gördük !
Pişman olmadıklarını ısrarla söyleyen teröristleri pişman sayıp ülkede serbest dolaşım hakkı verildiği günleri gördük!
Bebek katilleri rahatsız olmasın diye mahkemelerde Atatür portrelerinin indirildiği günleri gördük!
Bebek katilleri tahrik olmasın diye yeri değiştirilen ve indirilen Türk Bayraklarını gördük !
Bebek katillerinin başını rahat ettirmek için yırtınıldığı günler gördük!
Bebek katilleri sevinsin diye terörist cenazelerinin devlete meydan okumaya dönmesine şahit olduk!
Terörist leşliklerinin “PKK şehitliği” diye inşa edildiğini gördük !
Bebek katillerinin anıtlarının dikildiğini “Fiberglasmış canım !” diyerek hafife alındığını gördük!
“Şimdi çözüm sürecini hayvanlar bile anlamış, bazı insanlar anlamıyor" denildiğine şahit olduk !
Ve bu, çözüm denilen ihanet silsilesine göz yummayanların, "devlet"ten tasfiye edildiğini gördük !
Türk Milliyetçiliği'ni neredeyse PKK terörüne “hafifletici neden” sayan iktidar sahiplerinin zaman ayarlı konjonktürel milliyetçiliğini gördük !...
Siyaseti milliyetçi çizgide yapanların, sanki çözüm süreci ve dolayısıyla palazlanan terörün mimarı AKP değilmiş gibi bir dil kullandığını, bunu da dün "vatana ihanetten yargılamaya ant içtikleri"yle ittifak yaptığını da gördük !
HDP'nin “terörün siyasi uzantısı” olduğu gerçeğinin, işine gelince kabul edilip, siyasi çıkar sağlanacaksa muhatap kabul edilip masaya oturulduğunu gördük !
PKK'ya katil, katile PKK dememek için nasıl kıvırmalar ve kelime oyunları gördük!...
Evet bugün,11 aylık o masumun ve annesinin PKK 'lı bebek katilleri tarafından şehit edilmesi sonrasında konuşanlara bakınca…
“En önemli devrimlerimizden biri” diye “çözüm süreci”yle gurur duyanlar, “terörle mücadele”yi savunanları "bölünme paranoyasına kapılmış olmak"la suçlayanlar,
"Habur ve Oslo'daki iyi niyetleri"yle övünenler, “kimsenin gücü çözüm sürecini bitirmeye yetmeyecek. Ne pahasına olursa olsun çözüm süreci bizim vazgeçilmezimizdir" diye dünyaya posta koyanlar, “Dünya bu konuda dün de iki yüzlüydü, bugün de iki yüzlüdür" diyerek zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışanlar…
Bir de konuşuyorlar. Gerçek duyguları mı? Yine bir maske mi var yüzlerinde? Bilemiyorum.
O gencecik kadının, o el kadar bebenin vebaliyle yüzleşecek cesaretten dahi yoksun olması sizin de midenizi bulandırmıyor mu ?
Bir tarafta ise;
PKK'yı meşrulaştırarak pamuklara sarılmaktan, “makbul" olmaktansa, “kandan beslenen”, “morg bekçisi”, “vampir”, “marjinal” olarak lanse edilip hakarete uğrayanlar,
PKK'nın bir terör örgütü olduğunu tekrarlamaktan bir an geri durmayanlar,
Yıllarca “barış"la cilalanan kanlı tezgahı ortaya koymanın mücadelesini verenler,
Hangisi iki yüzlülük...?
Hangisi riyakârlık...?
Hangisi utanmazlık...?
Ve biz; “Dağa çıkışlar nitelikli hal aldı !” diyenlerin gözyaşlarına inanmaya ve kanmaya devam mı edelim ?
NOT: Bu yazı, Selcan Taşçı Hamşioğlu'nun 02.08.2018 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nde “Cenaze dolasıyla kapalıyım” başlığıyla yazıdan uyarlanarak yazılmıştır.