Söylenen söz ona göre yanlıştır ama cevap vermez!
Yapılan iş ona göre de yanlıştır ama itiraz etmez!
Şahit olur onca şeye ama bir duruş sergileyip rengini belli etmez!
İster ki “Adamın biri…” çıksın!
Yapamadıklarını yapsın !
Söyleyemediklerini söylesin!
Dediği gibi de olur!
Adamın biri çıkar!
Çıkar çıkmasına da, bizimki alenen “Doğru söylüyorsun!” diyecek kadar da cesaret gösteremez.
Onun söyleyemediğini cesaret edip “adamın biri “ söylemiştir ama onu destekleyecek kadar da rengini belli etmez!
Renksiz ve kokusuz, konulduğu kabın şeklini alarak elde ettiği statünün bozulmasından korkar çünkü!
Doğru işi, doğru sözü hep birinden beklemektir onun işi!
Başı derde girecekse işte o “adamın biri” nin başı derde girsin!
Yanlışa sesini çıkartmadığı yetmiyormuş gibi üstelik “adamın biri”ni suçlamaya da başlar!
Çünkü yanlış da olsa kapılandığı, yer aldığı grubu savunarak onlara yaranmaya çalışacaktır.
Yerini ve statüsünü muhkemleştirmek adına neticede yanlışı bile bile savunacaktır.
Tabi doğru yerde ve doğru zamanda birileri çıkacaktır hakikati seslendiren.
“Ben bir şey demiyorum ama adamın biri çıkar …!” diye savunur.
Ya o “Adamın biri “ çıkmazsa?
Merak etmeyin çıkar.
Geçmişten çıkmazsa gelecekten çıkar!
Ama illaki çıkar!
Göstermesi gereken tavrı göstermeyip, bu tavrı göstermesi için “adamın biri'ni mi bekleyen zarardadır?
Yoksa o tavrı gösteren “adamın biri” mi zarardadır?
Ama şu sözü de bir kenara not edelim:
İnsan denize girdiği için değil, denizden çıkamadığı için boğulur!“
Beklediği o “adamın biri” niye kendisi değildir?
Bunun cevabını kendine bile veremez belki de!
Verse de inandırıcı olur mu acaba?