“Hakikatin er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır “ derler.
Bu; “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” şeklinde de ifade edilmiştir.
Memlekette derin bir ekonomik buhran var!
Bunu gizlemeye çalışanlar da biliyor ama!
Ahaliden gizlemek veya onları başka gündemlerle oyalamakla görevli bir medyamız var maşallah!
Her şeyi yolunda göstermek için bütün uğraşları.
İktidarın makyajcısı medyaya göre her şey güllük gülistanlık!
Dolar 5 lira olmuş!
Onlar bunu gözden kaçırmak ve algı operasyonları yapmakla meşguller.
Hani mağazaların vitrinlerinde, ne kadar cazip fiyatlar olduğunu göstermek için etiketler vardır ya !
Pantolon: 49.99 TL.
50 bile değil !
Bizim medya da neredeyse yarım dolar 2,5 ,çeyrek dolar 1,25 TL diye manşet çekip haber yapacak!
Sadece ekonomiyle ilgili değil medyanın bu tutum ve davranışı elbette.
Günlerdir iki bakanın, ”kız yüzünden birbirine omuz atan ergenler gibi” birbirine omuz atmasını konuşturmadılar mı ahaliye !
İktidarı zora sokacak haber ve yorumları ya yumuşatıcı kullanarak ya da yayınlamayarak gerçekleri ahaliden gizlemiyorlar mı?
İktidarın uşağı gibi davranan medyaya bakarsanız, refah içinde yüzüyoruz!
Bir ikisi istisna gazetelere ve televizyonlara göre:
Gidişat her alanda süper!
Halk çok mutlu!
Ekonomi tıkırında!
Ülke büyüyor!
İhracat artıyor!
Her alanda üretim patlaması yaşanıyor!
İşsizlik diye, enflasyon diye bir derdimiz yok!
Eğitimde çağ atlamışız!
Türkiye gelişmiş ülkeler sıralamasında hızla zirveye yükseliyor!
Halbuki dün, milleti adeta tehdit eden "ya başkanlık ya kaos" manşetlerini atıyorlardı!
Gazetelerin bazılarında yer alan habere göre:
“AVM, iş merkezleri ve plazalarda "boş" durumdaki ofislerin oranı yüzde 30'u aşmış...
Çarşı-pazarlardaki işyerlerinin durumu ise çok daha vahim... Her şehirde binlerce "satılık" ilanı her köşede kiralık işyeri çağrıları...
Çarşı-pazarda işler tamamen durmuş, yatırımlar her alanda fren yapmış, ekonomideki gelecek belirsizliği "iflas"ları arttırmış, kapanan işyeri sayısı yüzde 30 artmış, açılan işyeri sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 25 azalmış”
Pembe yalanlarla gizlemeye çalışmak bu tabloyu daha da vahimleştirmekten başka bir şeye yaramaz.
Ekonomik alandaki bu gidişat sosyal alanları etkilemez olur mu?
Bu durumun, sıkıştıkça başvurduğumuz ve artık gelenekselleşen "altınlarınızı, dövizlerinizi bozdurun" çağrılarını manşete taşıyarak düzeltilebileceğine acaba kendileri inanıyorlar mı ?
Yandaşlıkta sınır yok ama !
Bir papaz var ülkenin gündemine oturan!
İki ülke arasında restleşmeye sebep olan.
Biz bu tarafı biliyoruz da, ABD açısından bu papazın durumu nedir?. İşte konuyla ilgili olarak,24 Haziran seçimlerinden önce “satılan Hürriyet” Gazetesi'nin Washington Temsilcisi Cansu Çamlıbel "Yanlış anlaşılma mı, Halkbank mı?" başlığıyla 3 Ağustos 2018'de yazmış! Yayımlandıktan kısa bir süre sonra Hürriyet Gazetesi yazıyı siteden kaldırmış!
Google'da aratıldığında hala bellekte çıktığı halde bağlantıya tıklandığında sitede yazının olmadığı görülüyor.
Artık neden kaldırıldığını merak bile etmiyorum. Resmi görüşe aykırıdır diyor geçiyorum.
Peki neymiş bu fincancı katırlarını ürküten yazı:
“ABD yönetiminin iki Türk bakana yaptırım uygulama kararı Washington'daki siyasi süreçleri yakından izleyen kimse için sürpriz olmadı. FETÖ davasından tutuklu Amerikalı din adamı Pastör Andrew Brunson'ın 24 Haziran'daki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra serbest bırakılmaması durumunda ABD'nin Ankara üzerinde baskıyı arttıracak ileri bir adıma hazırlandığı sır değildi. Ankara ile Washington arasında temmuz ayı boyunca devam eden pazarlık süreci tam da bu yüzden başladı.
Amerikan tarafının talebi son derece netti; 'siyasi bir rehine' olarak gördükleri Pastör Brunson aleyhindeki 'uydurma' iddialar düşürülerek 18 Temmuz'daki duruşmanın ardından ülkesine gönderilmeliydi. Türk tarafının ABD'den genel beklentiler listesi aslında çok uzun olsa da bu tür bir pazarlıkta somut bir karşı talebin masaya konulması gerekiyordu. Ankara tercihini - yine kimseye sürpriz olmayan bir hamleyle - kısa vadede Türkiye'ye ekonomik anlamda büyük zarar verme potansiyeli taşıyan Halkbank dosyasından yana kullandı.
Halkbank dosyasını bu tür bir pazarlığa elverişli hale getiren en önemli unsur kuşkusuz eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın aylarca bir Amerikan mahkemesinde yargılanarak hüküm giymiş olmasıydı. Ankara kendisinden yargıya müdahale bekleyen ABD yönetimine 'benden talep ettiğini sen de yap' diyordu. Hakan Atilla'nın kalan cezasını çekmek için Türkiye'ye gönderilmesi paketin Ankara'yı kamuoyundaki görüntü açısından kurtaracak bir unsuru olacaktı.
Tersten okunduğunda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Eylül 2017'de 'Fetullah Gülen'e karşılık Brunson' diye formüle ettiği 'ver papazı, al papazı' takası sonunda başka bir konfigürasyonla da olsa gerçek olacaktı.
Amerikan tarafı pazarlıklar sırasında Brunson'a karşılık Atilla'nın Türkiye'ye gönderilmesi fikrine yeşil ışık yaktı. Hatta ABD'nin Zarrab'la başlayan Atilla'yla nihayetlenen dava nedeniyle Halkbank'a kesilmesi muhtemel cezayı en düşük sınırda tutma yönünde bir takım garantiler verdiği de anlaşılıyor.
Ancak Washington'ın bu iki kuvvetli adımı atması dahi Ankara'nın Halkbank konusundaki baş ağrısını çözemeyecekti. Zira Halkbank dosyasının henüz kamuoyunda bilinmeyen boyutu şuydu; İran'a yönelik yaptırımların delinmesi iddiasıyla Halkbank yeniden soruşturma altındaydı. Hem de ABD'de Halkbank'ı hedef alan sadece bir değil, iki yeni soruşturma yürüyordu. Birinci soruşturma, iki gün önce Başkan Trump'ın talimatıyla Adalet Bakanı Gül ile İçişleri Bakanı Soylu'yu yaptırım listesine alan ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) tarafından yürütülüyordu. İkinci soruşturmanın adresi daha da tanıdıktı; Zarrab ve Atilla davalarını başlatan New York Güney Bölgesi Başsavcılığı!
Ankara, Brunson'ın salıverilmesi karşılığındaki anlaşma paketine söz konusu iki soruşturmanın da düşürülmesinin eklenmesi konusunda ısrarlıydı. Siyasi talimatla iş yapan OFAC gibi bir kurumun soruşturmadan vazgeçmesi elbette teknik olarak mümkündü. Ankara'nın talebini Trump yönetimi açısından daha sıkıntılı hale getiren ise New York Güney Bölgesi Başsavcılığı'nda süren Halkbank soruşturmasıydı. Trump'ın kişisel avukatı Michael Cohen'i 2016'daki başkanlık seçiminin hemen öncesinde Trump'la ilişki yaşadığını açıklamaması için porno yıldızı Stormy Daniels'a para verdiği için tutuklayan savcılıktan bahsediyoruz.
Türk tarafının, ABD Başkanı Trump'ın kendi kişisel avukatını tutuklamaktan imtina etmemiş bir savcılık nezdinde Amerikan kamuoyundaki imajı malum olan Türk hükümeti lehine müdahalede bulunması beklentisi belli ki Brunson pazarlığının sarpa sarmasında önemli bir faktör oldu.
Yine de iki başkent arasındaki uzlaşma arayışı hemen çökmeyebilirdi. Ne de olsa karşı tarafın maksimalist taleplerini kabul edilebilir bir zemine çekme mesleği olan diplomasi tam da bu günler için var. Yani eğer içinden Ebru Özkan geçen yol kazası yaşanmasıydı Ankara ile Washington Brunson pazarlığı bugün hala başka bir boyutta sürüyor olabilirdi. Tabii eğer ABD Başkanı Trump, Brüksel'de 11 Temmuz'da NATO zirvesi marjında yaptıkları görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o sırada hala Tel Aviv'de tutuklu olan Özkan için devreye girmesi yönündeki ricasını Brunson'a karşılık bir takas talebi olarak algılamasaydı.
Sonrası malum...
Ebru Özkan'ın salıverilmesi için İsrail Başbakanı Netenyahu'ya telkinde bulunan Trump, Türkiye'nin de karşılığında Pastör Brunson'ı salıvermesini beklerken ev hapsi kararıyla karşılaşınca devreleri yandı. O güne kadar sürekli Trump'ın 'benim için çok özelsiniz' türünden güzellemelerine muhatap olan Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere Ankara'da pazarlık sürecine müdahil olan herkesi şoka uğratan o yaptırım tweet'i vardığımız dramatik noktanın başlama vuruşu oldu.
Trump'ın muhatabının kendisinin ya da ülkesinin kudretini test ettiğine inandığı zamanlarda yırtıcı bir kuş gibi pençe gösterdiğine dünya defalarca tanık oldu. Ancak Washington ile Ankara'nın bu son vakada birbirini bu ölçüde yanlış anlamasının tek sebebi Trump'ın fevriliği ya da dosyalara tam hakim olmaması olamaz elbette. Evanjelist Başkan Yardımcısı Mike Pence'in gazına geldiği tezine de şahsen mesafeliyim.
Kalın-Bolton, Çavuşoğlu-Pompeo arasında devam eden resmi kanallar dışında 'dost' sıfatıyla uzlaştırma topuna giren Amerikalılar ve Türkler olduğu biliniyor. Farklı kanalların mesaj kirliliği yarattığını konuya müdahil pek çok kaynağımdan dinledim. Arka kapı diplomasisine teşne olanların sayısı arttıkça pazarlık iyice dallanıp budaklanmış.
'Krizin sebebi yanlış anlaşılma mı, yeni bir Halkbank iddianamesi olasılığı mı, gayri resmi kanallardan arabuluculuğa soyunanların mesajları bulandırması mı?' diye sorarsanız, 'hepsi' derim.
Gelinen noktada artık Ankara'nın Pastör Brunson'ı serbest bırakması çok daha zor. Öte yandan Washington'da konuşulan Brunson bırakılmadığı takdirde devreye sokulacak yeni yaptırım kararlarının Başkan Trump'ın masasında imza beklediği. İşin kötüsü uzun zamandır ilk defa Beyaz Saray, ABD Dışişleri ve Kongre Türkiye'ye yaptırım uygulanması konusunda aynı sayfada.”
Tamamı okunursa durumun daha iyi anlaşılacağına inandığımdan yazının tamamını aldım. Biliyorum yazı yine uzadı ama hoş görünüze sığındığımdan diyelim.