Türk milliyetçileri kızgın…
Türk milliyetçileri kırgın…
Türk milliyetçileri üzgün…
Türk milliyetçiliğinin siyasala örgütü sayılan iki ayrı siyasal yapı var.
Elbette ki, ilki ve en büyüğü Milliyetçi Hareket Partisi.
Öbürü Şehit Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu'nu 25 Mart 2009'da, kaza denilen ama benim kanaatime göre suikast olan bir helikopter faciasında kaybettiğinden beri nerede konuşlanacağını bilemeyen Büyük Birlik Partisi.
Bu iki partiden,bu iki partinin tabanın sesine kulak vermeyen Genel Merkez'lerinden ümidi kesen Türk milliyetçileri siyasal olarak yeniden şahlanmanın yollarını arıyorlar.
Bulmuş gibiler.
Milliyetçi Hareket Partisi'nin Balgat'taki genel merkezi zaten işin kolayını bulmuş !İşine gelmeyeni ihraç ediyor !
İşine gelmeyen teşkilatı kapatıyor !
Destekledikleri adayın kazanamadığı il-ilçe kongrelerini iptal ediyorlar !
Hatta genel merkezin ataması bir il başkanı : ""Bayramdan sonra Allah nasip kısmet ederse, yaklaşık 100 kişiyi daha ihraç edeceğiz !İçlerinde belediye meclis üyelerinden tutun da, eski il başkanlarına kadar çok yönlü bir temizlik harekatına Allah nasip kısmet ederse girişeceğiz." diyor !
Kafa bu !
Eee onlar da ihraç edilmeyi beklemeden gruplar halinde partilerinden istifa etmeye başladılar bile.
Türkiye'nin her tarafından Milliyetçi Hareket Partisi'nde istifa haberleri geliyor.
Öyle bir iki kişi falan da değil hani !
Ama hepisinin ortak noktası :
Hangi yaşta olursa olsun şerefle mücadele ettikleri partilerinden "Üzülerek,yürekleri kan ağlayarak ve gözyaşları içinde " istifa etmek zorunda kaldıkları idi.
Elbette kolay bir karar değildi onlar için.
Kalanlara da bir şey demiyorlardı. Kızgınlıkları, kırgınlıkları tabanın sesine kulaklarını tıkayıp duymazlıktan gelen mevcut parti yöneticilerine idi.
Partide; siyasi değişim ve gelişim isteyenler engellenmişlerdi.
Partiyi büyütme çabası olanlar bir şekilde uzaklaştırılmışlar veya etkisiz duruma getirilmişlerdi.
Buna bir de,ihraçlar,görevden almalar ve hatta hatta hakaret ve yalan ithamlar eklenince siyaseten yolların ayrılması kaçınılmaz olmuş kendilerince.
Tabii bununla da sınır kalmıyordu tepkileri !
Türk milliyetçiliği ayaklar altına alınırken ,
Türk milliyetçileri en ağır hakaretlere uğrarken ,
Bürokraside sürgünlere,kıyımlara ve haksızlığa uğrarken,
Mevcut iktidara kayıtsız şartsız destek verilmeye başlanınca; kendilerini inandıklarını söyleyemez ve siyaset yapamaz halde buldular.
Ülkenin geleceğinin çizilen tablo gibi toz pembe olmadığının farkındaydılar.
Türk milliyetçileri olarak devletin ve milletin bekasının her türlü bağ ve taassubun üzerinde olduğunu söylüyorlar.
Bir çözüm arayışına girmişler ve yukarda da ifade ettiğim gibi bulmuşlar da !
“Şahsi ikbal kavgalarımız yok ,menfaat peşinde değiliz " diyorlar.
"Derdimiz vatanımız, derdimiz ülkemiz,
derdimiz evlatlarımıza bir vatan bırakma gayreti
derdimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bağımsız,özgür bir devlet olarak yaşama arzumuz,
derdimiz bayrağımızdır." diyorlar.
Türk milletinin milli ve manevi değerlerini hakiki manada ihya etmeye, vatanımızın birliğine ve bütünlüğüne sahip çıkmaya; ayrımcılığa, ötekileştirmeye, haksızlığa, hukuksuzluğa ve her türlü adaletsizliğe son vermeye kararlı gözüküyorlar.
Tutar mı tutmaz mı onu bilemem ama toplumsal talebin ortaya çıkardığı bir ihtiyaç gibi görünüyor.
Toplumsal talep varsa taban da var demektir.
Hakaret edip hain ilan etmeden,bu insanları bu yola iten sebepleri sorgulamak lazım.
Üst yönetimlerin siyaset üretmedeki keskin dönüşlerin,
dünkü söylediğini bugün inkar etmenin tabana izahı zordur !
Ve Bahçeli ve ekibi gibi Mustafa Destici de bunu yaşamaktadır.
Hani, " Yel kayadan ne aparır ?" demişti ya Sayın Bahçeli !
Bu sefer yel kayadan bir şey almaya değil sanki kayayı götürmeye geliyor gibi !