Üniversite kazanmakla iş bitmiyor !
Üniversiteli olan gencin karşılaştığı veya karşılaşacağı bir takım güçlükleri ,halletmesi gereken problemleri olacaktır ama en önemli mesele barınma meselesidir.
Devlet 100 öğrenciden ancak 10'una barınma imkanı sağlayabiliyor. Geri kalanına ise "Başınızın çaresine bakın !" diyor.
Üniversite sayısı artıyor. Öğrenci sayısı artıyor.
Lakin yurt sayısı aynı oranda artmıyor ne yazık ki!
Bu bugünün meselesi değil elbette.Yıllardır katlana katlana büyüyen bir dert.
Sene başında devlet yurtlarında yer bulunamıyor. Yedekten belki sıra gelir diye bekleyen aileler, bir referans bulmanın peşine düşüyorlar.
Kendi öğrencilerinin barınma sorunlarının çözümünde üniversitelerin ve rektörlerin yasal olarak her hangi bir görev ve sorumluluğunun olmayışı da ayrı bir problem.
Devlet de yurt sorununa kalıcı bir çözüm üretmek yerine tarikatleri, cemaatleri, vakıfları bir nevi “Çözüm ortağı” gibi gördü yıllarca.
Bunun faturasını millet olarak 15 Temmuzda ödemedik mi?
Fetö'den dolayı el konulan yurtlar Yurt-Kur'a devredilmeli. Bu yurtları Fetö'den alıp başka bir oluşuma vermek,olan bitenden ders çıkarmadığımız anlamına gelir.
Okulları ve yurtları siyasete asker yetiştiren yerler olarak görmekten ne zaman vazgeçeceğiz ?
Konuyu ele alan Yeniçağ Gazetesi yazarı Servet Avcı 22.09.2017 tarihli “Bizon Koşusu” başlıklı yazısında şöyle diyor :
“………..
Kızılderililer koşuyu başlatmak için her ne lâzımsa yapıp, sürünün bir uçuruma doğru koşmasını sağlarlarmış... Sonra yaptıkları tek şey, uçurumun dibinde durup düşen bizonları toplamakmış...
Fazla zahmet gerektirmeyen, ince bir strateji... Bizde yüksek öğrenim gören öğrencilerin önce koşturulup, sonra uçurumun dibinde bekleyen avcıların eline düşmesi gibi...
***
Oysa devlet geleceği gören, görmek zorunda olan, onun için var olan bir aygıttır...
Devlet, hangi alanda olursa olsun, bırakacağı boşluğun başka oluşumlarca doldurulacağını bildiği ve ona göre davrandığı için devlettir...
Şüphesiz bu durum, sadece bugünkü iktidarın kusuru değil... Geçmişte böyleydi, bugün de aynen devam ediyor...
Her yıl milyonlarca öğrenci üniversite eğitimi için yurdun dört bir yanına yayılıyor... Her ile üniversite açmakla övünen eğitim sistemimiz, o öğrencilerin tamamını barındırma konusunda nedense hep aciz!..
Çocuklar bizon koşusu yapıyor, sonra uçurumun dibinde bekleyen örgütlerin, sivillikle uzaktan yakından ilgisi olmayan sözde sivil toplum örgütlerinin, aklını bir kişiye ciro etmiş cemaatlerin, siyasete asker yetiştirmeye çalışan yapıların kucağına düşüyor...
Kimisi ekonomik zorluktan, kimisi çocuğuna dindar bir yapı ararken, kimisi çocuğunun büyük şehirde namusunu koruma derdiyle bu ağa yakalanıyor... Planlansa ancak bu kadarı yapılabilir ve tuhaftır bu yapılara adeta lojistik sağlanıyor...
Hür düşünmesi ve aklını kullanması gereken insanlar 'dediği tartışılmaz' önderlerin 'kurşun askerleri'ne dönüşüyor...
Avrupa'ya göre genç nüfusun fazlalığıyla övünen bir millet en büyük insan israfını bu şekilde yaşıyor... Üretmesi gereken beyinler, bağnazlığa teslim oluyor...
Galiba bu da bir bizon koşusu... Uçurumun dibindekiler ellerini ovuşturarak bizonların düşmesini bekliyor..."