“zor zanaatmış yaşamak,
her şeyin eğri olduğu düzende…
diller hep yalan söyler olmuş,
gözler körleşmiş güzelliklere…
sevginin adı değişmiş, çıkar konmuş,
dostluklar, baştan sona sahte...
küçükler öğrenmemiş saygıyı,
hoşgörü çoktan tükenmiş büyüklerde...
insanlıktan nasibini almayanlar sarmış yanımızı, yöremizi,
zor zanaatmış yaşamak,
her şeyin sahte olduğu düzende...”
Demiş 2008'de yazdığı bir şiirinde Nursen Ateş.
Zanaat, Arapça sinaat kelimesinden geliyormuş. Öğrenim, tecrübe ve ustalık gerektiren iş, sanat demekmiş. Zanaat işleri genellikle el ustalığı gerektiren işler olduğundan, bir zanaata çoğunlukla çırak olarak girilir ve kalfalıktan ustalığa yükselinir. Bizim sıkça kullandığımız "küçük el sanatları" kavramı herhalde zanaat'ı ifade ediyor.
Hangi işle uğraşırsak uğraşalım o işte insanla muhatap olmamak mümkün mü?
Bir sıkıntıyla karşılaşınca, yaptığımız iş için “………. zor zanaat !” deriz.
İşte bu zor zanaatlardan biri de “Gazetecilik”tir.
Gazetede bir çırpıda okuduğunuz haberin nasıl ve hangi şartlarda yapıldığının bir de hikayesi vardır arka planında!
Muhabir belki çok zor şartlarda o haberi yapmak ve insanlara ulaştırmak için çabalamış, sıkıntılar çekmiştir.
Biz o kısmını bilemeyiz. Çayımızı yudumlarken okuduğumuz o haberin bizim açımızdan sıradanlaştığını söylemek çok kolay!
Hatta satır aralarında hata bile ararız haberi yapandan hesap sormak adına ya da tanıyorsak takılmak adına!
Haberi başlık okutur bazen.
Bazen yazılanı değil de aklımızdan geçeni okuruz belki de?
Haber konusu bir yakınız falansa daha değişik duygular yaşarız.
Haberin her kelimesini didik didik eder, çatmaya yer ararız. Kimbilir, kızgınlığımız o habere değil de kendi acımızadır!
Haberde geçen kelimeyi eğip bükerek farklı anlamlar yükleriz!
“Şöyle yazılmasaydı !” diye öfkeleniriz.
Ama zaten öfkelenilen şekliyle yazılmamıştır o kelime!
Mesela, “Yaşlı Kadın Evinde Ölü Bulundu.” Başlıklı haberin alt başlığı da:
“Niksar'da, yalnız yaşayan yaşlı kadın evinde ölü bulundu.” Olarak yer alır gazetede.
“Yalnız” kelimesinden yola çıkarak “sahipsiz !” ya da “kimsesiz!” anlamı yükler bazı okuyucular.
Haberde geçmeyen kelimelere, haberde yer verilmiş gibi yorumlarda bulunurlar.
Haber tekniği bakımından doğru bir haberi lastik gibi sündürerek başka yönlere çekmeye çalışmanın ve bundan dolayı haberi yapanı hesaba çekmeye çalışmanın iyi niyetle bir alakası yoktur.
Sırf bunun gibi nedenlerden dolayı bile zor zanaattır gazetecilik!
Yanlış anlamalara, haberi saptırmalara, ilgi çekmek isteyenlerin haksız suçlamalarına, basında adını geçirip siyaseten bir yere zıplamaya çalışanların kaprislerine maruz kalma zanaatidir “Gazetecilik”
Hele de taşrada yerel gazeteci iseniz, işiniz daha zordur.
Peki güzellikleri yok mudur?
Vardır elbette. Güçlünün değil de haklının yanında yer almanın gururu vardır.
Kimsesizlerin kimsesi olmanın şefkati vardır.
Memleket için çarpan yüreğin cesareti olmak vardır.
Çiğ et yemediği için karnının hiç ağrımaması vardır.
Sadece gazeteciliğini yani işini yapmanın dedikodudan uzak huzuru vardır, rahatlığı vardır!
İşte elinizde okuduğunuz veya internette sayfasına baktığınız bu gazete; Niksar Danişmend Gazetesi 13.yaşına girdi.
1 Kasım 2006'dan 1 Kasım 2018'e
Doğumunda bulundum. Büyümesine şahit oldum
Yazılarımla katkı vermeye çalıştım.
Birbirimizden bir şeyler öğrenerek bugünlere geldik.
Seneye 14.yaş gününde olur muyum bilemem.
Ama bildiğim, hiç bir kurumun kişilerle kaim olmadığıdır.
O sebeple Danişmend Gazetesi'nin 13.yaşını tebrik ederken, Şafak Matbaası'nın kurucusu Rahmi Gümen başta olmak üzere tüm çalışanlarını da kutluyor ve tebrik ediyorum.
NOT: Kurucu'yu özellikle vurguladım! Son yıllarda Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e yapılan vefasızlığı ve saygısızlığı görünce, kuruculara duyulması gereken saygıyı hatırlatmak istedim.