İsim koyma konusundan ifrat ve tefrit var! Bir kısım Arap kültüründen, bir kısım Batı dediğimiz dünyanın kültüründen isimler koyarak adeta o kültürlere olan hayranlıklarını gizlemiyorlar. İsim vermede Türk kültürü yok sayılıyor adeta.
Bu gazetede 31 Ağustos 2018 tarihinde “İSİM VERMEDE KÜLTÜRÜN ETKİSİ !” başlığıyla bir yazı yazmıştık. Ve o yazıda Mevlüt Uluğtekin Yılmaz'ın 16 yaşındaki torununun konuyla ilgili yazdıklarından alıntı yapmıştım. Bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
"Genç beyinleri adeta körleştiren ufuklarını sınırlandıran cemaatler, Cennet, Cehennem ve yasakları anlatmaktan ileri gitmeyen lafta Hocalar (!) ufuklarımızı ne kadar açabilir?
Araplar putperestlik adlarını hiçbir zaman değiştirmediler. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in değiştirdiği isimler inancımız İslam'da kötü anlama gelen "Asi" yani isyankâr ya da "Cemre" yani ateş gibi adlardır.
Abdullah, Abdulkadir, Ebubekir, Fatıma, Ayşe, Emine gibi isimler Araplar tarafından kullanılmaktaydı ve inancımız İslam'dan önce de vardı. Yani o isimler önceden putperestlik adlarıydı. Dinimiz İslam inince böyle algılanır oldu.
Bana bir Arap gösterin ki çocuğuna Türk adı koymuş olsun. Onlar "Türkler Müslümandır onların adını çocuklarımıza koyalım" demiyorlar. Ancak maalesef biz diyoruz. Onların adını kutsal sayıyoruz. Bunun yanlış olduğunu algılamamız gerekiyor. Çocuklarımıza Arapça isimler koyarak ne biz ne de evlatlarımız daha iyi Müslüman olamaz. Müslümanlık adla değil, yürekle olunur!
Bunu yaparak daha iyi Müslüman olmadığımız gibi olacağımız tek şey Arap kültürüne asimile olmaktır! İsimlerin dini olmaz, milliyeti olur. Kimliğimizi, kültürümüzü korumak için çocuklarımıza Türkçe isimler koyalım."
Tabii ki herkes aynı ismi koysun demiyoruz. Ama kendi kültürümüzü de isimlerle yaşatalım.
Sultan Mehmed'e Fatih, Sultan Selim'e Yavuz'u veren bu kültürdür.
Alparslan'ı, Alp'i, Alperen'i, Kürşat'ı Arap kültüründe bulamayız.
Bizim, Amine'yi Emine yapan bir kültürümüz var.” diye de bitirmiştik yazıyı.
Aynı konuyu Habererk yazarlarından Kerime Yıldız ele almış. Ama o başka bir açıdan yaklaşmış bu isim verme meselesine. Bakın ne demiş “Nur topu Gibi Bir “Artemis”imiz Oldu !” başlıklı 30 Eylül 2018 tarihli yazısında:
“Diziler, sezona hızlı başladılar.. Hem yenileri hem de geçen sezonda reyting rekoru kıranlar, seyirciye ulaşmak için entrika kapasitelerini bir hayli yükselttiler.
“Almanya, ABD, İdlib, McKinsey gibi câzip konular varken diziler de neymiş?” diyebilirsiniz ama yazacağım konu, bana göre hepsinden mühim bir konu.
Önce biraz hâfıza tâzeleyelim.
Şaban, Murtaza, Gafur, Bestâmi... Zannederim bu isimler, hiçbirinizde iyi çağrışım yapmıyor. Hattâ çocuklarınıza bu isimlerden birini verdiğinizi zannetmiyorum. Dizilerde, filmlerde yıpratılan İslâmî isimlerden aklıma ilk gelen örnekler bunlar. Merhamet diye bir dizi vardı. Köpeğe Bâbür ismi verilmişti. Elif Çakır'ın Aşk romanındaki en kötü, ahlâksız, tecâvüzcü adamın adı da Baybars'tı.
Kaygısızlar dizisini hatırlıyor musunuz? 1994-98 arası dört yıl yayınlandı. Dizide, mahallenin üç şapşal kabadayısının adları, Kürşad, Kültigin ve Alper'di. Diziyi seyredenlerin, bu üç güzel Türk ismini çocuklarına ad vermekden imtinâ edeceği kadar aptaldılar. Koskoca Çin sarayını, kırk arkadaşı ile basarak bağımsızlık savaşını başlatan Kürşad, komedi unsuru olmuştu.
Milliyetçileri için özel anlamı olan isimler böyle yıpratılırken, sol zihniyetin isimleri direk ve dolaylı yüceltildi. Deniz ismine, âdete tanrısal vasıflar yüklendi.
Kürşad, şapşal kabadayı ; Deniz ise adam gibi adam!
"Önce şaşırırsınız; sonra alışırsınız." diye bir söz vardır. Sinema ve diziler, önce şaşırtıp sonra alıştırmada bir hayli başarılı. Bir örnek vereyim:
2007 senesinde, Kavak Yelleri adındaki gençlik dizisinde, köpeğe Hüseyin isminin verilmesi, Kanal D'nin binası önünde protestoya sebep oldu. Câferî vatandaşların protestosu sonuç verdi; kanal özür diledi ve RTÜK'den cezâ aldı. Sonra aynı kanalda yayınlanan Merhamet dizisinde ise köpeğe Bâbür isminin takılması, herhangi bir protestoya sebep olmadığı gibi doğru dürüst fark edilmedi bile.Nasıl alıştık gördünüz mü?
Bir başka alıştırma oyunu ise dizi kahramanlarına, dinimizle, kültürümüzle alâkası olmayan isimlerin verilmesi. Melisa ismine alıştık. Niye?
Türkçe çiçek isimlerine kıran mı girdi?
Gül, lâle, menekşe, yâsemin, çiğdem, karanfil, yonca, sünbül, .... utanılacak isimler mi?
Gülperi diye bir dizi başladı. Üç çocuğunun velâyetini alıp, yeniden onların sevgisini kazanmaya çalışan bir annenin hayat mücâdelesini anlatıyor.
Dizideki avukat Kadir'in kızının adı Artemis. Çok sevimli ve hisli bir kız. Kadir, aslen Gâziantep'li. Atina veya Girit göçmeni değil.
Kim bu Artemis? Yunan mitolojisinden bir tanrıça. Zeus'un kızı, Apollon'un ikiz kardeşi.
Truva yılı, Troy bilmemnesi derken şimdi de Artemis.
Antik Yunan hayranlarına müjdeler olsun!
Biz mi? Yavaş yavaş alışırız.”
Yoksa alıştık mı? Ne dersiniz?