O dönemlerde ve önceki dönemlerde özellikle iktidara rengini verenlerce sık dillendirilen
söylemlerdi! “Andımız ırkçı ve faşist bir uygulama!” “Gençliğe hitabe ayet mi ?” falan diye sorarak bilinçaltlarındaki Türk'e ve Atatürk'e karşı duydukları husumeti diline vuranlar vardı. Bunlardan biri de bugün Fetö'yle iltisaklı olduğu için midir bilemem esamesi okunmayan ve Milli Eğitim Bakanlığı bile yapmış, -hem de AKP iktidarında en uzun süre –Hüseyin Çelik idi ve “Gençliğe hitabe ayet mi?” diye tartışma başlatmıştı. Sanki kendinden başka, bu vasiyete ayet diyen varmış gibi !
Ve 8 Ekim 2013'te, Türk'e ve Atatürk'e mesafeli olanların yoğun isteğiyle “Andımız” yani “Öğrenci andı“ kaldırılmıştı.
Andımızın kaldırılmasına karşı çıkanlar niye kaldırılmak istendiğini ya da kaldırılmasının arkasındaki gerekçeleri pekala biliyorlardı ! Elbette kaldıranlar da!
Nurullah Genç, 30.09.2013 tarihli 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü internet sayfasında ”Niçin kaldırılmaması gerektiğini” anlatan uzun bir yazı yazmıştı. Kısaltarak alıyorum buraya.
Andımız Ayet mi? diye o da sormuş ama bildiğiniz anlamda değil tabii!
O zamanları şöyle anlatıyor yazısında:
“Son zamanlarda özellikle İslamcı diye bilinen çevrelerde Andımız üzerine itirazlar, eleştiriler yoğunlaşmaya başladı. 02 Şubat 2012 tarihli gazetelerde çıkan bir habere göre AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, şöyle demiş “Gençliğe Hitabe konusunu da kamuoyunun oturup tartışması lazım. Şimdi. Reşit Galip andımızı getirmiş değil mi? Ayet mi bunlar? Reşit Galip böyle bir şey yapmamış olsaydı olmayacaktı. 12 Eylülcüler hatırlar mısınız Andımız'a ilavelerde bulundular. Sonra tekrar değiştirdiler. Böyle bir şey olmaz.” (http://vavw.haberturk.com/polemik/haber/712139-ataturkun-genclige-hitabesi- ayet-mi)
Mümtaz'er Türköne adlı bir yazıcı da andımızı faşistlik. ırkçılık, böbürlenme, âdeta İslam'a karşı çıkarılan beşeri mahiyette bir dinî söylem, medeniyet dışı bir şey, ilkel ritüel, kişiliksizleştiren disiplin ritüeli, ciddi bir saçmalık olarak yorumluyor. (Zaman, 24 Eylül 2013)
Kazım Güleçyüz ve Hilal Kaplan gibi yazıcılar da Andımıza eleştiriler getirerek kaldırılmasını istemişler. Basın yayın organlarında, değişik mahfillerde bu ve bunlara benzer eleştiriler var. Bu eleştirilerin ortak yönü, Andımızın İslam'a aylan, hatta dine karşı üretilmiş faşist, ırkçı bir metin olduğu yönünde. Yapılan eleştirilerle insanların kafasında Andımızın sanki dinsizlik telkin eden bir metin olduğu algısı yayılıyor.
Ben, yaptığım bir incelemede bu eleştirilerin tamamen ya bilgisizlikten ya da art niyetten kaynaklandığını anladım. Zira Andımız, birilerinin söylediği gibi ayetlere ters bir metin değil; tam tersine hemen hemen her kelimesinin ayetlerden süzülmüş, ayetlerden alınma sözler olduğunu gördüm. Dolayısıyla Andımız için “ayet mi bunlar?” diyen Türkiyeli vatandaşın iyi bilmesi gerekir ki, evet Andımız, bildiğimiz manada ayet değildir, Andımızı yazan kişi tanrı ve peygamber değildir, Andımız da ilahi vahiy değildir. Ama Andımızda yer alan kelime ve ifadelerin neredeyse tamamına yakını Kur'an'daki ayetlerde ve hadislerde kendine yer bulan ifadelerdir.
Türk çocuklarına topluca söyletilen Türk andını İslamcılık adına, günah diye, ırkçılık diye, işe yaramıyor diye kaldırmaya çalışan arkadaşlar
(….)
Türk çocuklarının “doğruyum” demelerinin ayetlere aykırı bir tarafı olabileceğini düşünmek, iyi niyetle bağdaştırılabilecek bir şey değildir. Milli Eğitim kurumu, çocuklara doğruluğu öğretmeyecek de üçkağıtçılığı mı öğretecek?
(…)
Millî Eğitim kurumu, elbette Türk çocuklarına çalışkan olmalarını telkin edecektir. Okul, yan gelip yatma yeri mi? Çalışkan olmak da Allah'ın bir emridir; yani ayettir. Bu kelime de Kur'an'da ayet olarak vardır.
(…)
Küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak, İslam'ın emridir. Türk çocukları, bu terbiyeyi elbette okulda alacaklar. Andımızı söyleyerek bu ruh ve şuuru pekiştireceklerdir.
(…)
Türk çocuklarının yurdunu, vatanını sevmesi, İslam'a da aykırı değildir, insanlığa da. Vatan sevgisi, vatan için canını seve seve vermek, İslam'ın emridir.
Türk çocukları kendi milletini sevmeyecek de Amerikalıları mı, İngilizleri mi, Fransızları mı, İsraillileri mi, Çinlileri mi, Rusları mı sevecek? Türk çocuğuna millet sevgisini aşılamanın neresi faşistlik? Bunun neresi İslam'a, Kur'an'a aykırı? Anlayan varsa beri gelsin
Hz. Muhammed (sav) de milletini özünden çok seven bir peygamberdi. Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: "Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.”
(…)
Atatürk neden büyüktür? Çünkü o, kendi döneminde Milli Mücadele sürecinde, son Haçlı ordularını Müslüman Türk vatanı olan Anadolu içlerinde durdurmuş, önüne katıp geldikleri yere; denize dökmüş bir İslam mücahididir de ondan büyüktür. Haçlı ordusuyla savaşan İslam mücahidi bir komutana saygı duymanın İslam'a, Kur'an'a aykırı tarafı neresidir acaba?
Atatürk, Türk-İslam vatanı olan Anadolu'nun emperyalist Batılılarca tekrar Hristiyan vurdu olmasına izin vermediği için büyüktür.
Atatürk, Haçlı Batının Sevr planıyla Anadolu'yu paramparça etmesine, bölüp parçalamasına ve yutulabilecek lokma haline geldikten sonra kolayca yutmasına izin vermediği için büyüktür.
Atatürk, Türk vatanı Anadolu'da Müslüman Türk'ün Müslümanlığını özgürce yaşamasına imkân veren bir bağımsız milli Türk devleti kurduğu için büyüktür.
Atatürk, Türk vatanı Anadolu'da Türk istiklâlinin, hürriyetinin simgesi olan Türk bayrağının özgürce dalgalanmasını sağlayan bir milli Türk devleti kurduğu için büyüktür.
Türk çocukları Andımızı okurken “Ey büyük Atatürk!” diye haykırırken, bütün ruhlarıyla Atatürk'ün emperyalizme, Haçlı saldırılarına karşı duran istiklâlci şahsiyetini kuşanmış oluyorlar. Atatürk naçiz vücudu toprak olmuş, fani bir kişi idi. Ama yaptıklarıyla o, Türk milletinin bağımsızlık ruhunun bir sembolüdür.
Atatürk'ün açtığı yol, bağımsızlık yoludur, bilim yoludur, medeniyet yoludur, barış yoludur, insanlık yoludur. Böyle bir yol, insanlık ve İslamlık düşüncesine aykırı değildir. Buna karşı çıkmanın manası da yoktur.
(…)
Her Türk, elbette Türk milleti için çalışacaktır. Her Türk'ün varlığı, milletinin varlığına armağan olacaktır. Varlıklarını Amerikan. İngiliz, Fransız, İsrail, Rus, Çin, Mısır, Suriye varlığına armağan edenler, Türk çocuklarının varlıklarını Türk milletinin varlığına armağan edişlerinden rahatsız olacaklardır.
Türk çocuklarını Amerika'nın yüce menfaatlerinin koruyucusu olarak, Amerikan varlığına armağan etmek isteyenler, elbette bu sözlerden rahatsız olacaktır.
"Ne mutlu Türk'üm diyene!"
İslam'da insanların kendi milletlerinin, milliyetlerinin adının ifade edilmesinin günah olduğuna dair bir emir ya da açıklama görmedim. Bizim milliyetimizin adı “Türk'tür. Bunu çocuklarımıza öğretmenin, belletmenin günah bir tarafı yoktur. Türk olduğumuzu övünçle belirtmenin bir sakıncası yoktur. Buradaki “Türk'üm” ifadesi, başka milletlere düşmanlık telkin etmiyor, yani ötekine düşmanlık fikri vermiyor.
Bugün, herhalde günah zannettikleri için Türklük karşısında mesafeli durmaya çalışan, ırkçılık zannettikleri için “Türk” kelimesini ağızlarına almayan, ama demokrasi adına Kürtçülüğü ağızlarından düşürmeyenler var !
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat,13)
Demek ki Allah'ın yarattığı bir boy ve kabile olan “Türk”ü anmak, “Türk'üm” demek, günah olmazmış.
“Ne mutlu Türk'üm diyene” ifadesi ırkçı, faşist bir ifade değildir. Burada “ne mutlu Türk'e” değil, “Türk'üm diyene” ifadesi geçer. Yani Türklük, burada etnik bir kavim adı değil, sosyolojik bir millet adıdır. Türk doğulur da olunur da. Türkiye'de yaşayan herkes, hangi kavimden, etnik kökenden olursa olsun, Türk milletine mensuptur. Hangi etnik kökenden gelirse gelsin, ortak kültürel, hukukî ve sosyolojik değerlerde birleşmiş üst toplumsal yapının adı millettir. Bu da Türkiye'de Türk milletidir. Tarih boyunca Batılılar da bütün Müslümanlara Türk demiştir. Türk'le Müslümanlık aynileşmiştir.
Ülkemizdeki bütün çocukların böyle bir cümleyle, tek millet bilincini kazanmasının İslam'a aykırı tarafı nedir? Mehmet Akif Ersoy, “Ordunun Duası” şiirinde “Türk eriyiz, silsilemiz kahraman” derken ırkçı, faşist ve militarist mi oluyordu? İslamcılık adına Andımıza karşı çıkan arkadaşlar, buna ne buyurur?”
Aradan bunca yıl geçti.
18 Ekim 2018'de bir haber düştü ajanslara:
“Danıştay 8. Dairesi, ilköğretim okullarında uygulanan 'Öğrenci Andı'nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti. Danıştay, 8 Ekim 2013'te kaldırılan Öğrenci Andı için “Yeniden okutulsun” dedi.”
Türk Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesini yürürlükten kaldıran düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.
Aslında kararın gerekçeleri ders niteliğindeydi. Tabii bu öğrenci andını kaldıranlar için.
Hukuk güvenliğinin; normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, idarenin de düzenleyici işlemlerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı ifade edilen kararda, öğrenci andının 1933'ten bu yana uygulandığı kaydedilmiş.
Metinde –and metninde- yer alan kavram ve ilkelerin Anayasa'da anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu, milli eğitim sisteminin kanun ve yönetmelikle belirlenen, düzenlenen temel amaçlarını ortaya koyduğu belirtilen kararda, "İdari istikrar oluşturacak biçimde çok uzun zamandır bütün devlet okullarında ve hatta özel okullarda genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan ve her sabah ders başlamadan önce okutulması şeklinde uygulanan öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır. Aksi tutum, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir." denildi.
Kararda, dava konusu düzenlemeyle öğrenci andının kaldırılmasını gerekli kılacak idarece yaptırılmış eğitim biliminin gerekleri ve pedagojik formasyon ilkeleri bakımından değerlendirmeler içeren dava dosyasına sunulmuş araştırma, inceleme ve tespit bulunmadığı da bildirildi.
Söz konusu öğrenci andının uygulanmaya başlamasından itibaren dayanağını teşkil eden anayasal ve yasal kurallarda bir değişiklik olmadığı gibi bu kuralları şekillendiren ve metinde de yer alan toplumsal değer yargılarının ve ilkelerin değişmesinin de mümkün olmadığı aktarılan kararda, şu tespitlere yer verilmiş:
"Dava konusu kararı hukuki bir zemine oturtacak, idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak yeterli bilimsel gerekçenin bulunmadığı, Türk Devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı ve öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçlarını gerçekleştirmesini içeriği itibarıyla sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki öğrenci andının kaldırılmasına ilişkin değişikliğin haklı ve hukuksal temellere dayandırılmadığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.
Kaldı ki davalı idarenin savunma dilekçesinde dile getirdiği andın uygun olmayan hava koşulları ve fiziki koşullarda dahi söylenmesine ilişkin olarak ileri sürdüğü hususlar, öğrenci andının özüne ilişkin olmayıp icra ediliş şekline ilişkin olup, iddialar andın kaldırılmasını gerekli kılacak nitelikte görülmemiştir."
Yani, öğrenci andının içeriği (Türk-Atatürk) hoşuna gitmeyenlere, icra edilişindeki hava şartlarından medet umanlara, bu karar ders niteliğinde değil de nedir ?
Peki okullarımızda tekrar okunacak mı?
Elbette okunması lazım ama !
Bundan pek emin değilim!
Siyasal İslamcılar açısından kazanılmış bir mevzinin kaybedilmesi anlamına gelir!
Bakalım ,Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 95.yılında çifte kutlama yapabilecek miyiz ?