Evet. Levent Gültekin'in video sohbetinin çözümlemesine devam ediyoruz.
“Şimdi size bir tablo göstereceğim Mümkünse kamera bunu gösterebilir. Bu Diyanet'in her yıl artan bütçesi. Diyanet'in bütçesi tabii ki artabilir. Bu ülkede insanlar, inananlara hizmet, cami, bu tip şeyler tabii ki olabilir buna itirazım yok. Eğer bir ihtiyaç varsa bunun karşılanması tabii ki normal. Fakat başka bir şey var. Burada şimdi ben size kaç rakam okuyacağım. Diyanet'in bütçesi, 16 bakanlıktan 8 inden daha fazla. Diyanet'in tek başına bütçesi 16 bakanın 8 Bakanlığından daha fazla. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi, %34 artarken, 2018-2019-2020 ye kadar olan bölümde, Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı'nın bütçesi % 56 azaltıldı. 5 milyar 793 den 2 milyar 544'e düştü. Dahası Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın bütçesi 31 milyar 338 den 13 milyar 601'e düştü O da %56 azaltıldı. Yani, ne trafik sorunu, yol sorunu, altyapı çalışmaları, bütün bunlar için olan para, bizim dünyadaki teknolojik gelişmeleri takip edebileceğimiz çocuklarımız için yeni bir hayat kurabileceğimiz Türkiye'yi dünya ile entegre bir ülke haline getirebileceğimiz yeniliklere, teknolojik yeniliklere hem maddi hem de zihinsel kafa yoracağımız Bakanlığın bütçesi, o da neydi, Bilim ve Sanayi demiştik. Yaklaşık %56 azaltıldı. Dahası Enerji Bakanlığı'nın bütçesi, yüzde 14 daha düşürüldü. Her alanda bütçe azaltılırken, Diyanet'in bütçesinde % 39'luk bir artış var. Diyanet'in bütçesi 2020 yılı için bu son geçen ay çıkan bütçede,%10 artışla 11 milyar 519 milyon TL'ye yükseltildi. Dahası, Hangi 8 bakanlık? Tek başına bir Diyanet 16 bakanlıktan 8 inden daha fazla bütçeye sahip. Nedir o? İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Orman bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, AB Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, bunların tamamının bütçesi Diyanet'ten daha az. Öbür taraftan mesela ne diyoruz ülkede bağımsız yargı yok diyoruz. Eğitim. Bu 2020 bütçesinde eğitime ayrılan pay bütün bütçenin toplamı içerisinde değer kaybetti. Şimdi onun rakamını söyleyeceğim. Mesela örnek veriyorum Yargıtay'ın bütçesinde yaklaşık yüzde onluk bir azaltma var. Danıştay'ın bütçesinde aynı şey var. Sayıştay'ın bütçesinde yaklaşık % 20'ye yakın bir azalma var. En büyük artış Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesinde! Bütün bunların arka planına bir bakalım. Biz, Kanal İstanbul kavgası verirken, Libya kavgası verirken, Suriye kavgası verirken, Ankara'da Mansur Yavaş rüşvet almış mı almamış mı, Ekrem İmamoğlu da İstanbul'da şunu yapmış mı, bunu yapmamış mı derken, esasında arkada neler olduğu önemli.
Aslında iktidarın emin adımlarla nereye yürüdüğünü ne yapmaya çalıştığını biraz rakamlarla görün! Mesela Diyanet, aldığı bu bütçenin her yıl, 35-40 milyonunu derneklere ve vakıflara aktarıyor. Dini derneklere ve dini vakıflara. Diyanet dini eğitime rekor bir ödeme ayırmış. 2019 yılında bu rakam sadece yüzde onbeş artırılarak 904 milyon TL'ye gelmiş. Diyanet dini eğitim verecek. Biliyorsunuz en son Yalova'da Anaokulu çocuklarına pilot bölge olarak Yalova seçildi Anaokulu çocuklarına dini eğitim veriliyor. 4 yaşındaki 5 yaşındaki çocuklara dini eğitim haftada 6 saat. Peki bunun sonuçları ne olduğunu da birazdan konuşacağız. Dediğim gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi!, tek başına Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi 76 Devlet üniversitesinin bütçesinden daha fazla. Ne anlama geldiğini düşündüğünüzü umut ediyorum.
Laikliğin olmaması demek, Türkiye'de yaşamın olmaması demektir. Laikliğin olmaması demek, dindar bir iktidar olması anlamına gelmiyor. Eğer beni izleyecek izleyen AK Parti özellikle AK Parti'ye oy veren seçmenler varsa onlara istirham ediyorum Biraz dikkatli dinlemelerini, derdimin ne olduğunu görmelerini istiyorum. Laiklik inancı yok etmek değil. Kendi hayatımda yaşadım. Çocukluğumda yaşadım. Dindarlığın ne olduğunu biliyorum. Dini hayatın ne olduğunu biliyorum Şimdi o hayatın, dini dindarlığı hayatının odağı yapmaktan uzaklaşmış bir hayat sürüyorum Fakat şimdi bir şey fark ettim. Evet geçmişte laiklik, her ne kadar doğru düzgün uygulanmadıysa da, kimileri tarafından çok ciddi istismar edilmiş olsa da, kimileri laikliği bahane ederek bu ülkede dincilikle mücadele ediyoruz bahanesiyle laiklik üzerinden dindarlarla dindarlıkla kavga etmiş olsa da, yani laikliği yanlış uygulamış olsa da bundan vazgeçemeyiz. Nasıl ki Müslümanlığı yanlış mı uygulayan, Müslümanlığı dinimizi inancımızı istismar eden birileri olduğunda dinimizden, müslümanlığımızdan, inancımızdan vazgeçmiyorsak, başka birileri laikliği yanlış uyguladı, kullandı diye bundan vazgeçemeyiz. Laiklik, en çok dindar insanların özgürce –özgürlükçü laiklikten bahsediyorum-en çok da dindar insanların inancını özgürce yaşamasını teminat altına alan bir değerdir. Türkiye Müslüman bir ülkedir. Kimlik olarak söylüyorum. Öyle tanımlanıyor. Ama burada milyonlarca insan var. Kimi inanmıyordur. Başka dindendir. Başka türlü bir yaşamı vardır. Ama dahası milyonlarca dindar müslüman vardır ki aynı şekilde inanmıyorlar. Mesela benim inancım Cübbeli Ahmet Hoca'yla aynı değil. Muhtemelen de Cübbeli Ahmet Hoca'yla aynı dinden değilim. Ben Fetullah Gülen'le de aynı dinden değilim. Ama o da kendini müslüman olarak tanımlıyor ben de! Ben Muhtemelen Tayyip Erdoğan'ın anladığı gibi bir dindarlık bilmiyorum onun Müslümanlığı bana hitap etmiyor Çünkü benim Müslümanlığımda başkasının hakkını yememek, çalmamak, haksızlık yapmamak, yalan söylememek, iktidar için her şeyi reva görmemek, dahası güç ele geçirdiğinde başkasına zulüm etmemek, ben, Müslümanlığı böyle biliyorum ama Tayyip Erdoğan da kendini müslüman olarak tanımlıyor. Ama aynı zamanda bir önceki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de kendini müslüman olarak tanımlıyor şimdiki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ne demek istiyorum dindarların hayatını garanti altına alan bir değerdir laiklik derken ? Eğer Devlet eliyle bir dindarlık pompalanacaksa topluma devlet eliyle bir dindarlık, o toplumun hayatını çekip çeviren, o toplumun hayatına şekil veren, istikamet veren ,değer haline getirilecekse, orada hiçbirimiz nefes alamayız. Yarın, şöyle düşünün, bir yolunu bulmuş Fethullah Gülen iktidara gelmiş olsaydı onun gibi müslüman olmak zorunda kalacaktık. Diyelim ki bir yolunu buldu Cübbeli Ahmet gibi biri iktidara geldi Onun gibi bir Müslüman olmak zorunda kalacaktık. Diyelim ki, hiç sevmediğiniz, bambaşka bir cemaat mensubu, diyelim ki Menzil tarikatı bir yolunu buldu iktidara geldi. Onun gibi bir Müslüman olmak zorunda kalacaktık. Laiklik, bize, kendin gibi müslüman ol garantisini veren en önemli değerdir. Kendin gibi, inandığın gibi yaşa. Hiç bir devlet, hiçbir kurum sana din dayatmasın. İnanç üstünlüğü taslamasın. Bunun üzerinden bir hayat tasavvur edip seni baskı altına almasın demektir. Tekrar söylüyorum. Geçmişteki laikliğe bakarak, gerçek anlamını göz ardı edemeyiz.
Dünyada laikliği göz ardı etmiş fakat demokrasisini koruyabilen tek bir devlet yoktur. Laiklik olmadığında, yani inanç hayatın odağı haline geldiğinde, orada özgürlük yoktur, orada eşitlik yoktur, orada adalet yoktur, orada toplumsal itirazın toplumun sesinin hiçbir anlamı yoktur, orada sadece din üzerinden bir grup sınıf bütün toplumu baskı altında tutması vardır. Laikliğin olmadığı ülkeleri sayayım siz karar verin. Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak (eski), Suriye (eski),İran, Libya, Katar. Eğer içinizden bu ülkelerden birinde yaşamak geliyorsa tamam laikliği kaldıralım. Laikliğin olduğu ülkeleri sayıyorum. Kanada, Yeni Zelanda, Danimarka, Hollanda,
Almanya. Şimdi ankette, halkımıza şöyle bir soru soruluyor:
“Eğer Türkiye dışında başka bir ülkede yaşamak zorunda kalırsanız, orası neresidir ?”diye.
Yüzde 75'i,laikliğin olduğu bir ülke söylüyor. Yani Kanada diyor, Amerika diyor, Avrupa diyor, Yeni Zelanda diyor....
Eğer Suudi Arabistan gibi, bir grup zümrenin, bir eli yağda bir eli balda yaşamasına, toplumun geri kalanının dindarlık üzerinden, baskı altına alınmasına,
Böyle bir ülke istiyorsanız devam edin. Karşı çıkın. Yani destekleyin. İktidarın bu sinsi, el altından toplumu, ülkeyi, laiklikten, cumhuriyet felsefesinden uzaklaştırma planının ortağı olabilirsiniz.