Siyasi rakibiyle tartışıyordu!
Hem de ne tartışma!
Milletin ve devletin menfaati doğrultusunda cümleler kuruyordu.
Çünkü, karşısındaki rakibini, siyasi ikbal ve istikbalini milletin ve devletin menfaatinin yerine koyup, siyasi çıkar elde etmeye uğraştığını görüyordu. Ama rakibi göz boyamayı iyi biliyordu!
Haklı cümlelerle tartışmaya devam ederken rakibi birden:
“Elhamdülillah ben Müslümanım !” demesin mi?
Bir an durakladı.
Ne alakası vardı konuştukları konuyla?
Adam kendini korunaklı yere çekti ya şimdi ne söylese Müslümanlığına laf edilmiş gibi basacaktı yaygarayı!
Kendine söylenecek her karşı sözü, dine ve inanca yapılmış gibi algılayacak bir kesimi de arkasına alacağına inanıyordu çünkü.
Mesela, “Elhamdülillah ben Müslümanım !” demese, “Ben milliyetçiyim” dese de aynı şey olacaktı!
Hesap şu olabilirdi:
Milli olanın, millet ve devletle ilgili olanın yegane siyasi temsilcisi gibi davranacak ve olası saldırılara karşı milli konularda hassas olan kesimi arkasına alacaktı.
Şimdi aşağıya alacağım Bahçeli cümlelerini bir de bu bakış açısıyla okuyun!
Siyasal iktidarın gizli ajandasındaki konuları milletin gündemine ilk taşıyan sanki kendisi değilmiş gibi!
"Türkiye bir yanda içi boş tartışmalarla meşgul edilirken diğer yanda milli enerjisi ve gelecek hedefleri maalesef tahrip ve tahrif edilmektedir.” Demiş.
Bu cümleye karşı çıkmak mümkün mü?
Kendisine zürriyetiyle ilgili laf sokanlara, ”Ver Bilal'i al hilali !” diyen kendisi değilmiş gibi, Türkiye'nin gündemine ittifakları sokan ve, birbirlerine söyledikleri lafları, hakaretleri koltuğu kurtarma adına unutup ittifak yaparak siyaseti ilkesizleştiren, ülküsüzleştiren ve de yozlaştıran kendileri değilmiş gibi:
“Çıkar ittifakları, çürük ortaklıklar, çarpık ilişki ve irtibatlar ülkemizi hem zora sokmakta hem de siyasi yozlaşmayı tehlikeli boyutlara taşımaktadır.”
Demiş.
Bugün, neredeyse herkes tarafından eleştirilen ama kendi teklif ettiği ve kabul edilmesi için çırpındığı sistemi de savunmaktan geri durmadığını şu cümlelerinden anlıyoruz:
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne karşı tahammülsüzlükleri malum ve merbut olan karanlık niyet sahipleri arkadan dolaşarak, aynı zamanda planlı itibar ve irade suikastlarıyla ülkemizin diriliş ve yükseliş ümitlerini köstekleme yarışına girmişlerdir.”
Kendisine geçmiş olsun diyorum.
Siyasi ahlak?
Millete aidiyet?
Milli meseleler?
Yoksa önemli olan siyasi gelecek mi?