Var mı böyle bir yer?
Allah'ın işine karışılmayan!
Yalan söylenilmeyen!
Hatta kulun işine de karışılmayan!
Hiç zannetmiyorum!
O yerlerde yaşayan insanların, bireysel olarak bunlara riaeyet etmesi her toplumda rastlanabilen bir durumdur. Lakin, hiçbir toplum da bu insanlardan oluşmuş değildir!
Günümüzde rağbet görmesi bakımından, durumu, bir mürşid-mürid hikayesiyle özetleyelim:
“Bir derviş mürşit kapısına hizmet için gelir. Hizmetin ilk basamağı nefsin terbiyesi olan tekke temizliğinde görev alır.
Bir gün kalbinden “Allah'ım nedir bu çektiklerim” diye geçirir. Bu düşüncesi mürşidine malum olduğu için, münasip bir dille o tekkeden kovulur. Bizimki düşer yollara…
Akşama doğru bir şehrin ışıkları görülür. Bu şehre varır varmasına fakat bu şehre girmenin üç şartı vardır.
1- Allah'ın işine karışılmayacak.
2-Kulun işine karışılmayacak.
3-Yalan konuşulmayacak.
Bu şehrin adı EYVALLAH' tır.
Bizimki şartları kabul eder ve girer bu şehre. Hoş geldin derler “eyvallah” der. Kalacak yer gösterirler “eyvallah” der. Hizmet verirler “eyvallah” der. Evlendirirler “eyvallah” der.
Adam bir gün yolda yürürken sade giyimli bir genç kız ve süslü giyimli orta yaşlı bir kadın görür. Kalbinden “şu kadının haline bakın bu ne hal” der.
Kadınlar bağırmaya başlar:
– “YETİŞİNN KULUN İŞİNE KARIŞAN VARRR”.
Etraftan gelirler bir güzel döverler. Her tarafını kırarlar ve kan revan içinde hamalın küfesine koyup evine gönderirler.
Küfede adam “Ey Allah'ım nedir bu basıma gelen” diye kalbinden geçirir. Hamal küfeyi yere atar ve bağırır:
– “YETİŞİNNNN ALLAH'IN İŞİNE KARISAN VARRRR” etraftan koşup gelenler adamın sağlam kalan yerlerini de kırıp iyice döverler. Orada bırakırlar.
Sürünerek evine giden adama kapıyı karısı açar:
– “Noldu sana böyle” diye sorar. Bizimki:
– “Çok kötüyüm hanım, soran olursa evde yok de” der. Der demez kadın cama cıkıp:
– “YETİŞİİİNNNN YALANN SÖYLEYENN BİRİ VARRR” diye bağırır. Etraftan koşup gelenlerden üçüncü bir dayak daha yer, bu sefer bayılıncaya kadar.
Adam acılar içinde bayılır ve bir müddet sonra mürşidinin huzurunda adap tutarken ayılır. Mürşidi ona tebessümle bakmaktadır:
– “Evladım” der, “Daha eyvallah şehrinde yaşamasını bilmiyorsun, rıza kapısından nasıl geçersin? Rıza kapısından geçenler, rızaya razı olmaktan geçerler.”
Mürit, mürşit derken kafanızı karıştırmayalım !
Eskiden mürşidler nüfuzunu arttırmak için mürid seçmezlermiş.Yani titr ve unvan aramazlarmış müritlerde.
Asker olsun, polis olsun, savcı olsun, hakim olsun, öğretmen olsun da müridleri “daha geniş yelpazede etkili olayım” değilmiş maksatları!
Müridler de irşad olmak, nefsini ıslah etmek için o dergahlara gidermiş!
Şimdikiler gibi makam mertebe için değil!
Ya da sırf toplumda sosyal statü kazanmak için değil!
Hani duyuyoruz ya! “Falan bakanlıkta falan tarikatçiler, filan bakanlıkta feşmekan tarikatçiler etkin !” diye o bakımdan!
Bugün belki de sessiz sedasız bu irşad işini hakkıyla yapanlar vardır belki ama onların reytingi düşük olduğundan çoğu kez haberimiz bile olmaz!