Birinci fıkramız:
“Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder.
Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı Bay X'tir. Kadın daha selam veremeden Bay X :
"Havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm" der.
Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. Bay X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:
"Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der. Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder. Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner. Hala duşta
olan eşi ona kimin geldiğini sorar.
"Arkadaşın Bay X" diye cevap verir kadın.
"Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman."
Eğer bir ekiple birlikte çalışıyorsanız, ekipten sakladığınız bir bilgi olmasın. Yani onların bilmesinde bir mahzur olmayan bilgi olmasın. Sakladığınız bilgi onların kararlarında etkili olabilir! Eğer bilgiyi ekibinizle paylaşırsanız her türlü yanlış anlamanın da önüne geçmiş olursunuz. Ve ekipten hiç kimse dışarıya karşı mahcup olacağı ve utanacağı bir duruma düşmez! Fıkralar bizim toplumumuzla ilgili değil. Ama insanın her yerde insan olduğunu da unutmamak lazım !
“Bizde olmaz !” demeyin. Bizde de olur! Oluyor! Olacak!
Öyle kadına havluya falan takılırsanız olmaz! İnsanız. Zaaflarımız var!
Bu zaaflarımızdan faydalanarak bizi dolandıracak insan yok mu peki?
Borcunu verirken bile bir şeyler kazanan Bay X gibiler bizim memlekette yok mu sanki?
Kadının kolay yoldan para kazanma hırsı ve heyecanı size Çiftlikbank mağdurlarını hatırlatmıyor mu ?
**********
İkinci fıkramız:
“Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar.
Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar. Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der :
"Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar. Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir :
"Rahip 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve "Affedersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor" der.
Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için 129. ayet şöyle demektedir :
“İleriye gidiniz, daha yukarlarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız. “
Zaman zaman bu köşede de yazdım. Göreve getirilmelerde ehliyet ve liyakat önemlidir diye. Kişi ;görev alanıyla ilgili bilgili ve donanımlı olmalıdır. Aksi takdirde başında bulunduğu kurumu ileriye taşıyabileceği fırsatları değerlendirip, kullanamaz Misyonunu bilmeli. Vizyon sahibi olmalıdır! Görevinin rutin işlemleri yapmak olmadığını bilmelidir. Karşılaştığı her durumda karar verebilmek için yanında mevzuat kitabı taşımamalıdır. O, görev alanıyla ilgili mevzuata hakim olmalıdır ki doğru karar vermek için koştura koştura yönetmeliklerin ilgili hükümlerini aramamalıdır !
Fıkradan bir ders çıkaracaksak bu gözle bakmakta fayda var.
Bazen mevzuatı bilmek de yetmez! Problem çözmede pratik bir zekaya da sahip olmalıdır!
Tabii ki böyle şeyleri dert ediyorsa eğer !