Perdeleri örtük,
Lambaları sönük,
Sırtında yıllar yük,
Hatıraları kırık dökük,
Bir yer olacak orada,
Adı, Kerkük…”
Arif Nihat Asya
Kerkük Türkmen şehridir. Peşmerge ve PKK, 2014 yılında IŞİD'le mücadele bahanesi ile, Kerkük'te yönetime “fiilen” el koymuştu. Kürt grupları, uzun bir dönem boyunca Türkmen kenti ve petrol zengini Kerkük'te varlığını göstermek için nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Daha sonra hızla bölgeye/Kerkük´e göç etmeye başladılar (Kerkük'e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda Kürt partileri ve dış güçler tarafından teşvik edildi ve desteklendi. Kürt grupları, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. İsrail'in Gazze'de yaptıklarına ne kadar benziyor değil mi? Kerkük'ün demografik yapısı bu gruplar tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Hedefleri Kerkük'ü de Kürt bölgesine dahil etmekti.
Irak petrolünün mevcut üretiminin yüzde 40'ı Kerkük'te gerçekleşiyor. Ülkenin kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 6'sı, potansiyel petrol rezervinin ise yüzde 9'u Kerkük'te. Yani Türkmenler, zengin petrol yatakları üzerinde yaşıyor. Ama Petrol Türkmenlerin baş belası olmuş, insanlarına felaket, kan, ölüm ve gözyaşı getirmiş. 1959'dan beri suikastlere uğramışlar. Toplu katliamlara maruz kalmışlar. Kerkük'te, Telafer'de, Tuzhurmatu'da ve daha nice Türkmen beldelerinde. Savaşdan, zulümden kaçanlar olmuş ama kadınlar ve çocuklar sadece! Eli silah tutanlar yiğitçe savaşmışlar cephelerde. Yurtlarını savunmuşlar ve bu uğurda şehit düşmüşlerdir. Gardaş olarak Türkiye'ye sığınmak için gelenler ise Türkiye'nin sadece Kürt ve Arap sığınmacılara kapılarını açması sebebiyle ancak “kürdüm” diyerek girebilmişlerdir Türkiye'ye! Bugünlerde İsrail'in Gazze'de yaptıkları infial uyandırdı elbette!
Ama bir çelişkiye de Selcan Taşçı Hamşioğlu 16.05.2018 tarihli Yeniçağ Gazetesi'ndeki “Riyakar” başlıklı yazısında dikkat çekmiş: “ABD'nin İsrail Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması üzerine çıkan olaylarda ölü sayısı da, yaralı sayısı da her geçen saat artıyor ama benim için matematik değil buz gibi gerçek bundan ibaret:
Amerikan tafrası yüzünden Filistin'deki protestoları bastırmak için kullanılan gazı soluyan 8 aylık bir bebek öldü! Yaşını doldurmamış bebeklerin katline karşı "insan"ın safı tartışmaya açık değildir: Kahrolsun İsrail terörizmi! Kahrolsun ABD emperyalizmi! Duayla, bedduayla, protestoyla gereği neyse dayanışalım; lafım yok, hepsine de varım amma...
Eş zamanlı başka bir şey daha oluyor coğrafyamızda:
Kerkük, "kütük/sandık marifetiyle" zapt ediliyor! Nüfus dağılımları uyarınca çok sayıda milletvekili çıkarması gereken Türkmenler "buharlaştırılıyor"! Var olduklarını kanıtlamak üzere sokağa çıkanlar terörün hedefi oluyor! 200 kişilik Türkmen aşiretinin hep birlikte oy kullandığı sandıktan 5-6 oy çıkıyor! 5 bin Türkmen'in sandığa gittiği Altunköprü'den 100 oy çıkmıyor! Kerkük, "cebren ve hile ile" bir kere daha işgale uğruyor!
Ve...
Misal Irak Büyükelçiliği'nin önünde in-cin top oynuyor!
Demem o ki...
Bugüne kadar düşsün diye elinden geleni ardına koymadığın halde düşmeyen, direnen Kerkük'e kapattığın gözlerinden akıtıyorsun ya o yaşları Gazze'ye...
Riyakarsın.”
Bir Kerkük ağıtıyla yazımı noktalayayım.
Kollarımı yeşil kolçak sıkmadı!
Bir zalim zincirin yarası gardaş.
Alnımı halayda güneş yakmadı.
Vurmuş da bahtımın karası gardaş.
Azad dolaştığım dağı yamacı,
Sardı tutsaklığın kanlı kumaşı.
Burada düşler tatlı ,gerçekler acı!
Acep nice sizin orası gardaş?
Ben ekerim, yad'a kalır ekinim.
Buğday başaklanır,boy verir kinim.
Eli doyururken soframla sinim.
Yanar boğazımın şurası gardaş.
Şavkı yok güneşin kuruyken elim.
Yarın sabah, günden önce siz gelin!
Sizin iller ile şu bizim ilin,
Bir iki türkülük arası gardaş.
Yürekte kaygı bir, ah ayrı ayrı,
Ben öksüz, bacım dul, yavuklum sayrı.
Bıçak da kemiğe dayandı gayrı.
Haydi öç almanın sırası gardaş.