BaŞ ÇAĞ
İlk zuhur edilen yıllar…..
Gömleğin eskidiği için değiştirildiği yıllar!
Sırtlanılması düşünülen yük çok çeşitli ve ağır olduğundan bir kişi önde, arkada yol arkadaşlığı yapan birkaç kişiyle çıkılan yolculuğun daha başında iken…
Çuvallarla yük var önlerinde.
Her biri bir çuvalı açmaya başlamıştı! Bu çuvalları dolduran da kendileriydi ama yine de insanlardaki etkisini görmek istiyorlardı! Öyle ya herkesin söylemesiyle bunların ki bir miydi?
Bir çuval “insan hakları” doluydu!
Bir çuvalda “demokrasi”!
Bir çuvalda “adalet” vardı!
Bir çuvalda “kul hakkı”!
Bir çuvalda “özgürlük vardı”!
Bir çuvalda “dokunulacaklar”!
Daha yolun başında olduklarından kimse çıkıp sormadı elbette :
“O çuvallarda gerçekten de söylediğiniz şeyler mi var ?” diye.
Ama güvenmeyenler kadar meraklısı da çoktu tabii !
Zaten bu milletin başına ne geldiyse bu merakı yüzünden gelmedi mi?
Allah için güzel de konuşuyorlardı!
Zaten değişiktiler ve insanlar “bir seferden bir şey olmaz !” diyerek ağzı bağlı çuvallarda üstünde yazılanların olduğuna inanıp güvendiler !
HOŞ ÇAĞ !
Bu çağda bir çuval daha çıktı ortaya !Üzerinde “hoşgörü” “diyalog” falan yazıyordu! İçinden ne çıkacaktı millet elbette bilmiyordu ama öğrenmeleri de bayağı uzun sürecekti !
Diğer bazı çuvalları tek taşıyamayacaklarına kanaat getirince bir kısım cemaati yardıma çağırdılar!
Şu yerinden bile oynatamadıkları üzerinde “vesayet” yazılı çuvalı da taşıma işini onlara bıraktılar.
Dışardan bakılınca ne düşündükleri, ne planladıkları pek anlaşılmıyordu ama güçlerinin yetmediği, ellerini bulaştırmak istemedikleri ne iş varsa onlara havale ettiler! Onlar çalıştıkça güçleniyor ama muhasebede kar bunlara yazılıyordu !
Millet pinpon maçı seyreder gibi bir o yana bir bu yana bakıyordu!
Milletin kafası karıştı çünkü her mücadeleden sonra yine el ele kol kola ayrılıyorlardı masadan!
Bu vesayet kaldırıcıların eğitime ayrı bir önem verdiği de bir gerçekti ! Ya da gerçekten öyle miydi?
O dönemlerde açılan okulların ünü yurt dışına taşmıştı! Dersaneleri çok başarılıydı! Adamlar bu işi biliyorlardı canım!
Onların dersanesine çocuğunu göndermeyen neredeyse aptal muamelesi görüyordu !
Sonra sayelerinde olimpiyatlara ev sahipliği bile yapıldı !
Para pul dediğin nedir ki? Fakir fukaranın, garip gurebanın ihtiyaçlarını faizsiz nesiz karşılamak üzere finans işine girdiler. Bütün devletliler açılış kurdelasının önünde yer almak için yarıştılar. Öyle ya “Ben de oradaydım!” demek lazım gelebilirdi ilerde ! Ve selfie denilen şey yoktu o sıralar herhalde !
Bu çağ ayaklarına dokunan, karşılarına dikilmesi muhtemel ne varsa bir kumpasla derdest edildiği çağ olarak da bilinir!
Ama millet uyandı ve ve ihanetlerine canı pahasına dur dedi Temmuz'un tam ortasında. !
TAŞ ÇAĞ !
Baş Çağ'da arkalarda duran birkaç çuval daha vardı ama üzerlerinde ne yazdığı tam olarak okunamıyordu ! Öndeki çuvallar açılıp içindekiler ortaya dökülünce ancak okunabildi üzerinde yazanlar! Birinde “barış” !, birinde de “kardeşlik !” yazıyordu !
Aha işte kimsenin itiraz etmeye cesaret edemeyeceği iki çuval daha!
Ama insanlar anlamamıştı ne hikmetse!
Bu dönemde şehir mimarisi özellikle belli bölgelerde acayip değişti!
Şehirlerin orasına burasına şurasına hendekler kazıldı! Sokağın başındaki evden girince hiç dışarı çıkmadan öbür sokağa çıkış için gerekli ev içi dekorasyonları göz kamaştırıyordu!
Özellikle insanlara zarar veren yabani hayvanlara tanınan ayrıcalıklar ve haklar zirve yapmıştı bu dönemde !
Bu dönemde özellikle daha önce inmeye cesaret edemedikleri şehirlerin caddelerinde gezer oldu bu vahşi hayvanlar !
AVM'lerde alışveriş bile yapıyorlardı! Daha önce avcıların kendilerine dar ettiği bu dağlarda pikniğe çıkıyorlardı!
Avcılara talimat verilmişti barış ve kardeşlik adına :“Dokunulmayacak “ diye! “Görseniz bile kafanızı çevirin! Görmez'likten gelin !” diye.
Çağrıldıkları bir yere gitmiyorlardı! Kendilerini çağıranlar onlara zahmet olmasın diye ayaklarına gidiyorlardı!
Hayvanlar için altın çağlardı o dönemler!
Hoş Çağı ve Açılım Çağı aynı zaman diliminde yaşanmasına rağmen muhatapları ve kapanmalarına vesile olan olaylar farklıydı !
Her iki dönemin kapanması da kanlı olmuştu !
Sonra mı ne oldu ?
Valla çuval dikiliyordu boyuna !
İki üç çuval daha kapıverdiler oradan! Birinin üzerine “milli”, birine “yerli”, birinin üzerine de “beka” yazdılar ! Çuval üç olunca “beka “ yı biri aldı eline diğer ikisini de birisi !
Yine çuvalların içinde ne olduğunu bilmiyor bu millet!
Bu ikilinin bu çuvalları nereye kadar taşıyacaklarını da merak etmiyor değiller!
Ama önceki çuvalların üstünde yazılı olan hiçbir şeyin o çuvallardan çıkmadığını görmelerine rağmen bu çuvalların içindekilerin hala üstünde yazılı olanlarla dolu olduğuna inananlar var!
Bir kısmı ise çuvalların boş olduğu ortaya çıkınca başlarına geçirilmesinden endişeli elbette!
Çünkü çuvallar, askerimizin başına çuval geçirilmesine sesini çıkarmayanların elinde
şimdi de !
Yalnız milletin de bu çuvallama işi hoşuna gitmiş gibi!
Ve bu çağı hala yaşadığımız için tarihçiler ne isim verecekler bilemiyoruz !