Öğretmenler Günü, her sene olduğu gibi 2019 'da da kutlanacak elbette.
Törenler yapılacak.
Genç öğretmenler konuşturulacak temsilen.
Ve tabii emekli öğretmenleri temsilen de birileri konuşacak.
Sistemin defolarının üstü örtülecek.
Son yıllarda geliştirilen, öğretmenlik mesleğine yönelik itibar erozyonu gizlenmeye çalışılacak !
Ülkemizde, eğitime ve öğretmene verilen değer şatafatlı sözlerden mi ibaret olmalıdır ?
Öyle görünüyor !
Zira bizim demokrasi tarihimizde eğitim sistemindeki başarısızlığından dolayı yıkılan hükümet yoktur!
Türkiye'de siyaset kurumu, eğitimin önemini, insan sermayesinin kıymetini, nitelikli insan gücünün vazgeçilemezliğini, yeterince anlayamamıştır.
Anlamış gibi gözükmeleri, sadece ideolojik farklılaşmaların eğitime yansımasından ibarettir.
Bu ideolojik gözlükler yüzünden yaşanan hırpalanmada, her şey nasibini almıştır. En başta da eğitim !
İdare-i maslahatçılık devam etmektedir.
Yönetişim lafta kalmış. Yerini “yönetirim” almıştır.
Hesap verebilirlik, demokratik şeffaflık rafa kaldırılmış, eğitim ideolojik amaçlara araç kılınmıştır.
Reform, devrim diye adlandırılan yeniden yapılanma girişimlerinin okula ve öğretmene yansıyan kısmı yetersiz ve bir anlamda tabela değişikliği mahiyetindedir.
Elbette öğretmen mevcut düşünme modellerinin ötesini görmelidir. Mevcut modele fazlasıyla bağlılık varsa değişim ve gelişime karşı bir direnç olacağı bilinmelidir.
Öğretmen, alanındaki gelişmeleri takip eden, sorgulayan, zihinsel bir güçtür.
Bir an önce bu imaj ve itibar erozyonundan kurtulmalıdır.
Bu bağlamda, iki yazardan alıntılar yapacağım.
“Atanamayan, bir lütufmuş gibi üsttenci bir dille kabul edildikleri okullarda sözleşmeli çalıştırılan ve "ekmek paraları", o ay ödemek zorunda oldukları kira, elektirik-su faturası, belki hasta ana-babalarının, belki çocuklarının ilaç parası "pamuk ipliğine", beteri bir kendini bilmezin iki dudağının arasına bağlanan öğretmenlerimiz bir bir can verdiler. Saadet öğretmen ilk değildi; son olacak mı sanki!
Hepimiz, olmayacağını biliyoruz.
Atanamayan öğretmenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi için illa bir gencimizin tabutuna omuz vermeniz mi, illa bir musalla taşından yükselen "helal etmiyorum" çığlığını duymanız mı gerekli diye sormanın hiçbir insani, siyasi, sosyal etki yaratmadığını görmenin yarasıyla, bugün şunu sorabiliyorum sadece Milli Eğitim Bakanlığı ve bağlı bulunduğu iktidarın "yetkili"lerine;
Daha kaç Saadet öğretmen ölsün?
Daha kaç Kevser öğretmen ölsün?
Daha kaç Ersin öğretmen? Kaç Merve öğretmen? Kaç Güler öğretmen? Kaç Halil öğretmen ölsün?
Hani 1 şehit, 2 şehit, 3 şehit gelince yok sayıp da, ancak bir defada verilen şehit olan Mehmetlerimiz iki basamaklı sayılara ulaşınca tenezzül(!) ediyorsunuz ya adlarını anmaya; atanamayan öğretmenlerden de toplu intihar haberleri gelmesini mi bekliyorsunuz acaba? Aynı anda kaç cami avlusundan, kaç musalla taşından, kaç gencimizin son nefesinden "helal etmiyorum" yükselirse, cinnetleri hangi dereceye ulaşırsa dokunabilecek sağırlaşmış vicdanlarınıza! ( Daha kaç Saadet ölsün? Selcan Taşçı Hamşioğlu -16 Kasım 2019-Yeniçağ)”
Ve Yazarı Servet Avcı'nın 28 Ekim 2019 tarihli Yeniçağ Gazetesi'ndeki “ Vefayı en çok hak edenler “ başlıklı yazısından…
“(…)
21 yaşında henüz 25 günlük öğretmenken Diyarbakır'ın Bismil ilçesi Çavuşlu köyünde katledilen Tekirdağlı Neşe Alten ve babasının yemeği…
Önceki gün ölüm yıldönümüydü Neşe'nin… Sosyal medya sayesinde bu yıl daha fazla hatırlandı Neşe ve diğer şehit öğretmenler… Ama yetmez, önümüzdeki 24 Kasım'ı vesile kılarak, çok daha fazla hatırlamak ve milletin hafızasına yerleştirmek mecburiyetindeyiz bu kahramanları…
***
Ekim ayı adeta öğretmen katletme ayıydı… Yine bir 26 Ekim'de, yine Bismil'de Babahaki'de küçük kızları Mahinur'un gözleri önünde Ayşe ve Numan Konakçı katledilmişti…
'Isıtmak ve ışıtmak için' gidilen topraklarda Ekim ayında öğretmenler, 1989, 1991 ve 1992'de birer, 1993'te 23, 1994'te 5, 1995'te 4, 1996'da 4 şehit vermişti…
Korkak teröristler için kolay hedefti onlar… Darbe yiyince misilleme istiyordu karargâh… En basit, en risksiz, en alçakça misilleme yöntemi buydu…
Örgütte şöhret yapmak, öne çıkmak, kanlı sicile katkıda bulunmak ve bu esnada eylemi 'kayıpsız' atlatmak için kimsesiz ve savunmasız öğretmene vurmak en cazip eylem şekliydi… Hem ideolojik kılıf da hazırdı: Onlar 'faşist TC'nin asimilasyonla görevli memurları'ydı!.. Böyle anlatıyor bu 'eylem pratikleri'ni Şemdin Sakık 'Mektuplar'ında…
***
Kimisi babalarının kıyamayıp, kendilerine eşlik ettikleri kızlarıydı… Kimisi kocasını yalnız bırakmak istemeyip, dengi toplayarak, beşikteki çocuklarıyla bilmedikleri topraklara, 'kader'e koşan eşlerdi… Çoğu fakir ailelerden gelmeydi, görev bölgelerini seçecek lüksleri olamazdı…
En ilkel şartlarda çalışmayı göze almışlardı… Kapalı okulları açmışlar, ilk maaşlarıyla badanaları yapmışlardı…
Stalinist yöntemleri benimsemiş bir terör örgütün korkakça saldırılarıyla son bulacak bir hayatı öğrencilerine sebil ettiler… Nereden bileceklerdi, memleketin doğusuna doğru istikbale koştuklarını zannederken aslında namluya sürülmüş kurşunlara koştuklarını? Diyarbakır Hantepe örneğinde olduğu gibi diğer öğretmen arkadaşlarının yanından 'seçilerek' alındılar ve katledildiler…
***
Lütfen unutmayalım… Bu ülkede Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü Ahmet Kaya'nın ruhuna verilmişti… O Ahmet Kaya'nın dağları vardı şarkılarında "Kentler zalimdi dayanamadım/ dağlarda ölmek isterim" dediği dağları… Ama o dağlarda ölmedi, Paris'te öldü… Bahsettiği o dağların eteklerinde masumlar katledildi… Şarkıların plastik çiçekleri değil, gerçek krizantemler kırıldı o dağ yamaçlarında ve alçakça pusuların kurulduğu şehirlerde…
O öğretmenler açılmayan kapıları açtılar, girilmeyen okullara girdiler, dalgalanmayan bayrağı dalgalandırdılar… Masum ve savunmasızdı hepsi… Öldürülmeleri bir kelebeği öldürmek kadar kolaydı… Terörizmin 'sıcak kan' ihtiyacı depreştikçe, babalarıyla, eşleriyle, yavrularıyla birlikte katledildiler…
Lütfen unutmayalım, Şivan'ın 'memleket hasreti'nin, daha stajyer öğretmenken şehit edilen Oflu Ali Bulut'un, Çanakkaleli Halil'in, Osmaniyeli Halis'in ve diğerlerinin ana babasının evlât hasretinden üstün kılındığı günleri…
Lütfen unutmayalım, 'çocukları eğitsin' diye dağlara gönderdiğimiz, sonra cesetlerini topladığımız kardelenlerin vebalinin, birkaç yıl öncesine kadar eşkıyaya uzatılan sorumsuz ve komplekssiz ellerden daha büyük olduğunu…
***
Rahmet olsun Neşe'ye, Aybüke'ye, Necmettin'e ve diğerlerine… Dileriz 24 Kasımlar 'vefanın yıldönümü' olur…”
8 Temmuz'da, bir trafik kazasında kaybettiğimiz, Şerife Kurt öğretmenimiz için Niksar Halk Eğitim Merkezi'nde güzel bir anma programı hazırlanmıştı. İzleyenlerin gözyaşlarını tutamadığı duygu yüklü bir programdı. Emeği geçenlere teşekkür ediyor Şerife Kurt öğretmenize ve ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.