İnsan, uyurken rüya görür.
Görürse o da!
Görüp de uyandığında unutmazsa!
Çünkü unutursa, rüya da görmemiş gibi olur.
Ya uyanıkken?
Hayal kurmak vardır. Rüya gibi değildir ama.
Hayal kurmak, gerçek öyle ya da böyle yaşanırken, mutluluğa açılan bir kapı da olabilir, o kapının anahtarı da!
Hayal olan durumlar vardır asla gerçekleşeceğine inanılmayan.
Ama gerçekleşen hayaller de vardır.
İnsanın, çoğu zaman hayal etmediği, aklından bile geçmeyen durumların gerçekleştiğini biliyoruz, görüyoruz anlıyoruz. Yine o kişilerin açıkladığı kadarıyla.
Günlük koşuşturmaların ve gerek iş hayatının gerekse özel hayatınızın bütün stresinden, o an kurabileceğiniz bir hayalle nasıl uzaklaştığınızı düşünün!
Hayal, hiçbir engele takılmaz!
Güçlüklerin üstesinden gelebilecek kadar enerji verir!
İmkansızı ancak hayalle yan yana göremezsiniz.
Çoğu insan, varmak istediği noktaya ulaşmak için yetecek enerji ve motivasyonu hayaline sımsıkı sarılarak elde eder.
Belki de toplumun sana biçtiği rolün dışına çıkmaktır hayal.
Sanki gerçekmiş gibi hayalinin rolünü oynarsa, olmak istediği her şeyi olabilir insan!
Kimbilir belki de, kaybettiklerimizi tekrar bulmanın ya da düştüğümüz yerden ayağa kalkmanın bir yoludur hayal!
Ümidin tükendiyse, hayalin kalmalı !
Elbette, her hayal güzel olabilir ama her hayat asla güzel olmaz. Bunun bir de hayal kırıklıkları vardır.
“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Bu sayede hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.” demiş Jose Mauro de Vasconcelos, Şeker Portakalı kitabında.
“Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece sen yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsun.” demiş “Denemeler” i yazan Montaigne
“Beni hayal kırıklığına uğratan, kendimden başkası değil. Ve herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor” demiş Franz Kafka.
Evet, gerçekler dayanılmaz olduğunda, sığındığımız tek şey belki de hayal gücümüzdür.
Ve hayatın kendisi, uyanıkken görülen rüya değil midir?
Rüya demişken, H. Dursun Gümüşoğlu ve Hüseyin Cılga'nın “Bektaşi Fıkralarında İrfan” adlı kitabından bir alıntıyla bitirelim yazıyı.
“Miratî Baba, bir gün Bursa'da Âşıklar Kahvesine gider. Âşığın birisinin kahvehanenin panosuna yazdığı muammayı çözer ve yerine de kendi yazdığı şu muammayı asar:
"Kul görür, Allah göremez."
Günlerce kimse bu muammayı çözemez. Bunu yanlış yorumlayanlardan birisi, "Allah'a saygısızlık yapıyor" diye Miratî Baba'yı Kadı'ya şikâyet eder. Kolluk kuvvetleri Miratî Babayı yaka paça Bursa Kadısı'nın karşısına çıkarırlar.
Miratî Baba, Kadı'nın sorusuna verdiği şu cevapla serbest kalır:
-Kur'ân'da Bakara suresinin 255. ayetinde yani Ayetel-Kürsi'de; "O'nu ne gaflet basar ne de uyku.." diye buyurulur. Allah uyumadığı için rüya da görmez. Hâlbuki insan uyuduğu için rüya görür.”