Bu konuyla ilgili son yazı olsun istiyorum. Kimin başlattığı belli!
Ama çirkinliği devam ettirmek kimin işine yarar?
Bahçeli'nin saldırganlara sahip çıkan tutumuna bu sefer de yardımcısı Semih Yalçın eklendi.
Siyasi hayatlarını gerginlik üzerine bina edenler, kısa vadede taraftarlarını bloke etmede faydalı olacağına inanıyorlar demek ki!
Semih Yalçın denen bu zat bu provokasyon ile ilgili bir basın açıklaması yapıyor!
Siyasette seviye diye bir düşüncesi olmayan bu genel başkan yardımcısının İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener için sarf ettiği kelimeleri buraya yazmaktan hicap duyuyorum.
İşte yazılı basın açıklamasında geçen sözler:
Patroniçe, Edebsizlik, Seviyesizlik, Hadsizlik, Densizlik, Cinlik, Ruh hastası,
Çirkin zihniyetin mahsulü parti, İP Müdüresi, Nadan, Cahil, Politika fakiri, Adabı muaşeret yoksunu
gibi hakaretler ….
Açıklamanın sonunda da Genel Başkanı Bahçeli gibi tehdit etmeyi de unutmamış!
“Tahrik ve kaşımalar sonucu olayların istenmeyen bir seyir izlemesinin, böyle giderse cereyan edebilecek tatsız vakaların ve bunların yol açacağı vahim gelişmelerin baş sorumlusu, kendisi ve hempaları olacaktır.”
Ayıptan da öte!
Ayıptan de ötesi, bu tür olayların devam ettirileceği yönündeki imasıdır.
Hiç kimse bu yapılanları veya bu çirkin açıklamayı “ülkücü” kelimesi ile yan yana getirmemeli ve izah etmeye çalışmamalı!
Aslında, Servet Avcı, “Sağduyu, kardeşlik ve tahammül” başlıklı 11 Ekim 2018 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nde çok da güzel özetlemiş durumu:
“* Ülkücünün ülkücüyü sevmemesi, en çok ülkü düşmanlarının işine gelir... Ülkü düşmanı, kendi beceremediğini, ülkücülerin kendi elleriyle beceriyor olması karşısında ellerini ovuşturur...
* Ülkücünün ülkücüye sövmesi, yeni ülkücü adaylarının uzaklaşmasına yol açar, siyasî neslin kesilme riskini ortaya çıkarır...
* Ülkücünün ülkücüyü ispiyonlaması, siyasî tarihimizin tabelada en başarılı olmasa da racon bilmede en kaliteli hareketini işportaya düşürür...
*Ülkücünün ülkücüye güvenmemesi, dün, kan, can ve hürriyetle sınavdan geçerken korunan ne kadar özellik varsa artık yitirilmeye başlandığını vurgular...
*Ülkücünün ülkücüye pusu kurması, bu soysuz hastalığın dün en kara günlerde altına sığınılan koca çınarın nasıl da kemirilip içi kof bir hale dönüştüğünü ispat eder...
*Ülkücünün ülküdaşının açığını araması, şahsiyetsizliğin ve nasıl olursa olsun galebe çalma duygusunun kardeşlik hukukunu nasıl tahrip ettiğini gösterir...
* Ülkücünün ülküdaşın hatırı varken, başkalarının hatırı uğruna ülküdaşının hatırını yok sayması, siyasî hırs yüzünden, akletme, irfan, basiret ve feraset gibi özelliklerin uzağına savrulduğunu ispat eder...
*Ülkücünün ülkücüye kin tutması, âdeta kanı helalmiş gibi bakması, millî birliğin en önemli teminatlarından birisinin, artık bu işlevi taşıma yeterliği bulunmadığını itiraf etmesi demektir...
*Ülkücünün ülkücüye nefret biriktirmesi, bundan böyle 'ortak yarınlar'ın olmayacağını belgeler... Bu da en çok ülkücülerin arasına kan dâvâsı sokarak, onların milletin mukadderatıyla ilgilenme alanından çekilmesini isteyenlerin işine yarar...
***
'Sevgi, hukuk, kardeşlik, tahammül, beraber yürüme duygusu, ideal birliği' gibi kavramların gündelik hayattan çıkarılıp, 'düşman, hain, hasım, iş birlikçi, yatakçı, uşak' gibi kavramları tercih edenler, siyasî hamlelerine 'doğruluk ve haklılık' kazandırmak için diğerlerini sorumsuzca aşağılayanlar büyük bir erozyona hizmet ediyorlar...
Mâzinin hatırı, bugün yaşanan saldırılar karşısında milletin mukadderatına sahip çıkma duygusu ve 20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşınan Türkçe hâyâller yine ve yeniden kardeşlikten başka yol bırakmıyor çünkü...
Kim provoke ediyorsa, kim krizi siyasî fırsata çevirmek istiyorsa, kim fitneye odun taşıyorsa, onun için sağduyu, onun için kardeşlik hukuku, onun için sonuna kadar tahammül...”
Evet .”Atılan taşlar iki tarafın da camlarını kırmakta” çünkü !