Hikayeyi duymayan yoktur sanırım. Ayrıntısını olmasa bile en azından adını duymuşuzdur.
Leyla ile Mecnun
Hikayenin aslı bir Arap efsanesine dayanmaktadır. Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli (Leylâ) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk hikayesi anlatılmaktadır.
Bu hikayenin konusu kısaca şöyledir:
Leyla ve Kays (Mecnun'un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine aşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla'yı okuldan alır ve Kays'la görüşmesini yasaklar. Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays, halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun'a birçok kişi Leyla'yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla'dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez. Hatta babası onu bu dertten kurtulmak üzere Allah'a yakarması için Kabe'ye götürür; ama o tam tersine derdinin artması için dua eder. Hem Leyla'nın hem Mecnun'un halleri gittikçe perişan bir hâl almaktadır. Başkasıyla nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikaye uydurur ve bir süre sonra adam ölür. Bu sırada Mecnun çöldedir ve aşkın bin bir tülü cefasıyla yoğrulmaktadır, dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir. Leyla'nın vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir. Birgün Leyla çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve "Leyla benim içimdedir, sen kimsin?" der.
Durup dururken bu hikaye de nereden çıktı demeyin !
Hikayenin kahramanı Mecnun benzerlerini etrafımızda görürüz!
Tabi inanç ve ideoloji bağlamında.
Bir ideolojik hayalin peşinde koşanlar sizce de Leyla'larının peşinde koşan birer Mecnun değil midir?
Ülkücüler…
Devrimciler…
Siyasal İslamcılar….
Kainat onlar için ideolojilerinden ibarettir.
Neredeyse hayatın gerçeklerini yok sayarak hayallerinin peşinde koşan birer Mecnun değiller midir?
Hayalleri de bir gün kavuşmayı umdukları Leyla misali ideolojileri olamaz mı?
O hayalle belki Mecnun gibi dünyayı dolaşmazlar ama neler yapmazlar ki?
Dünya ve madde umurlarında değildir onlar için.
Onları hayallerine götüreceğini umdukları bir siyasi organizasyona dahil olurlar.
Hayallerindeki toplum düzeni için gücü elde etmeleri lazımdır.
Bir gün Leyla'sıyla karşılaşan Mecnun gibi, o gücü de elde ederler.
Fakat o gücü kendilerinde bulduklarında; Mecnun'un çölde karşılaştığı Leyla'yı tanımaması gibi onların da ideolojik hayallerinin bu olmadığını anlamaları uzun sürmeyecektir!
Nitekim, bugün Türkiye'de bu gücü (iktidarı) sadece Siyasal İslamcılar elde etmişlerdir.
İktidar olmuşlardır!
Bunların içinde “kesin inançlı “kesim büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. Hala da bu sükut-u hayalin travmalarını yaşıyorlar!
Gücün cerzebesi ideolojiyi falan unutturmuştur. Hep eleştirdikleri kendilerinden öncekilerin yaptığı her şeyi bu sefer kendileri yapmaya başlamışlardır.
Zira, bir şeyi hayal etmekle o şeyi tecrübe edip yaşamak arasındaki farkı görmüşlerdir.
Öyle birtakım kulağa hoş gelen sloganlarla bu işin yürümeyeceğini anlamışlardır.
Topluma ideolojik format çekmeye kalkmışlar ama yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır.
Ağır bir imtihandı onlar için.
Başarmak için lazım olan da onlarda yoktu:
İhlas ve samimiyet!
Ve siyasal İslam iktidarla imtihanında başarısız olmuştur.
İdeolojik yıkıntıların arasında toplumu fabrika ayarlarına geri döndürmek bayağı zaman alacaktır.
Geleceğin işi bu sefer daha zor gibi !