Adam sanırsınız.
Görünüşte öyledir.
Ağzından dökülen sözlere itimat edersiniz.
Bir gün gelir öyle bir söz söyler ki, veya öyle bir iş yapar ki, hakkında oluşan kanaatiniz darmadağın olur.
Yanılmışsınızdır ama bunun kabahati sizde değildir.
Zira, bulunduğu makam, taşıdığı kalıp ve ettiği kelam sizde bu kanaati oluşturmuştur.
Siz öyle bilmiş, öyle tanımışsınızdır.
Ya da tanıdığınızı zannetmişsinizdir.
Nereden bileceksiniz bu adamın rüzgar gülü gibi menfaatinden yana fırıldak gibi döneceğini!
Bir şeyler gelir dudağınızın ucuna kadar.
Demezsiniz.
Diyemezsiniz.
Vardır kendinize göre bir sebebi.
İşte tam da sizi hayal kırıklığına uğrattığı anda demelisiniz diyeceklerinizi.
Ama dilimizi tutmamıza, o an konuşmamıza engel olan sözlerde vardır .Toplumda genel geçer kabul gören.
“Her doğru, her yerde söylenmez !”
Ya da “Haklısın ama burası yeri değil!”
Peki ama işte o yer neresi?
Şimdi değilse ne zaman?
Burada değilse nerede?
Sorular gelir ama aklınıza ama bu soruları da soramazsınız! Eğer kişiye o anda cevap verdiyseniz şayet, kendinizi savunma adına soracağınız sorulardır bunlar !
Aslında, gerçek yüzünü öğrendiğiniz anda ifşa etmelisiniz bu tür fırıldakları.
Toplumun o kişi hakkında oluşan yanlış kanaatlerinin düzeltilmesi için bu gereklidir.
Söylemek lazım.
Nasıl mı?
Aşağıdaki fıkrayı okuyalım. Bakın nasıl deniyormuş :
“İş adamı Temel, Almanya'ya gitmiş. Kaldığı otelin lobisinin bir köşesinde uzunca bir kuyruk görmüş. Merak edip yaklaşınca, insanların, orada bulunan bir papağanla konuşmak için sıraya girdiklerini anlamış… Temel de papağanla konuşmak için kuyruğa girmiş…
Papağan, karşısına gelen Fransız'a, “Sen Fransızsın, Hıristiyansın, matematikçisin” demiş… Sıra İngiliz'e gelmiş, “Sen İngilizsin, ateistsin, denizcisin” demiş… Sıra Temel'e gelmiş… Papağan Temel'e, “Sen Çaykaralısın, Lazsın ve de kendine hayrı olmayan birisin” demiş… Temel, önce bozulmuş, sonra da “Bu papağanı alıp memlekete götürsem çok para kazanabilirim” diye düşünmüş… Hemen yetkiliyi bulmuş, papağanı satın almak için pazarlığa girişmiş… Papağanı satmasının mümkün olmadığını belirten otel yetkilisi, yapılan pazarlık sonunda 500 Euro karşılığında dört adet yumurtasını Temel'e vermiş… Temel, büyük bir sevinç içerisinde, çok para kazanacağı hayaliyle memleketine dönmüş… Getirdiği dört adet yumurtayı kuluçkaya koymuş… Aradan birkaç hafta geçmiş yumurtalar çatlamış ama yumurtalardan papağan yerine bir leylek, bir karga, bir kırlangıç, bir de serçe çıkmış… Amacına ulaşamayan, sevinci kursağında kalan Temel, büyük bir öfke ile Almanya'ya gitmiş ve soluğu hemen oteldeki papağan kuyruğunda almış… Sıra Temel'e geldiğinde papağan yine sıralamış; “Sen Çaykaralısın, Lazsın ve de kendine hayrı olmayan birisin” demiş… Bunun üzerine Temel papağanın kulağına eğilmiş;
“Benum Çaykarali olduğumi, Laz olduğumi, kendine hayri olmayan biri olduğumi bir tek sen bileyisun ama senun orospi olduğuni artuk bütün Karadeniz halkı biliyi” diyerek, öfkesini boşaltmış…
Evet yukarıda bahsettiğimiz, şekil olarak adama benzeyen, lakin kalıbının adamı olmayanların, sözünün eri olmayanların, fıkradaki Karadenizli gibi olmasa da yüzüne gerçeği haykırabilmeliyiz.
Ki o görüntüsüyle başkalarını kandıramasın !
Makam, mevki ya da statü kazanamasın insanları aldatarak!