‘Kazanmak için her yol mubahtır !”
Demiş Niccolo Machivelli (Makyavelli)
Yani, fikri, duyguyu, düşünceyi, geçmişi, geleceği bir tarafa bırak! Sadece kazanmaya kilitlen!
Bugün, siyaset için en geçerli metod bu olsa gerek!
Çünkü; Makyavelist siyaset de, her türlü din kuralı ile ahlak kuralını hiçe sayan teorisi ile dürüstlük ve ahlaktan yoksun siyaset düşüncesi değil midir?
Bu siyaset anlayışında fikir namusu aranmaz!
Hatırlayanlarınız vardır.
23 Ekim 2018'deki grup toplantısında şöyle demişti Sayın Bahçeli :
"Bizim için verilen sözler dönemsel değildir. İlkelerimiz, ülkülerimiz vardır. Dik başlıyız, tok başlıyız, bozkurt duruşluyuz. yalan nedir bilmeyiz. Gerçekleştirilmeyi bekleyen hayallerimiz, tutulmayı bekleyen vaatlerimiz, kucaklanmayı bekleyen geleceğimiz vardır. Vuslat şafağı bir gün sökecektir. Verdiğimiz bir sözü unutmayız, unutamayız. Ne söylediysek arkasında dururuz.
(…)
Parti olarak mahalli idareler seçimlerine yönelik ittifak arayışımız artık kalmadı. Oyalamaya, ümitlerle oynamaya gerek yoktur. Kendi yolumuzu yalnızca kendimiz çizeceğiz. Kendi adaylarımızla katılıp Türkiye'nin her seçim bölgesinde yer alacağız.”
Salondakiler ayakta alkışlamışlardı bu konuşmayı!
Sonra ne oldu? Oldu!
Çıkıp yine aynı salonda grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"31 Mart seçimlerinden alınacak sonuçlar için elimizi taşın altına koyacağız. Buradan açıkça ilan ediyorum. MHP İstanbul'un yanı sıra Ankara ve İzmir'den aday göstermeyecektir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adayları kim olursa olsun desteğimiz tam olacaktır."
Salondakiler bu konuşmayı da elleri patlayıncaya kadar ayakta alkışladılar!
Çoğu aynı kişiydi belki de alkışlayanların!
Ne söylendiği değildi umurlarında olan!
Lider tarafından söylenmesi yetiyordu!
Zaten lider:
“…………hükümet sisteminin muhafazası için ihtiyaç duyulan her fedakârlığı ! seve seve yaparız.!” Dememiş miydi?
Her söylenilene alkış tutmak az fedakarlık değildi!
Hem sonra :
Andımız, tekrar söylenmeye başlanacaktı!
Türk'ün adı devlet katlarında yankılanacaktı!
Ayaklar altına alınan milliyetçilik, yerden alınarak üç kere öpülüp, başın üzerinde yüksekçe bir yere konulacaktı!
Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucu liderine laf söyleyenlerin ağızlarının payı devlet tarafından verilecekti!
Az şey miydi?
Fedakarlık yapmaya, hem de her türlüsünü yapmaya değmez miydi?
Aklıma geldi. Zannederim 2008 yılıydı. Basına bir haber yansımıştı.:
Seveni ya da cenazesine gelecek kimsesi olmayanlar için para karşılığı ağlayan ve kalabalık yapan 300 üyeli bir dernek kurulmuştu!
O derneğin bir de başkanı vardı Adı Ali Öztürk.
Seveni ya da cenazesine gelecek kimsesi olmayanlar için para karşılığı ağlayan ve kalabalık yapan 300 kişilik derneğin başkanı Ali Öztürk, “Kocası öldüğü makyajı bozulmasın diye ağlamayan kadın bizi tutuyor" demişti .
Dernek, cenaze törenlerinde ağlamak ve kalabalık oluşturmak için kurulmuş zaten! Ali Öztürk, 1985 yılında; etrafında varlıklı olan, parası olan ancak cenaze törenine gelecek kadar seveni bulunmayan insanları görünce böyle bir şeyin aklına geldiğini belirtmiş,300 çalışanından 30'unun işinin sadece ağlamak olduğunu ifade ederek, "Diğerleri ise cenazelerin kalabalık görünmesi için bulunuyor. Yaklaşık 20 yıldır bu işi yapıyoruz. Seveni olmayan, cenazesine gelecek kimsesi olmayanların cenazesine gidiyoruz. Kocası öldüğü zaman hanımı makyajı bozulmasın diye ağlayamıyor, miras da kalmış, bizi tutuyor" diye de eklemişti.
Söyleyenin ne söylediğini ya da her söylediğini alkışlayanları görünce benim de aklıma bu, para karşılığı ağlayanlar geldi !