İftira atmanın amacı, karşındaki kişi veya kişileri bilinçli olarak itibarsızlaştırmaktır.
İftiracı veya diğer bir deyişle “müfteri”, kendi menfaatleri icabı için ya da içinde bulunduğu grubun kendilerine engel olarak gördükleri kişi veya grupları, itibarsızlaştırarak pasifize edip yollarından çekilmelerini hedefler.
Bir kısım da, bu iftirayı yaymaktan haz alır! Hatta iftiracıdan daha öfkeli olurlar!
Peki bunlar için, psikoloji ilmiyle uğraşanlar ne diyor?
“İftira, iftiracının iftira attığı kişinin masumiyetinden, dürüstlüğünden ve inandırıcılığından korktuğunun, çekindiğinin çok açık göstergesidir. İftira bu anlamda bir tür psikolojik savaş yöntemi olarak karşımıza çıkar. Bir insanı susturmanın, konuşsa da sözlerinin tesirini azaltmanın yolu o insanın inandırıcılığını zedelemek yani ona en olmadık iftirayı atmaktır. Buradaki amaç şudur; “öylesine uzak bir yalan atmalı ki bu kişi kendini savunurken dahi bu çamura saplanıp kirlensin”.
Ve Tostoy'un bir sözüyle yazının bu kısmını noktalayalım.
“Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma; önce senin ellerin kirlenecek !”
***
Bu kadar mı güzel anlatılır!
Bir karakter analizi de Servet Avcı'dan…
“Boş kovanlar” demiş “Tetikçiler” e…18 Ocak 2019 tarihli Yeniçağ'daki yazısında. O kadar iyi anlatmış ki noktası virgülüne dokunmadan sizinle bazı bölümlerini paylaşmak istedim:
“Tetikçilik kötü bir meslektir... Çünkü eninde sonunda bütün tetikçilerin göreceği muamele 'boş kovan' muamelesidir... 'Son kullanım' tarihleri vardır... İşleri bittiğinde 'son kullanıcılar'ı yüzlerine bile bakmaz...
Onların 'doğrular'ı 'yanlışlar'ı yoktur... Elde ettikleri menfaat ve aldıkları talimattır esas olan... Anatomilerinden şahsiyet çekip alındığı için, yaşadıkları çelişkiler ve iştahla yaladıkları tükürükler onlar için utanç vesilesi değildir...
Maalesef bu tipler her yerde bulunabilirler; işte, siyasette, ticarette, medyada, her yerde... Bu canlı türünün bir kere olsun 'amirler'ine "Senden büyük Allah var" diyecek karakterleri yoktur... Topu topu bir kere gelecekleri bu dünyada, bırakabilecekleri en büyük iz, dilleriyle 'amir kutsayıcılığı'dır... Aslında yaptıkları işin doğru olmadığını onlar da bilir... Neylersiniz ki menfaat 'şimdilik' buradadır... Arpa buradadır, küspe buradadır...
'Patron, efendi, başkan, reis, önder' fark etmiyor... Bunlar karşısında menfaati için kılıktan kılığa giren ve mevsimlik kişilikleri olan insan tipleri bizim de gerçeğimiz... Doğrunun ve hakkın yanında olmaya çabalamaktansa, 'gör' denileni görmek ve 'görme' denileni görmemek, daha doğrusu kahredici bir karaktersizlikle yalaka/yağcı kadrosunda omuz vura vura yer açmak, topu topu bir kere yaşayacağımız hayata gerçekten yakışmıyor...
(…)
Ne mutlu hangi türden olursa olsun düpedüz yanlış ve haksızlık içindeki güç ve iktidarlara teslim olmayanlara... Ne mutlu doğruların yanında hesapsız duranlara veya yanlışında samimi olanlara... 'Tevil rakkasesi' olarak anılmaktansa, nabza göre şerbet vermektense, nabızları şerbete göre ayarlamaya çalışmak daha doğru veya asil değil mi?
Ne demişti Lenin: "Artık iktidardayız ve Rusya'nın bütün alçakları bizimle beraber!.." Çağlar aşan bir tespit bu... Yerel-genel, küçük-büyük bütün iktidarların böyle 'çekici' özelliği vardır... İyiler kadar asalaklar da burada boy gösterirler... İşte bunun için ne mutlu o alçaklardan olmayanlara... Varlıklarını ve meşrûiyetlerini o irili-ufaklı iktidarlardan devşirmeyenlere...
***
Aşağılık kompleksi içinde kıvranan zavallı tetikçiler iyi bilmeli ki sonları, başlarını okşayıcılar tarafından 'boş kovan' muamelesi görmektir...
Bu kahredici akıbet, büyük sarayların küçük medya tetikçileri için de, küçük sarayların küçücük medya tetikçileri için de geçerlidir... Kaçınılmaz akıbet: Her tetikçi bunu tadacaktır...
Bu sefil hayattan 'boş kovan' kadrosuyla emekli olmak ne acı bir son...”
Evet iftira veya tetikçilik yapmak; hem insani, hem vicdani hem de dini bakımdan büyük bir vebal değil midir?