Ahlak; niyetin düşünceye, düşüncenin davranışlara dönüşmesi değil midir?
Bir davranışın kaynağı ya nefistir ya kalptir.
Kaynağını nefisten alan ahlaki davranış, muhatap alınana göre değişkenlik gösterir!
Ahlaki davranış, eğer kaynağını kalpten alıyorsa kişiye göre değişmeyen bir alışkanlık, bir davranış kalıbı haline gelir.
Zaten din de ahlak ve ibadet ekseninde değil midir?
“Din sadece ibadettir “ denilemez elbette!
Davranışa yansımayan, davranışa etki etmeyen ibadet; dil ile ikrar edildiği halde kalp ile tasdik edilmeyen imana benzer !
İbadet, Allah'a (C.C.) kulluğun bir göstergesi iken, ahlak, insan olmanın bir göstergesidir.
“Eşref-i mahlukat” yani yaratılmışların en şereflisi sıfatına nail olan insanoğlunun, şeref kısmı ahlaki davranışlarında ortaya çıkar.
İçinde yaşadığı toplum, bir insanı değerlendirirken, ibadetle olan ilgisine ya da ahlaki davranışına bakabilir.
Toplum ahhlakı baz alır yada alması gerekir!
İbadeti değerlendirecek olan Allah (C.C.)'tır.
Eğer toplum, insanları ibadetlerine göre değerlendirirse, o toplumda insanları aldatmak, kandırmak daha da kolaylaşabilir.
İçinde kaynağını nefisten alan, şekilde dindar bir görüntü ortaya çıkar.
Yani ibadeti; içinde yaşadığı toplumu bir şeylere ikna etmede kullananlar çoğalacaktır.
Tabii buna bağlı olarak da aldanma ve aldatmalar çoğalacaktır.
Bu; görüntü dindarlığına dini literatürde de münafıklık deniyor!
Halbuki insan feraset sahibi olmalıdır.
Feraset zihin uyanıklığıdır.
Feraset, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyetidir.
Feraset, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamaktır.
İnsan, bir kişiye, bir kuruma, bir derneğe, bir cemaate, bir vakıfa, hatta bir partiye kayıtsız şartsız biat edip sorgusuz sualsiz bağlanmamalı.
Resulullah (s.a.v.) :
“Mü'minin firâsetinden sakınınız! Çünkü o, Allâh'ın nûruyla bakar.” buyurmuştur. (Tirmizî, Tefsîr, 15/3127)
Tabii feraset sahibi ise !