AKP hükümetlerinin işbaşına geldikleri 2002 yılından beri en başarısız oldukları alanların başında herhalde Milli Eğitim gelir!
İlk olarak Erkan Mumcu göreve getirilmişti. Mumcu sadece 4 ay görev yapabildi.
İkinci olarak Bakanlığa Hüseyin Çelik getirildi. 6 yıl görev yapan Çelik 2009 yılında Bakanlığa veda etti. Bugünlerde esamisi okunmuyor nedense!
2009 yılında bu kez Nimet Çubukçu, bakanlığa getirildi. Çubukçu 2 yıl görev yaptı.
Çubukçu'dan sonra görev getirilen Prof. Dr. Ömer Dinçer ise 1,5 yıl görev yapabildi.
Ömer Dinçer'den sonra bakan olan Nabi Avcı ise 3,5 yıl Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptı.
Sonra hukukçu İsmet Yılmaz Milli Eğitim Bakanı oldu!
En son babalar duyar misali, başında bulunduğu Bakanlığının TEOG'u kaldırdığını taksi durağında öğrenmişti!
Sonra yeni sistemle birlikte parlamento dışından bakan atama dönemine gelindi.
Ve Ziya Selçuk Milli Eğitim Bakanı oldu. Ve ilk iş olarak öğretmenlerin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanan, belgesiz, bilgisiz iftira ve isnatlarla öğretmenleri kıskaca almaya çanak tutan, özellikle veli ve öğrenci grubunun elindeki tehdit unsuru olan Alo 147 İhbar hattını kapatmak olmuş. İyi de olmuş bence.
Bakan olduğunda ilk sözleri: “Tek güvencem öğretmen arkadaşlarımız meslektaşlarımız. Bu iş yükselecekse bir bayrak yükselecekse tümüyle öğretmen arkadaşlarımızın omuzlarında yükselecek" demiş ve eğitim alanında emeği geçenlere teşekkür ederek:
“Emek kutsaldır. Bir gün dahi bizim eğitim sistemimize emeği geçmiş olan meslektaşlarımızın hukuku bizim açımızdan değerlidir. Bu hukuk geniş kitleleri ilgilendiren bir hukuk. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Başöğretmen büyük Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi,15 Temmuz şehitlerimiz dahil, Türk bayrağımın dalgalandığı her yerde şanla şerefle görev yapan şehit olan öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum” şeklinde devam etmişti.
Ne yalan söyleyeyim bayağı memnun olmuştum bu açıklamalardan.
Sonra 20 Temmuz 2018 tarihli gazetelerde bir başka açıklamasını okuyunca 35 senesini milli eğitimde geçirmiş biri olarak ilk defa umutlandım desem yeridir.
Açıklamalarını hiç dokunmadan buraya alıyorum. İnşallah sözünün eri olur deyip beklemekten başka da bir şey gelmiyor elimizden.
“Benim 2005-2006'larda hayal olarak gördüğüm derslik meselesi, öğretmen meselesinde gerçek oldu. Bugün işler o günden daha kolay. Temel bazı meseleler büyük ölçüde halledilmiş. Zaman nitelik zamanı. Biz nitelikle ilgilenmek zorundayız. Kaliteyi nitelik belirler. Bir şey yapılamamışsa zamanı gelmemiştir. Zamanın ruhunu okuyarak, meselenin gerçekliğini sürdürmek anlamında bir çabamız olacağı açık. Eğitimde yeni bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Eğitim çok mücadele edilen, Türkiye'nin eğitim sisteminin kilitlenmeye çalışıldığı bir dönem. Türkiye 15 Temmuz üzerinden de bu sınav sistemli yapının nasıl kilitlendiğini gördük. Biz aslında bilimi, aklı, sanatı, sporu, ahlakı konuşacağız. Ahlakın üzerine inşa edilmemiş eğitim sisteminin geçerli olacağına inanmıyoruz. İnsan temelli bir eğitim anlayışı kuracağız. Eğitim önce evrensel seviyede kurulur. Çok endişe etmemiz gereken bir dönemde yaşıyoruz. Dünya 4'üncü büyük kırılmayı yaşayacak. Bunu tekillik çağı deniliyor. Fiziksel, biyolojik ve dijital olanın birleştiği bir çağ. Bu dünya farklılık yaratacak bir dünya. Aya füze gönderiyoruz. Ay tam karşımızda. Füzeyi oraya gönderirken istikamet veriliyor. Ancak aya nişan aldığımızda füze ulaştığında ay orada olmayacak. Biz çocuklarımızı geleceğe fırlatıyoruz. Bir çocuğun vebalinin derinden hissedilmedikçe öğretmenlik mesleğinin yapılması çok zor.
Ülkemizde doğan her çocuk kaybedilmeyecek kadar değerli. Bu meseleyi bürokratik bir meseleden çıkarıp, ulusal bir dava olarak algılayıp topyekun olarak hareket etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ekibimiz hazır. Uzun yıllardır çalışıyoruz. Bizim en iyi 11'imiz hazır. En iyi 100'ümüz, en iyi 1000'imiz hazır. Yılların birikimi var. Biz asla Süperman değiliz. Bizim Süpermanlığımız, işbirliği ile yapmamız gereken bir iş. Biz sorumluluğumuzun farkındayız.
Masayı yeniden inşa etmeyi, bir bakan olarak değil bu ülkenin bir evladı olarak yapacağız. Eğitimin uzun soluklu bir iş olduğu konusunda mutabakatımız var. Uzun sürede inşa edilen kısa sürede yok edilen bir kurum. Her milli eğitim bakanı kendi dönemi için değil, sonraki dönemler için bir şeyler yapar.
2 ay içerisinde 3 yıllık bir program açıklayacağız. Hangi ay, hangi sene ne yapmak istediğimizle ilgili program sunacağız. Nereye gelmek istediğimiz konusunda arzu ve hayallerimizi paylaşacağız. Hiçbir öğrencimiz, hiçbir velimiz sürprizle karşılaşmayacak. Oyunun ortasında kurallar değişmeyecek. Elbette beceremeyeceğimiz, başaramayacağımız şeyler olacak.
Temel kavramımız adalet olacak. Ben bakan olmaya değil, gören olmaya çalışacağım. Bunu yaparken adaleti şiar edinmek vurgulamak istediğim şey. Bizim önceliklerimiz olacak. dezavantajlı çocuklar, öğretmenler önceliklerimiz olacak. Veriye dayalı bir politika üreteceğiz. “
Şu sözleri, yap-boz'a çevrilen Milli Eğitim'in bakanından duymak ne kadar güzel:
“Ahlakın üzerine inşa edilmemiş eğitim sisteminin geçerli olacağına inanmıyoruz”
“Hiçbir öğrencimiz, hiçbir velimiz sürprizle karşılaşmayacak. Oyunun ortasında kurallar değişmeyecek.”
Artık akşam yatarken başka sabah kalktığında başka bir sistemle karşılaşmayacak kimse. Ne veli, ne öğrenci ve ne de öğretmen!
İnşallah diyorum ve başarılar diliyorum sayın Bakan'a.