Basın!
Ulusal basından bahsetmeyeceğim.
Onlar, bir kaçı dışında sahibinin sesi olmuşlar. Gücün ve muktedirlerin yanında saf tutmuşlar!
Yandaş kavramı bu iktidarın dilimize yerleştirdiği bir kelime oldu.
Önceden de vardı belki ama, bu iktidar döneminde kelimenin hakkı teslim edildi edilmeye devam ediyor!
Ben burada yerel basından söz edeceğim biraz.
Geçen hafta Sözcü Gazetesi'nde Saygı Öztürk bahsetmişti konudan.
Yerel basının yaşadığı birtakım zorluklardan bahsettiği yazısına “Milletin değil sahibinin sesi “ başlığını koymuş.
İşte o yazıdan pasajlar:
Ülke genelinde 715 gazete yayımlanıyor. Yaygın basınla birlikte resmi ilan alabilen 570 yerel gazete var. Gazetelerin önemli bir bölümünde valiliklerin baskısı nedeniyle muhalif sese, habere yer verilmediğini muhalefet temsilcileri de sıkça dillendiriyor. Partisi fark etmiyor; belediyelerin aleyhine haber yazmak, o yayın organının ölüm fermanı demektir.
Bir ilimizde resmi ilan alma koşulunu yerine getiren örneğin 5 gazete var. Her birinde en az 4 kadrolu eleman çalıştırılması zorunlu. Meslektaşlarımızın önemli bir bölümü asgari ücretle çalıştırılıyor. Birçok yerde de maaşı düzenli alamıyorlar. Gazetelerin resmi ilan geliri çalışanların maaşını bile karşılamayacak durumda. Açıkçası ilan geliri de olmayan, abonesi ve satışı çok sınırlı olan muhalif yayın organının Anadolu'da yaşaması zor…
Belirli koşulları yerine getiren gazetelere resmi ilan veriliyor. 2016 yılının şubat ayında iyileştirme adı altında resmi ilanın sütun/santimine Bakanlar Kurulu tarafından 10 lira 40 kuruş zam yapılmış. 2017 yılında zam yok. 2018 yılının mayıs ayında ise resmi ilanın sütun/santimine yapılan zam ise 2 lira 10 kuruş olmuş. 2016 yılından bu yana resmi ilan için toplam 12 lira 50 kuruş zam yapılmasına karşın, gazetelerin başta kağıt, baskı giderlerindeki artış ise yüzde 300'ü geçiyor. Nasıl dayansın yerel basın?
Çok ilginç olaylar yaşanıyor. Bazı belediyeler, yerel televizyon ve gazetelerde haberlerinin yayınlanmasını ihaleye çıkarıyor. Yani, başkanın haberleri yayımlanacak, başkalarına yer yok. Allah aşkına böyle yerel basın olur mu? Daha vahim bir gerçeği daha aktarayım: Bazı illerimizde, gazete ve televizyonların sahipleri, yöneticileri etkili bazı yazarları belediye başkanının danışmanı. Yani maaşlı elemanları. Gelin de siz onların gazetecilik yaptığına inanın. Başkan aleyhine tek satır yazamayan gazeteciler topluluğu da türedi.
İşte gelinen bu ortamda, yerel basının işlevini yerine getirebilmesi için okuyucusunun desteğine ihtiyacı var. Size düşen, ilinizde, ilçenizde bulunan ve gerçek gazete olarak yayın hayatını sürdürmek isteyen gazete sahiplerine ve o gazeteyi ayakta tutmaya çalışan muhabire, yazara gazete alarak destek olmanızdır.
Birkaçı dışında yaygın basından insanlar umudunu kesmiş durumda. Satışların azalması da bunun bir sonucudur. Yerel haberciliğin giderek önem kazandığı günümüzde, gazetecilerin, gazete yöneticilerinin sizin desteğinize öyle ihtiyacı var ki bilemezsiniz. Yoksa ne oluyor biliyor musunuz? Parayı verenin haberinin yayınlandığı bir süreç başlıyor. Ne yazık ki bunun ayak sesleri de duyuluyor.
Mahalli gazetelerimizin çoğunun logosunun altında “Basın Milletin Müşterek Sesidir” yazılıydı. Ama günümüzde “Milletin müşterek sesi” olma özelliğini yitirmiş, “sahibinin sesi” olmaya başlamış. Tabii ki yerel basınımıza da, okunur olması için görev düştüğünü hatırlatalım.”
Elinizdeki gazete de çizgisinden taviz vermeden yayın hayatına devam eden bir yerel gazete.
Güçlüden değil haklıdan yana bir yayın çizgisi var. Niksar'da çok sesliliğin tarafı.
Kişisel çıkar ve menfaat değil milletin menfaatini gözetmeyi şiar edinmiş bir gazete.
Hep hakikatin sesi olmaya, saygı ve hoşgörü çerçevesinde her ve hür düşünceye yer vermeye gayret gösteren bir gazete.
Sırf bu yönüyle bile takdiri haketmiyor mu sizce de?
1 Kasım 2006 da yayın hayatına başlayan Niksar Danişmend Gazetesi 13.yaşına bir buçuk ay önce girdi.
Söyledik ama yazalım dedik.
13.yaş günü pasta hakkımız baki !...