Hitlerin Almanya ile birlikte Dünyayı felakete sürükleyen süreçte başarılı olmasında üç önemli etken vardır. Büyük Sermaye Desteği, basın ve etkili bir propaganda yöntemi.
Tamam da Almanlar nasıl ikna olmuşlardı?
Propagandanın önemini bilen Hitler, propaganda yapmak adına Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı'nı kurar ve bu bakanlığın başına da kendinden emin, sakin ve eğlenceli konuşmaları ile halka seslenme becerisinde ustalaşmış olan Dr. Paul Joseph Goebbels'i getirir.
Uzun uzadıya Hitler'in siyasi yolculuğunu yazmayacağım. Ama 1931'de başbakan olunca neler yapmış onları bir hatırlayalım:
Önce SA ve SS Birliklerini yardımcı polis teşkilatı olarak ilan edip en yeni silahlarla donatmış.
Parlamento geceli gündüzlü çalıştırılarak, binlerce yasa bir gece de değiştirilmeye başlanmış.
Polis sayısı ve yetkileri artırılmış.
İstihbarat teşkilatları güçlendirilmiş.
Fişlemeler, takip edilmeler sıradan bir iş haline gelmiş.
Tüm muhalifler devlet aygıtından temizlenmeye başlanmış.
Bürokraside, yargıda ve orduda yandaşlar etkin hale getirilmiş.
Ders kitapları değiştirilmeye, eğitim ırkçı bir temele oturtulmaya başlanmış.
Parti iktidara yerleştikçe her şeyin hâkimi olmaya başlamış yani. Hitlere ölümüne sadık bir kadro yavaş yavaş ülkede köşe başlarını tutar hale gelmiş.
Güçlendikçe Almanya'daki bütün haber kaynakları üzerinde tam kontrol sağlanmış.
Radyo, basın, yayın evleri, sinema, tiyatro ve tüm kültür-sanat faaliyetleri onun denetimi altındaymış.
Şarkı ve şiirlerdeki her söz, tiyatro ve film metinlerindeki her kelime denetlenip onaylanıyormuş.
Bir tek eleştirel söze izin yokmuş.
Gündem sık sık değiştiriliyor ve Alman halkının beyni yavaş yavaş yıkanıyormuş.
Bilgi kirliliği almış başını gitmiş, gerçekler görülmez ve duyulmaz olmuş.
Hitler'in en yakın arkadaşlarından biri ve en sadık yandaşıdır Paul Joseph Goebbels.
Hitler'in tüm konuşmalarını o hazırlar ve Hitler coşkulu bir dille sadece okurmuş. Öyle bir Hitler profili çizermiş ki insanları yüreğinden vururmuş.
Hitler'i, gariban bir aileden gelme ve tam bir halk çocuğu olarak sunmuş topluma. Eli açık, dost ve yakınlarını koruyup kollamaktan geri durmayan, yiğit ve yürekli biri olarak anlatmış. Mağduriyet olmazsa olmaz demiş, Hitler'i, haksızlıklara uğrayan, mağdur edilen, 1923 yılında hapse atıldığında gık bile demeyip, aman dilemeyen biri olduğunu sürekli dillendirmiş.
“Demokratmış” Hitler.” Özgürlük ve vatan sevdalısıymış”. Seçimle işbaşına gelmiş ve kurduğu rejimin adı “ Demokratik Cumhuriyet”miş ! O'na göre, Alman halkı ve vatan toprağı için can vermeye hazırdı. Bunun içindi kavgası, kendisi için asla hiç bir şey istemiyordu. Her şey ülkesi ve milleti içindi. Tüm bu nedenlerle Hitler sonuna kadar desteklenmeliydi.
Böyle bir algı yaratılmıştı ülkenin dört bir yanında. Tam bir komplo ustasıydı Goebbels. Eline geçirdiği basın sayesinde hedefe aldığı muhalif parti, kişi, kurum ve kuruluşları önce yıpratır, son darbenin vurulmasının bütün psikolojik ve sosyal şartlarını hazırlardı.
SA'lar ve SS'ler işi tamamlar muhalefet yok edilip, susturulurdu. En büyük düşman Yahudiler, Marksistler ve Sosyal Demokratlar olarak ilan edilmişti. Sabotajlar, suikastlar, faili meçhuller sıradan bir olay haline gelmişti.
En büyük komploları ise 1933 yılının Şubat ayında Parlamento binasının yakılması oldu. Yangını çıkaranlar vatan düşmanı komünistler olarak duyuruldu dört bir yana.
Fırsat bu fırsat yangının ertesi günü tüm insan haklarını askıya alan yasa çıkarıldı parlamentodan. Hitler'e dört yıl için olağanüstü yetkiler verildi. Son demokrasi kırıntıları silinip atıldı. Yargı bağımsızlığı tamamen ortadan kaldırıldı.
Düzmece iddialar ve suçlamalarla binlerce muhalif tutuklandı, işkenceye uğradı. Parlamento da bu fırtınadan nasibini aldı. Komünist ve sosyal demokrat milletvekillerinin tümü tutuklandı. Aydınlar, sanatçılar, işçiler, öğrenciler üzerine demir bir yumruk indikçe indi. Örgütlenme özgürlüğü askıya alındı. Başta sendikal faaliyetler olmak üzere tüm gösteri ve eylemler yasaklandı. Muhalif partiler, sendikalar ve tüm dernekler bir bir kapatıldı. Yahudiler tamamen imha edildi. Sadece Nazi yanlısı örgütlenme ve faaliyetlere izin vardı.
Nazi partisinin diktatörlüğü pekişmişti artık. Halk sessiz bir yığın haline dönüştürülmüştü. Çatlak hiçbir sesin çıkması mümkün görülmüyordu.
Kısacası Almanya tamamdı ve artık sıra tüm dünyayı dize getirmeye kalmıştı.
Sonrası hem kendileri hem Almanya için felaket oldu tabii ki.
Bugün hala hemen her görüşteki insan onun propaganda konusunda ki yeteneğini kabul eder, üniversitelerin iletişim bölümleri öğrencilerine Goebbels'in ses kayıtları dinlettirilir.“ Büyük Yalan Teorisi” isimli ders, batıda bazı okullarda okutulmaya devam ediliyor. Birçok siyasi parti, oluşum ve politikacı onun yöntemlerini uygulayıp iktidarın sahibi oluyor. Goebbels'in kandırma ve uyutma yöntemleriyle insanlar hala kandırılıyor, sömürülüyor. Ama birçok ülkede bir çok insan hala onun kim olduğunu bile bilmiyor!
Çağının en büyük yalancısıydı. Alman halkının zafiyet ve hassasiyetlerini iyi tahlil ederdi. “ Büyük Yalan Teorisi” tekniğini kullanmada bir numaraydı. Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'in Hala Geçerliliğini Koruyan temel ilkelerinden bazıları :
* İnsanların beyin tembelliğine dayanarak hareket edin.
* Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.
* Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutacak ve kendi fikri gibi benimseyerek savunacaktır.
* Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanıp kendilerini adamaları o kadar kolaylaşır. Çünkü herkes büyük bir şeyin parçası olma fikrine bayılır.
* Halkı her zaman ateşlemelisiniz, asla soğumalarına ve düşünmelerine izin vermeyin.
* Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin, asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin, asla kendinizden ve taraftarlarınızdan başkalarına serbest hareket alanı bırakmayın, asla kabahat ve suç üstlenmeyin, sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.
* Kimin haklı olduğu değil, kimin sesinin daha gür çıktığı önemlidir. İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır.
* Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü kitleleri kandırmak her zaman çok daha kolaydır.
Tabii orası Almanya!
Bizim burada olsa Goebbels'e şapkayı ters giydirirler!