Peryodik bir toplantı var!
Ne zaman toplanılacağı belli mi?
Belli.
Gündemi siz mi belirliyorsunuz?
Evet.
Meclis üyelerine toplantıdan bir hafta önce, toplantının gündemini içeren davet yazısı sizin imzanızla geliyor mu?
Evet.
Gündemi belirleyen siz olduğunuza göre, partinize mensup meclis üyelerinizle toplantıdan önce istişare yapacaksınız elbette.
Ama bu istişareyi mutlaka toplantıdan daha önce yapmanız gerekmez mi?
Yani toplantı saati aylar öncesinden belli!
Eee gündemi de siz belirlediniz.
Meclis grubunuzla birlikte toplantıya 15 dakika geç gelmenizi istişareyle falan açıklayamazsınız!
Saatler, günler çuvala mı girdi de toplantı saatinde istişare yapıyorsunuz?
Toplantıdan çok önce salona gelip hazırlık yapan belediye çalışanları, birim amirleri, meclisin diğer partili üyeleri veya bu meclis bu kadar saygıyı hak etmiyor mu?
Saygı demişken, Türk Dil Kurumu 'saygı' sözcüğünü şöyle tanımlıyor:
“Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.”
“İstişarenizi daha evvel yapabilirdiniz. Bizi böyle bekletmeye hakkınız yok”
sitemine:
“Beklemek zorunda değilsiniz. Beklemek istemeyen gider. Hatta isterseniz hiç katılmayabilirsiniz” gibi ifadeler bırakın meclise saygıyı, egonuzun nerelerde olduğunun bir göstergesi değil mi?
Saygı, çoğu zaman kibarlık veya görgü ile eş anlamlı gibi kullanılır belki ama,
kibarlık veya görgü birer davranışken saygı bir tutumdur kanaatimce.
Ve sayısal çoğunluğa sahip olmanın bu tutumu ortadan kaldırdığını da görmüş olduk.
Kimin söylediğini bilmiyorum ama internette şöyle bir söz okumuştum saygıyla ilgili:
“Halbuki ben saygıdan eğilmiştim. Onlar sırtıma ayaklarını bastılar. Bilmediler ki, saygı için eğilmesini bilen dik durup devirmesini de bilir!”
Karşındakini anlamaya çalışmamak, dinlememek, kendi kalıpları dışındaki insanları dışlamak, içinde saygı barındırır mı?
Meclis, sizi de sayarsak 16 kişi ve 10 kişiyle çoğunluk partinizde!
Bunu sadece biz değil, Niksarlı da biliyor!
Doğan Cüceloğlu, takipçilerine şöyle bir soru sormuş:
“Sizce saygı nedir? Bir insanın bir diğerine saygı duyduğunu nasıl anlarsınız?”
Birçok kişi kendince cevaplar vermiş bu soruya. Ben sadece bir kişinin verdiği cevabı buraya alacağım.
“Ben bu soruyu 20'li yaşlarımda anlamaya çalıyordum. çünkü diğer duyguların hepsini (sevmek, güvenmek, takdir etmek vb.) içimden duyuyordum, tanımlayabiliyordum ama "saygı" deyince bir belirsizlik vardı. Bu belirsizlik sanırım, bizim toplumumuzda, saygının bir tabu oluşundan ileri geliyordu..Yani ; açık açık hasetlik yapan bir büyüğüme saygı duyuyor olmam gerekiyordu ama duymuyordum. Ona nasıl davranmam gerektiğini kestiremiyordum. daha sonra "saygı" kelimesinden yola çıkarak kavradım konuyu. Saymak fiilinden geliyordu. Yani tıpkı rakamlarda olduğu gibi. bir, iki, üç derken dördü atlayıp beş ten devam edersem dördü saymamış oluyordum. Yani dördü, görmezlikten geliyordum, dördün varlığını kabul etmemiş oluyordum. o yüzden şu kanıya vardım ki "saygı" varlığını kabul etmek demektir. Bir şeyin ya da kişinin varlığını kabul ettiğinizde yani onu saydığınızda, ona yok muamelesi yapamazsınız. Önemsersiniz.”
Ve Eflatun'dan bir söz ile yazıyı noktalıyorum.
“Saygı olan yerde korku olur; ama korku olan yerde her zaman saygı olmaz.”