Cazim Gürbüz
1948 yılı, Bayburt doğumlu.
Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirmiş. Memurluk, Tekel ve Türk Standartları Enstitüsü'nde başmüdürlük ve bölge müdürlüğü görevlerinde bulunmuş. Öğretmenlik de yapmış. Erzurum Meslek Yüksek Okulu'nda iki yıl Banka Muhasebesi ve Ticari Hesap dersleri vermiş. Sonra, uzun yıllar Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak hayatını sürdürmüş ve 2001 yılında, girdiği mesleki sınavı kazanarak Yeminli Mali Müşavir olmuş.
Halen İzmit'te oturuyor ve Yeminli Mali Müşavir olarak ekmeğini kazanıyor.
Şiir kitapları var.. "Ateşkes Çağrısı", "Saman O Yana, Buğday Bu Yana" ve “Türk'e Baştan Başlamak”
Araştırma ve inceleme türünde “Edebiyatlaşan Vergiler/Vergi Ve Muhasebede Çok Bilinmeyenler” adlı kitabı var.
Öykü ve mizah kitapları var. Nikolay'ın Av Köşkü (Öykü), “Gelin Bizi Ayırt Edin Ulan”
Hazar Üstüne Yazılanlar ve Cennet'in Kütüphanesi adlarını taşıyan denemeleri var.
“Atatürk Ekonomisi ve Beş Destan Adam”, Oyunlar ve Senaryolar-1 da onun kitaplarından.
Amatör olarak, gazeteciliğin haberden köşe yazısına, röportaja dek, birçok dalında ürünler vermiş. Türk Haberler Ajansı, Güneş ve Ortadoğu gazetelerinde muhabirlik yapmış.
Unutmadan yazayım köşe yazarlığına da Ortadoğu Gazetesi'nde başlamış. 1998-2003 yılları arasında aralıksız olarak Büyük Kurultay Gazetesi'nde haftalık kültür-sanat yazıları yazmış.
Ve 2003 yılından beri Yeniçağ Gazetesi'nde haftalık yazılarına devam ediyor.
Peki siyasetle ilgisi ne durumdaymış?
1980 öncesinde, Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum İl Yönetim Kurulu üyeliği ve Gençlik Kolu 2.Başkanlığı yapmış.
2003 yılında Kocaeli MHP İl Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş.
2008 yılında MHP'den istifa ederek, Osman Pamukoğlu'nun önderliğinde kurulan Hak ve Eşitlik Partisi'nin kurucuları arasında yer almış.
***
Standart insanlar veya sürü adamları konularında kalem oynatan çok olmuştur ama benim okuduğum ilk yazı Peyami Safa'nın 1935'de yazdığı “Sürü Adamı” başlıklı makalesidir. Konuyu bir de Cazim Gürbüz'ün kaleminden okuyalım:
“Bir memleketten aykırı insanlar çıkmalı, çıkmıyorsa, orada ikiyüzlülük vardır, içten pazarlıklılık, korkaklık vardır. Gerçeklerden korkulur orada. Orada herkes kökleşmiş, kronikleşmiş inançları, dogmaları ve tabuların oluşturduğu kalıpları yineleyip durur papağanca. Düşünmek için hep bu kalıplara başvurulur "Acep ne der, ne buyurur?" denilerek.
Oysa aykırılık; her an yeniden doğmak demek; düşüncede, bilimde, sanatta, hatta siyasette yeni ufuklar demek.
Yıllar önce yazdığım ve bir şiir kitabıma da aldığım o dörtlüğü yazayım aşağıya da, kimleri ve neyi kastettiğim daha bir netleşsin:
İnsanlar bilirim ölse de diri
İnsanlar bilirim sürüden biri
İnsan var, ufku dar, düşünen hayvan
İnsan var insana düşün iksiri
Evet sürüden biri olmaya talip milyonlar var bu ülkede. Ve bunların taptıkları başlar, düşünen başlar, aykırı başlar istemiyorlar, "standart başlar" istiyorlar. Bunu da bir horyatla dile getirmiştik:
Başvurdular
Her yola başvurdular
Standart başlar için
Düşünen baş vurdular
Bir memlekette eleştiri terk-i edepten sayılırsa, karşıdakine rüşvet-i kelam ederek mesajlar verilmeye çalışılırsa, fincancı katırları hep yaratılır ve onları ürkütmek günah diye belletilirse, farklı ve uç düşünenlere zerrece hoşgörü gösterilmezse, e o zaman elbette halkın %50'si inatla aynı telden çalacak, başka telleri hainlik sanacak.
Bunlara şok-press gerek ya da yöresel deyimle "modullayacaksın."