Ortada bir gerçek var!
Başarısız olunmuş!
Sorumlusu belli! İşin başındakiler elbette.
Ama işin içinden sıyrılmak ve topu taca atmak için, “Komplo” veya birilerinin kurduğu “kumpas” diyerek sorumluyu hep dışarda aramak moda oldu!
Yani başarısızlığı gizlemenin bir yöntemi sayıldı komplolar kumpaslar!
Aslında bu yapılan millete komplo ve kumpasın ta kendisiydi !
Kaç yıldır ekonomi iyi yönetilmiyor!
Özelleştirmelerden elde edilen paralar nereye gidiyor ?
Dışarıya o kadar borçlanıyoruz ama aldığımız paranın nereye harcandığını bilen yok! Varsa da söylemek işine gelmiyor !
Amaçsız ve birilerini zengin edecek yatırımlarla çar çur edildi anlaşılan!
Üretim yok!
Üretim ve verim ekonomisinin yerini gösteriş ve seçim ekonomisi aldı!
Ortada bir yığın başarısızlık var.
Başta Milli Eğitim ve Adalet olmak üzere hemen her alanda fos çıkan başarısız olacağı baştan belli olan ama ideolojik ajandada yer alan bir sürü başarısız girişimler oldu!
İktidardan hiç kimse çıkıp bu başarısızlıkları sahiplendi mi ? Hayır!
Peki nasıl savundular da kendilerini her seferinde milletten yetki alabildiler?
Bir kere savunma gereği bile duymadılar!
Üst akıl dediler, bilmem ne lobisi dediler, kumpas dediler ve başka bir şeyler buldular başarısızlığı sırtına saracak!
Hadi tamam! Anladık!
Ama bunları ortaya çıkarıp cezalarını vermek kimin işi?
Hatasını kabullenmeyen tedbir almaya da yanaşmaz! Çünkü hatasızdır! Bu başarısızlıktan başkaları sorumludur hep!
Eee hata başkalarında olunca da tedbir almaya gerek yok diye düşünüyorlar belli ki!
Haaa olmadı, bulursun bir siyasetçi, alırsın karşına kum torbası gibi çalarsın ona! Hem mevcut başarısızlığını unutturur hem de taraftarlarının saflarını sıklaştırmasını sağlarsın!
Tedbir almazlar dedik de yanlış anlaşılmasın ama!
Yargıyı siyasallaştırarak olası bir iş kazasının önüne geçmek bir tedbirdir aslında !
Önümüzdeki seçimler inşallah bu tür bir siyaset tarzının son bulmasına vesile olur.
Yazıyı, Abdülaziz Tantik'in 07.04.2011 tarihinde Timetürk'te yazdığı “Kolaya Kaçış: Suçu başkasında aramak” başlıklı yazısından bir alıntıyla bitireyim:
“Başkasına suçlamanın bir şeytan eylemi olduğunu ise Âdem Kıssasında Kuran ayetleri arasında buluruz. Secdeye davet edildiği halde İblis'in Adem'e secde etmediği halde Adem yüzünden kovulduğunu öne sürerek Allah (cc)dan insanın ayağını kaydırmak için süre istediği Kuran tarafından bildirilmektedir. Öyleyse ilk olarak başkasını suçlama eylemini şeytan irtikâp eylemiştir.
Ötekileştirme bir şeytani eylemdir. İnsanların da başkalarını ötekileştirmeden onlara suç yüklemesi biraz kolay olmayacaktır. Batı düşüncesi ve kültürü bu şeytani mirası devralarak batı dışı toplumları ötekileştirerek onları kendisine benzetme çabalarına meşruluk kazandırmıştır. Batı kültürünün yerli taklitçileri de aynı yolu takip ederek batılılaşmaya karşı duran yerli unsurları ötekileştirerek onları baskı ile kendilerine benzetme ve bir dönüşüm projesini uygulamaya çabalamışlardır. Hem batı ve hem de yerli despotların şeytan ile özdeşlikleri de burada devreye girmektedir.
Hangi şart veya gerekçe ile olursa olsun, suçu dışarıda arama çabası onu şeytana yakın kılmaktan başka sonuç üretmeyecektir. O yüzden meydana gelen her olayda kişi ancak kendi hata payını hesaba katarak yol kat etmeye çalışırsa Âdem olmaya doğru yüz tutmayı hak edecektir.”