Bir deprem daha yaşadık.
Elazığ'a, Malatya'ya ve memleketimize geçmiş olsun.
Ölenlere rahmet, arkada kalanlara sabır, yaralılara şifalar diliyorum.
Bakınız!
Felaket birleştirdi bizi!
Acıda birleştik.
Milletimiz yardıma koşmakta yarış etti. Ediyor.
Siyaset bir araya geldi.
İnsanın, “Felaket yaşamayalım ama bu bizim normalimiz olsun!” diyesi geliyor!
Yani, birleşmek, bir araya gelmek, kenetlenmek için illa bir felaket, bir afet mi yaşamamız lazım?
Dualar ettik. Ediyoruz.
Elbette dua edeceğiz.
“Allah korusun” diyeceğiz.
“Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın “ diyeceğiz.
Dua etmek için de bir felaketi beklememek lazım elbette.
Duanın tesirli olabilmesi için gereğinin yapılması lazım değil mi?
Yani, bir de işin tedbir boyutu var.
Ülkemizin deprem kuşağında olduğu cümlenin malumu.
Depremin değil binaların öldürdüğünü, Japonya örneklerinden biliyoruz.
Bir çoğumuzun aklından, “6.8'lik deprem orada olsaydı bu kadar can kaybı olur muydu ? ” diye geçmiştir belki de!
Tedbirli olmak, dinimizin emridir. (Nisa Suresi, Âyet: 10)
Tedbir bizden takdir Allah'tandır.
Atalarımız ne güzel söylemişler:
Tedbirde kusuru olan takdire bahane bulur.
Tedbire dikkat çeken bir fıkra ile devam edelim konuya.
“Derede abdest almaya hazırlanan adam, Nasreddin Hoca'ya sorar:
- Hocam, abdest alırken yüzümü ne tarafa döneyim.
Hoca hiç düşünmeden cevabı yapıştırmış:
- Papuçlarının olduğu yöne dön.”
“Şinasi bir beytinde şöyle der:
"Nakl ü kitâb mâil-i takdîr eder bizi,
Akl u hisâb kâil-i tedbîr eder bizi."
(Kader konusunda yazılıp söylenenler bizi "takdir"e yöneltir, aklımızsa "tedbir"in gerekliliğini söyler.)
Bu mânâda bir başka beyit de şöyledir:
"Etme tedbîrinde noksân gerçi takdîrindir iş
Hüsn-i tedbîr eyle emrinde, Hudâ takdîr eder."
(İş takdirinse de tedbirde kusur etme. İşlerinde gerekli tedbiri alırsan Allah takdir eder.)
Diğer taraftan İslâm tarihinde "kader"in nasıl anlaşılması gerektiğini gösteren uygulamalar da var:
Hz. Ömer, Şam seferinde başkomutan Ebû Ubeyde'ye destek için yola çıkar. Kendisine Şam'da vebâ olduğu bilidirilince birtakım istişareler yaparak vebâ salgınının olduğu yere gitmenin uygun olmayacağı kanaatine varır ve geri dönülmesini emreder. Bunun üzerine Ebû Ubeyde: "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun ya Ömer" diye sorar. Hz. Ömer'in bu soruya verdiği cevap şöyledir:
"Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz."
Görüldüğü gibi Hz. Ömer "Kaderde ne varsa o olur" deyip yoluna devam etmiyor. Yani "kader"e teslim olmak yerine "tedbir"e sarılıyor.( Ahmet SEVGİ-14 Haziran 2017-Yeniçağ)”
Yani tedbir, takdiri bozmaz.
Kul tedbirini alacak, Allah'ın takdiri olacaktır.
Özellikle depremler konusunda tedbirli olduğumuzu söyleyebilir miyiz?