“Toplumların kalkınması ve gelişiminde sivil toplum kuruluşlarının rolü, önemli ve büyüktür.” Yazımı sonlanrırken yazmayı düşündüğüm tümceyi başlangıç tümcesi olarak yazmayı daha uygun gördüm.
Sivil toplum kuruluşları (STK) ismiyle anılan birçok dernek bugün demokrasi, kalkınma ve gelişme sözcüklerinin geçtiği her yerde karşımıza çıkıyor. Resmi kurum ve kuruluşlar dışında oluşturulan dernekler aynı amaç ve düşünce kapsamında, kamu yararına çalışmayı hedefleyen toplumsal birlikteliklerdir. Kent yaşamında bireylerin de söz sahibi olmaları açısından, sivil toplum kuruluşları ve onların kamu yararına düzenledikleri etkinlikler ve bu etkinliklerden çıkan düşünceleri kenti yönetenler dikkate almalıdır.
Çoğunlukla, bağımsız olarak; politik, sosyal, kültürel, geleneksel ve çevresel amaçları doğrultusunda çalışmalar ve etkinlikler yaparak üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük esasına göre oluşturan, gelirlerini bağışlar ya da aidatlar ile sağlayan, ticari olmayan kuruluşlardır dernekler.
Aslında yeni bir kavram gibi algıladığımız “STK” kavramının geçmişi 19. yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir. Köleliğe karşı ve kadın haklarının kazanılması konularında çok önemli kazanımlar sağlayan STK'ların etkinlikleri Dünya Silahsızlanma Konferansı'nda zirve yapmıştır. “Sivil Toplum Kuruluşu” kavramı, 1945 yılında, Birleşmiş Milletler teşkilatının kuruluş sözleşmesinde yeralarak bugünkü anlam içeriğine kavuşmuştur.
Son yüzyıl boyunca, özellikle küreselleşen dünyamızda sivil toplum kuruluşlarının önemini artırmıştır. Dünya devletleri, kendi çıkarlarına uygun uluslararası örgütlerini kurarken STK'lar (dernekler) toplumsal yarar, yardım ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamak amaçlı çalışmalarını sürdürmektedir. Çeşitli meslek odaları, tematik kuruluş dernekleri, çevre, doğa ve spor etkinlikleri dernekleri, yardımlaşma, dayanışma, geleneksel yaşam ve kültür dernekleri, kent ve hemşehrilik derneklerini sayabiliriz.
Hızla gelişen teknolojiyle her şeyin farklılaştığı çağımızda sosyal yaşam alanlarımızda da çok hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişim; kültürel, sosyal, ekonomik, fiziksel ve teknolojik boyutuyla daha da belirginleşirken kentlerde göçlere ve yerel kültürlerin de değişmesine neden oluyor. Yerel ekonomik aktörlerin güçlenmesi, kültürel değerlerin korunması, bölgesel aydınlanma ve eğitim çalışmalarına yön verilmesi açısından sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşmektedir.
Elele vermek, güç birliği içinde bulunmak, herkesin kendi bölgesinde huzurlu, refah içinde ve ekonomik sorunlarından arınmış biçimde yaşamasını sağlamak için tüm derneklerin bu amaçlara uygun programlarını oluşturmaları ve yine bu amaçları hedefleyen etkinlikler gerçekleştirmeliler. Kentlerin gelişmesi ve kalkınması; toplumun eğitimi ve aydınlanması ile doğru orantılıdır. Bilgi birikimi, kültürel doygunluk ve zenginlik, bilim ve sanatın önemsenmesi, ekonomik hareketliliğe olanak sağlanması kentleri ayakta tutacak, göçü önleyecek, insanların yüzünü güldürecek çok önemli değerlerdir.
Gelişme sürecine girmiş kentlerde “Herşeyi devletten bekleyen” anlayış terk edilmeli, demokratik kitle örgütleri ve dernekler (sivil toplum kuruluşları) gerekirse en ağır ve en önemli görevleri ve sorumlulukları üstlenmelidir. Bu, kentsel ve toplumsal sorunların çözümlenmesi ve bölgesel kalkınma için gereklidir.