Bir düşün insanı, “Toplum; orman gibi büyümez, etkinlikleriyle gelişir. Çağdaşlaşma bir yaşamsal zorunluluk, uygarlaşma yaşamın, uzun yüzyıllarda biriktirdiği davranış biçimleridir. İnsan sorgulayan, mantık, gözlem ve araştırma ile yanıtlayan bir akılla donatılmıştır” diyor.
Binlerce yıllık dünya uygarlık tarihinin oluştuğu topraklarda, fakat uygarlığın çok uzağında yaşayan toplumları görünce nedenini de sorgulamak zorunda kalıyor insan.. Düşünüyorum da; Sümerler'in, Asurlar'ın, Hititler'in ve sonra gelen toplumların kendi uygarlıklarını kurduğu coğrafyada nasıl oluyor da “-mış” gibi yaparak toplumlar ayakta tutmaya çalışılıyor? Eğitim, öğretim, demokrasi, insan hakları, yargı, sanat, kültür ve kadının sosyal durumu gibi kavramlar “-mış” gibi çözümlerle içi boşaltılıyor, toplumlar uygarlık ve çağdaşlaşma ekseninin ötesine, kendi kaderlerine ve kaderciliğe itiliyor.
Kadınlar.. Kadınlarımız toplumumuzun yarısını oluşturuyor. Bu anlamda kadınların toplumsal yapıdaki sosyal durumu da dikkate değer ölçüde önem kazanıyor. Kadınlar toplumun neredeyse %50'sini oluşturuyor. Çalışmayan, üretmeyen kadınların oluşturduğu bir toplumdan kalkınma ya da gelişme beklemek de yersiz olur.
Çağdaşlaşma ancak modern ve bilimsel eğitimle temellenebilir. Bu anlamda kadınların daha uygar ve çağdaş olabilmeleri ise entellektüel bilgi birikimlerini geliştirebilecek bilimsel ortamlarla ve bilimsel eğitimlerle oluşur.
Kadın gelişimine yönelik birçok projenin dosya adı ve içerik anlamının ötesine gitmediğine tanık oluyoruz. Laf dönüp dolaşıyor ve “-mış” gibi uygulamalara dayanıyor. Sadece iyi eğitim alan ve çağdaş bilgiyle donanan kadınlarımız; ayaklarının üstünde durabilen, sorumluluk sahibi, adalet duygusu gelişmiş, bilimsel düşünebilen, yarınların nitelikli ve kişilikli çocuklarını yetiştirebilir.
Ne yazık ki, “-mış” gibi yaparak ne bilim insanı ne de bir toplumun geleceğini belirleyecek kavramları evrensel düzeyde tartışabilecek entellektüel birikimli politikacıları yetiştirebiliriz. Günü kurtarma kaygısı, kalıplaşmış siyasi söylemler ve seçim hesaplarıyla umutlar da dahil, her şey buharlaşır gider..
Cehalet, bir toplum için en büyük tehlikedir. Cahilliğini önleyemeyen toplumlar çıkarcı yönetimlerin oyununa gelmekten kendini kurtaramazlar. Özgür düşünme, demokrasi, sosyal adalet, yurttaşlık sorumluluğu, yargı, adil gelir dağılımı, cumhuriyet vb. kavramların doğru algılanması gerekir.
Bir toplumun bilim ve teknolojide gelişmesi ancak özgür düşünce ve özgür öğretimle olur. Bu da sadece ve sadece işlerliği sağlanmış demokrasiyle gerçekleşir. Eğer demokrasi yoksa, özgür öğretim ve özgür araştırma da yok demektir.
Kalkın-mış, geliş-miş, büyü-müş, çağdaşlaş-mış, ilerle-miş, demokratikleş-miş ve uygarlaş-mış bir toplum söylemleriyle ancak kendimizi kandırırken bilim, sanat ve teknolojide söz sahibi olmuş ülkelerin daha çook uzun yıllar uydusu olmayı sürdürürüz, hayıflanarak, söylenerek..
Toplumsal cehaletin giderilerek kalkınma ve gelişme çıtasının yükseldiği esenlikli günler için “-mış” gibi olmayan bilimsel ve çağdaş eğitim uygulamaları daha az tatil, daha çok çalışma gerektirir.
İyi Bayramlar...