50'li yılların ortalarında Cumhurbaşkanı Celal Bayar; “Ülkemiz bir gün Küçük Amerika olacaktır” derken ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes de, Küçük Amerika olabilmenin temel koşulu ve ilk hedefi olarak; “her mahallede bir milyoner” yaratılacağını ileri sürerken ülkemizi “Küçük Amerika” rüyasını görebilme arzusuyla 60 yıl boyunca mışıl mışıl uyutacak bir sürece soktuklarının farkında mıydılar bilemiyorum..
Bugün göz gezdirdiğim bir gazete Samanyolu Gökadası'nı incelemek üzere yeni bir uydunun uzaya fırlatıldığını yazıyordu. The Astronomical Almanac 2014 kaynaklı yazıyı bir solukta okudum. Üzerinde iki dev teleskopu bulunan “GAIA” isimli uydunun teknik yeteneğinden söz edilirken 1000 km. uzaklıktaki bir saç telinin kalınlığını ölçebildiği vurgulanıyordu.
Okuduklarım bilim adına çok önemli şeyler. Dünya'dan 1.5 milyon km. uzaklıkta yörüngeye yerleşerek oradan üyesi bulunduğumuz Samanyolu Gökadası'nın 1 milyar yıldızını inceleyecek olan uydu en sönük yıldızları bile görebilme donanımına sahip..
Teknolojik gelişmeleri, yeni icatları, keşifleri ve tüm bilimsel çalışmaları insanlık adına çok yararlı uğraşılar olarak kabul ediyorum. Elbette ki uzay araştırmalarını da.. Fakat bir yandan da böylesine görkemli projeler için ayrılan astronomik bütçeleri düşündükçe dünyanın dört bir yanındaki aç ve yoksul insanların umarsız görüntüleri gözümün önüne geliyor..
Savaşlarda yaşamlarını yitiren insanlar, birbirine düşman edilen halklar, terör, hızla yok edilen doğal kaynaklar, nesli tüketilen hayvan türleri, şiddet ve cinayetler, yetersiz eğitim, kontrolsüz tüketim, çarpık kentleşme, egemenlik hırsı, küresel iklim değişikliği, emek sömürüsü ve işsizlik insanoğlunun kendi yarattığı ama yıllardır da çözümleyemediği (bazı çevrelerce çözümlenmesinde yarar görülmeyen) sorunlardan birkaçıdır. Doğal dengesi günden güne bozulan Dünya'mızda tüm bu olumsuzluklar yaşanırken silah fabrikaları son teknolojik gelişmelerden de yararlanarak en güçlü silahlarını üretmeyi sürdürüyor. İnsan sağlığını tehdit eden tütün ve alkollü ürünler birbirinden albenili reklamlarla toplumlara sunuluyor.
Bilim ve teknolojide yol almış ülkeler ekonomik açıdan da güçlü ülkelerdir. Dünya pazarlarını ele geçirmiş bir kaç büyük devlet sadece ürettikleri malları ihraç etmiyor aynı zamanda teknolojilerini de dış pazarlara sunuyorlar, kendi kültürlerini de.. Geleneksel değerlere ve yerel kültüre sırt çeviren, tarifi oldukça güç bir insan modeli yaratılıyor. İşte bu, gelişmemiş ülkelerin temel sorunudur. 1945 yılından itibaren tüm dünya ülkelerini kendine göre şekillendiren ABD, Dünya jandarmalığı; tüketim hastalığı ve gelir adaletsizliği gibi nedenlerle evrensel etkileyiciliğini sürdürüyor.
Ölümsüzlükten başka her şeye, her türden hastalığa çare olabilecek tedavi yöntemleri geliştiren ve ilaç üreten güçlü ülkeler yine kendi ellerinde bulundurdukları ilaç endüstrisi ve tıbbi cihaz, gereç vb. üretici tröstlerin hizmetinde ve onların çıkarları doğrultusunda davranmaktan geri kalmıyorlar. İlaç ve cihazların satılması, hastanelerin çalışması için hastalıkların da devam etmesi gerekir, değil mi(?) Kitle ulaşımındaki teknolojik gelişmelerin ve bilimsel çalışmaların dünyanın önde gelen petrol şirketlerini ve küresel otomotiv pazarını ekonomik sıkıntıya sokacağı gerekçesiyle ertelenmesi ve hasıraltı edilmesi artık herkes tarafından bilinen gerçeklerdir.
Küresel güçler kendi demokrasilerini ve değerlerini korurken egemenlik sağladıkları ve ekonomilerini ele geçirdikleri tüm ülkelerde İngilizlerin “böl ve yönet” yöntemini sürdürerek en gerici, en şiddetkâr, en antidemokratik ortamlar yaratarak toplumları birbirine düşürüyor, terör ve iç savaşlara neden olacak senaryoları düzenliyorlar. Yayılmacılığın oyunları bunlar.. Acı olan şey, yöneticilerimizin senelerce bu oyunun paydaşı olmasıdır. 50'li yıllardan bu güne kadar sürdürülen “Küçük Amerika” rüyasından uyanma zamanı gelmedi mi?