Türkiye ne çektiyse başarısız yönetimlerden, yeterli donanıma sahip olmayan siyasetçilerden ve en önemlisi de, giderek düzeysizleşen insan karakterinden çekmiştir.
Ahlak başta olmak üzere, adalet, sevgi, saygı, sorumluluk, erdem ve hoşgörü gibi insani değerlerin yerine kendi kişisel çıkarlarını; rüşveti, talanı, yalancılığı, çamur atmayı, yandaşlığı ve ötekileştirmeyi yeğleyen yöneticilerin görüntülerini her gün birlikte izliyoruz.
Basına yansıyan bu utanç verici fotoğrafları iyi okumak gerekir.
Bir ya da birkaç siyasetçinin kendine, ailesine ve yakınlarına daha iyi bir yaşam sağlama girişimleri (!) aslında toplumumuza anlayana- bir ders niteliği de taşımaktadır.
Sokaktaki insanlara soran medya muhabirlerinin aldığı yanıtların çoğu; “Bu, düpedüz hırsızlıktır. Çok şaşırdık!” oluyor. Neden şaşırıyorsunuz ki, Perşembe'nin geleceği Çarşamba'dan belli değil midir?
Yıllardır, cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirme çabaları sürdürülürken herşey hukukun içindeydi de, adil, iyi ve doğruydu da telefonlar dinlenip, paralar ortaya çıkınca mı, yani son bir haftadır mı işler ters gitti? Hayır, 40'lı yıllardan günümüze kadar olan süreçte bağımsızlık karşıtı düşünce hep vardı. İçeride ve dışarıda yuvalanan bu cumhuriyet karşıtı düşünceyi anlayabilmek için demokrasiyi ve cumhuriyeti iyi bilmek gerekir. Cumhuriyetin faziletlerini anlayamayanlar, onun temel niteliklerinin ne olduğunu da bilemezler kuşkusuz.
Tam bağımsızlığı temel ilke edinen Atatürkçülüğün tüm toplum tarafından özümsenememesi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik sorunlar, eğitim, hızlı nüfus artışı, kimlik bunalımı, Anayasa maddelerinin sıklıkla değiştirilmesi, Anayasa ihlalleri ve demokrasinin yanlış anlaşılması cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirme girişimlerine yönelik başlıca etkenlerdir.
Türkiye her geçen gün geriye gidiyor, yalnızlaşıyor, kimliksizleşiyor ve sonuç olarak uluslararası arenada itibarsızlaşıyor. Düşünce devriminin tam anlamıyla yapılamaması, temel hak ve özgürlükler konusunda toplumda yeterli bilincin oluşmamış olması; demokratik katılımcılığın sadece seçim sandığından ibaret olmadığının, çoğunluğa değil, çoğulculuğa dayanması gerçeğinin topluma anlatılamamış olması ülke sorunlarının özünü oluşturmaktadır.
Cumhuriyeti, demokrasiyi, bağımsızlığı anlamak için o değerleri kaybetmenin eşiğinde olmak mı gerekir? Konutlarında para saklayanlar ya da saklandığı iddia edilenler kadar onların telefonlarını dinleyen gizli güçler de o denli suçludur. Yanlışın ve kötülüğün azı-çoğu, zararlısı-yararlısı olamaz. Yanlış, yanlıştır..
Özgür, çağdaş, demokratik ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti tüm toplumumuzun onurudur ve en önemli değeridir. “Perşembe'nin geleceği Çarşamba'dan bellidir” dememek için insanın evrensel, demokratik ve çağdaş değerlerine sıkısıkıya sarılmalıyız ve onları korumalıyız..