Türkiye Cumhuriyeti'nde neler oluyor? Ne olmuyor ki.. Olup bitenler dünkü bugünkü şeylermiş gibi görünse de aslında öyle olmadığını hepimiz biliyoruz.. Buz dağının suyun üstünde görünen kısmına değil suyun altındaki kütlesine bakmak gerekir. Hatta onu oluşturan ortamı, iklimi ve etkenleri görmek gerekir..
Birkaç gündür ülkemizde yaşananlar kimilerine göre düğün bayram, kimilerine göre yas matem.. Türkiye Cumhuriyeti'nde hiç kimsenin masum olmadığını düşünmemek için bir neden arıyor fakat bulamıyorum. Herkes suçun ortağı gibi sanki.. Seçenler, seçilenler, iktidar, muhalefet, suç işleyenler, suça ortak olanlar, tavassut edenler, göz yumanlar, amirler, yöneticiler, memurlar, müdürler vs..
Hangi nedenle olursa olsun ve kimler tarafından günyüzüne çıkartılırsa çıksın; ortada bir istismar, suistimal, suç ve yasadışı uygulamalar var. Bu utanç ortamını yaratanları savunanlar da var elbette..
40'lı yıllarda başlayan bağımsızlık karşıtı tutum ülkeyi dış ve egemen güçlerin kucağına itmiştir. Sonrası bilinen şeyler.. Sazı çalan biz olsak da sazın akordu başkaları tarafından yapılageldi on yıllardır. Sağdı, soldu, ötekilerdi, bizimkilerdi, yandaşlardı derken bugünlere ulaşıldı..
Olanlara siz şaşırdınız mı bilmiyorum ama ben asla şaşırmadım, hem de hiç.. Torpil, adam kayırma, tavassut ve rüşvetle işleyen bir çarkın ürünleri sergileniyor. Yıllar boyunca sorgulamadığımız, üzerine gitmediğimiz, karşı çıkanları engellediğimiz dışa bağımlı bir sistemin sonuçları bunlar..
Kendilerinin itibarsızlaştırıldığını söyleyenlerin itibarsızlaştırdığı bir ülkenin içinden çıkılamaz içler acısı hallerinin perde arkası kesinlikle araştırılmalı. Ucu nereye giderse gitsin, sorgulamalar kime ve hangi guruplara dayanırsa dayansın araştırılmalı, soruşturulmalı.
Devletin içinde, çıkarları birbiriyle çelişen güçlerin olduğunu izlemek ve onların savaşına tanık olmak gerçekten düşündürücü.. Mustafa Kemal Atatürk'ün “Tam Bağımsız Cumhuriyet” derken bize neyi işaret ettiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.
SUÇLAR ÜLKESİ MİYİZ?
Gün sonu resmi hesaplarını denkleştiremeyen bir devlet görevlisinin 1-2 lira açık vermesiyle “zimmetine para geçirdi” diye soruşturma açıldığı, yargılama sonucu mahkûm edildiği ya da en iyimser olasılıkla istifası istendiği günler ne çabuk unutuldu.
Bugün geldiğimiz nokta; dışa bağımlı ekonomi ve hizmetkârları ile “Benim memurum işini bilir” anlayışının kişiliksizleştirdiği yönetimlerin başarısıdır. Günden güne cahilleştirilen bir toplum, hak ve özgürlüklerinden habersiz uyutulan yoksul yurttaşlar ve en üstten en alta devletin her kademesinde dönüp duran dolaplar..
“Türkiye Cumhuriyeti” adının ve ayyıldızlı bayrağımızın altıda gerçekleşen rüşvet, talan, sömürü, insan hakları ihlalleri, şiddet, adam kayırma, torpil, faili mechuller, terör ve cinayetlerin Türk ulusuna ve Anadolu topraklarının derin kültürüne, erdemine ve olgunluğuna hiç yakışmadığını düşünüyor ve nedeni ne olursa olsun her türden yasadışı suçu işleyenleri, ortak olanları ve görmezden gelenleri şiddetle kınıyorum..