Sevgili Okuyucular,
Gün geçmiyor ki, olumsuz bir haberle irkilmeyelim, üzülmeyelim.. Ne kadar karamsar olmamaya çalışsam da ülkemizde yaşananlar geleceğe yönelik umutlarımın azalmasına neden oluyor. Bitkilerin hatta hayvanların bile barış içerisinde yaşadıkları bir gezegende insanların barışa ulaşamaması, barış içinde olmayı başaramaması çok düşündürücü..
Düşündürücü diyorum çünkü, ancak düşünerek, sorgulayarak ve bilgi derleyerek oyunun perde arkasında dönen dolapları, entrikaları ve onların yerel işbirlikçilerini görebiliriz.
Protestolar, eylemler, tutuklamalar, tahliyeler, sivillerin öldürülmesi, görev başında yaşamını yitiren yurttaşlar, terör, olağanüstü meclis toplantıları, liderlerin vaadleri, sis bombalamaları, biber gazları, ötekileştirme, bölünme tehdidi, ayrışma, cepheleşme, provokatörler, kavga, faili mechuller, cenaze törenleri, yaralılar, dövizdeki hızlı artışın bastırılması ve ekonomik krizi önleme çabaları..
Bu, görünürde algıladığımız ülke manzarası. Oysa düşünmemiz ve sormamız gereken soru şu olmalı; “Ülkemizde yıllardır süregelen kaosu ve toplumsal bunalımı yaratan gizli neden nedir?”
Yıllar boyunca kardeşi kardeşe düşman eden, dinsel farklılar üzerinden insanları ayrıştıran, etnik köken bağlamında bölgelerarası güvenlik sorunu yaratan, siyasi parti tabanlarını karşı karşıya getiren, yurtseverleri, aydınları tutsak eden, devlet yönetiminde zaaflara, adam kayırmalara, yolsuzluklara zemin hazırlayan, dinsel ögeleri siyasete alet eden, devletin güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getiren, toplumsal gelişme yerine toplumu borçlandırarak köleleştiren ve bu karmaşadan yüzünün akıyla, başarıyla ve kârla çıkan; Kapitalizm, yani mevcut sistemdir..
Kapitalizm, dünyaya egemen olmuş zengin toplumların kazanç sistemi olarak geri kalmış ülkelere farklı ideolijiler ihraç etmesi, savaş, terör, ekonomik yaptırımlar, toplumlardaki farklılıkları ve karşıtlıkları ateşleyerek geri kalmışlığı ve cehaleti sürekli kılmasıyla olasıdır. Tüm dünyada geçerli olan bu sistem Amerika ve Avrupa tarafından yürütülen tek politikadır.
Ülkemiz çok taraflı bir oyun içerisinde kıvranmaktadır. Günümüzde her şey tüketim (üretme tüket) modeli üzerine kurulmuştur. Geri kalmış ülkelerdeki toplumsal gelişmenin engellenmesinin nedeni; politikacılar, sözde ideologlar, para karşılığı sistem taşeronluğu yapanlar ve küresel ekonomiye entegre olmuş zenginler dünyasıdır. Ne yazık ki; bu büyük oyunun başarılı üyesi olarak kimi zaman bir bilim insanını, tanınmış bir sanatçıyı, saygın bir işadamını, bir devlet görevlisini, bir fabrika işçisini ve birçok siyasi lideri görebilmekteyiz.
Oyun sürdüğü sürece, çağdaş eğitim sürecini tamamlayamamış bizim gibi ülkelerde sorun ideolojik olarak gösterilmektedir. Oysa gelişmemişliğin nedeni asla ideolojik değildir. Küresel ekonomik güçler kendilerinin dışındaki toplumları daha kolay ve hızlı sömürebilmek için cehalete çağdaş formlar kazandırarak toplumların gelişmesini engellemek ve bilim, sanat, endüstri ve teknolojide ilerlemelerinin önünü kesmek zorundadırlar. Kendi teknolojilerini, kendi ürünlerini bu ülkelere satabilmek için..
1950 yılından bu yana ülkemiz, dipsiz bir kuyuya atılan taşın kör karanlıkta kaybolması gibi bir bilinmezliğe doğru sürüklenmektedir. Liberal kapitalizm ile gelişmemişliğin omuz omuza egmen olduğu bir dünyada “Tam Bağımsız Türkiye!..” diye haykırmanın ne kadar anlamı ve yararı olur, onu da bilemiyorum.
Zaman; birlik, sevgi, saygı ve kardeşlik zamanıdır. Başka Türkiye yok. Aklımızı başımıza almalıyız çünkü; torunlarımızın geleceğinden biz sorumluyuz..